Okuduklarım

İnsomnia Café – M.K. Perker

Perker’in, yıllar evvel mizah dergilerinde denk geldiğim ancak düzenli takip edemediğim çizgi hikâyesi İnsomnia Café bir hafta önce KaraKarga Yayınları’ndan tekmili birden tam macera olarak çıktı. Hemen edindim tabii ki. Bir çırpıda da bitirdim. KaraKarga’dan çıkan bir başka çizgi romanı (Arakçı) çok beğenmemiş ve hatta Evrensel’de de yazmıştım. Fakat İnsomnia Café bambaşka bir şeydi!

M.K. Perker’in çizimlerine zaten diyecek bir şey yok. Sinema güzelliğinde çiziyor resmen. Öyle ki, onun herhangi bir çizimine denk geldiğin zaman sadece sırtını yaslayıp; önünden akıp giden bantları izlemek istiyorsun. Tabii, bu çok da mümkün değil. Sayfayı çevirecek birisi lazım.

DEVAMINI OKU

Gezenti

Cingöz Recai: Dönen, Gerçekten Bir “Efsane” mi?

Türkiye’de ilk polisiye seri olma özelliği taşıyan, Peyami Safa’nın annesinin adından devşirerek kendisine mahlas ürettiği Server Bedi adıyla yazdığı Cingöz Recai serisini bilir misiniz? Ben bundan yıllar yıllar önce, henüz ortaokula giderken yaşadığım küçük Karadeniz kasabasındaki izbe bir kitapçıda tüm kitaplarını bulduğum için kendisiyle tanışmıştım.

Tabii, daha evvel sinemaya uyarlanan iki versiyonu da büyük keyifle, ama en çok da Ayhan Işık versiyonunu büyük keyifle, izlemiştim. Haliyle, “Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü” filmini de vizyona girer girmez izledim.

Peşinen iki noktayı vurgulayıp, yazıya öyle geçmek istiyorum.

Bir polisiye yazarı olarak, Türkiye’de ‘polisiye’ namına kim bir tuğla koyarsa duvara; onu desteklerim. Hem de gönülden. En iyiye ulaşan yolların hep kötü girişimlere de gebe olduğunu daha önce de farklı alanlarda gördük. Bu yüzden, bu filmin de başarılı olmasını istiyorum.

DEVAMINI OKU

Köşe Gönderi

Üçten Gelim, Tümevarım

Geçtiğimiz hafta bu satırlarda yayımlanan yazımda 2. Lig’in son üç sezonunda ligin ilk altı haftasına iyi ve kötü başlayan takımlarla lig sonundaki sıralamanın kıyasını yapmıştım. Yazının sonunda ise iki soru belirmişti: Hep aynı takımlar ekseninde şekillenen playoff hattının sebebi neydi? Kulüplerin aradaki yirmi yedi hafta neticesinde gerçekleştirdiği atılımların kaynağı neydi?

Kolay sorudan, ikinciden, başlayalım.

DEVAMINI OKU

Gezenti

Hiç Kimsenin Öyküsü

Krops, henüz yeni bir tiyatro oluşumu. Özel tiyatroların, lanse edildiği kadar tiyatro ruhunu öldüren ‘profesyonel’ PR’ından uzak kalarak bir şeyler yapmaya gayret ediyorlar. Bunu da oldukça iyi şekilde yapıyorlar! Geçtiğimiz sezon izleyemediğim ve bu sezon da 8 Ekim’de Moda Sahnesi’nde sezonu açtıkları oyunları Hiç Kimsenin Öyküsü, izleme fırsatı bulduğum ilk oyunları oldu.

Dekorların hazırlanışından, ışık ve test ayarlamalarının yapıldığı anlara dek; hemen hemen sahnelenişinin tüm aşamalarına şahitlik ettiğim ilk oyun da Hiç Kimsenin Öyküsü oldu böylece. Kısaca oyundan bahsetmek istiyorum. Aynı tren kompartımanına tesadüfen düşmüş iki askerin, bir önceki gün ilan edilen barış sonrası ilk kez karşı cepheden bir askerle karşılaşma hikâyesi anlatılıyor 80 dakikalık oyunda.

DEVAMINI OKU

Evrensel Pazar

Işığa Kaçış

Fotoğraf: Ayşegül Kaycı

Uçağın tekerlekleri açılıp, piste girdiğinde önce derin bir sarsılma; ardından kısa bir gel-git ve duraksama olmuştu. Bu aşama, birkaç kez daha ileri geri yaşanan sarsılmayla devam etmiş ve en nihayetinde uçak sonsuzluğa benzer bir durma haline geçmişti.

Orta sıralarda, cam kenarında oturan kadın ayağa kalkmak için bekledi. İşi gereği, seyahatlerinde sık sık uçağa biniyordu ve yolculuğunun bu kısmının daimi bir sabır gerektirdiğini biliyordu. İnsanlar inmek bilmezdi. Bavullarını üstlerinde yer alan bagaj bölümünden alırken sakarlaşır, ilerlerken aksamalar yaşanır ve illaki beş dakikayı aşkın süre ayakta beklemek zorunda kalırdı insan. Bu evreyi genelde cep telefonunu açıp yolculuğu boyunca aksayan e-posta trafiğini kontrol ederek değerlendirirdi kadın. Bu kez öyle yapmadı.

Yıllardan sonra ilk kez Türkiye’ye geliyordu. İş, bekleyebilirdi. En azından bu kez…

DEVAMINI OKU