Cesur Yürekler

Futbolda “tekmeye kafa uzatmak”, “vücudunu siper etmek” gibi cesurluk göstergesi pek çok deyiş vardır ancak bana göre asıl cesaret en kritik anlarda karizmayı düşünmeden görev almaktır.

Tarih de, pek çok kereler bu cesur yürekleri haklı çıkarmıştır: Kalecisiz kalan bir takımda kurtarıcı rolü üstlenen futbolcuları…

İlk akla gelen meşhur 4-3′lük maçın “panteri” ve daha önceden de bir hentbol geçmişi olduğu için gönül rahatlığıyla kaleye geçebilen Beşiktaşlı Pancu…

Pancu kalede

Alex gibi bir duran topçunun penaltısında doğru köşeye uzanan ancak topu ellerinden kaçıran lakin sonradan gelen pozisyonlarda kaleyi sağlama aldığını kanıtlayan bir performans göstermişti maçın son sekiz dakikasında…

Beşiktaş’tan girdik, gene oradan devam edelim…

Bobo kalede

Bir başka maçta da Bobo kaleye geçmiş. Gene bir son on dakikada, Trabzonspor karşısında kırmızı kart gören Rüştü’nün yerine kaleye geçen Bobo maçın 3-2 bitmesindeki en büyük etken olarak gösterilebilir. 2-0 geriden gelen Beşiktaş’ta üçüncü golü atan ismin de Bobo olması, maçı yıldızını da kolayca belirlememizi sağlamıştı…

Aynı şekilde “gol atıp gol kurtaran” kaleci-oyuncu örneği de eski Trabzonlu Ali Yavuz da vardır. 75/76 sezonunda deplasmanda Ankaragücü’ne bir gol atan Ali Yavuz, kaleci Şenol Güneş’in Erman Toroğlu ile çarpışarak sakatlanması ve oyuncu değişiklik hakkının tükenmesi nedeniyle kaleye geçer ve gol yemez. Skor da 1-0 olarak tescil edilir.

Tuncay Şanlı kalede

Bir de Fenerbahçe semalarında var bir “cesur yürek”. Futbolda olduğu kadar basketbolda da güçlü bir tarzı olan “Sinyor” Can Bartu‘nun 1958′de üstelik Romanya karşısındaki milli maçta 2-0 giderken Turgay Şeren’in sakatlanmasıyla kaleye geçmesi ancak bir gol yemesine rağmen maçın 2-1 bitmesi arşivlerde yer bulmuştur…

Bir diğer millî kaleci-oyuncumuz ise, Euro 2008′in tek gol yemeyen kalecisi Tuncay Şanlı olurken, şans eseri maç penaltılara gitmemiş ve maçtan geriye de Tuncay’ın kaleye geçerken okuduğu dua kalmıştır…

Peki bizde bile bu kadar çok, yurt dışında durum nedir?

Basel – Lyon maçında 2-2′lik giden skor esnasında Basel kalecisinin penaltı yaptırıp kırmızı kart görmesi sonucu kaleye geçen golcü futbolcuMladen Cetric‘in penaltıyı kurtarması efsaneleşmiş bir andır mesela…

2006 yılındaki bir maçta da Sheffield United kendisinden beklenmeyecek bir şekilde iyi oynayarak Arsenal karşısında 1-0 öne geçmiştir… Ancak Sheffield teknik direktörü Neil Warnock‘un sezon başında aldığı kararla beş yedek oyuncusunun arasında kaleci kontenjanı açmaması ve antremanların bir bölümünde futbolcularını kaleci antrenörüne emanet etmesi meyvesini verir: 61. dakikada kaleye geçen Michael Tonge yıldızlaşır ve “yıldız”lara gol fırsatı vermez…

Cech ve Terry

Gene İngiltere’de, Reading – Chelsea maçında beşinci dakikada as kaleci Cech‘in, bitime beş dakika kala da yedeği Cudiccini’nin sakatlanması sonucu kaleye geçen kaptan Terry maçı gol yemeden tamamlayarak gemisini kurtaran kaptan olup çıkar…

Tabii bir de 65 dakika boyunca gol yemeyen “efsane” Lorient oyuncusuUlrich Le Pen‘i de anmasak olmaz… Maçta dillere destan bir performans göstererek Valenciennes’in 1-0 mağlup edilmesinde doğrudan pay oynayan 33′lük yıldız için futbol bambaşka boyutlardadır o maçta… Öyle ya, futbolunu bir üst kademeye çıkarmış ve “cesur yürek”liğe terfi etmiştir…

Semalarımızda daha fazla cesur yürek görme ümidiyle yazıyı sonlandırırken, Eduardo Galeano‘nun “kaleci” tarifiyle sizi baş başa bırakmak isterim…

“Ona file bekçisi dendiği de olur. Aslında kader kurbanı, mahkum ya da şamar oğlanı da denebilirdi. Onun bastığı yerde bir daha çim çıkmadığı da söylenir.
O yapayalnızdır. Oyunu hep uzaktan izler. Hedef mekandan ayrılmaksızın üç direğin arasında idamını bekler. Eskiden hakem gibi, siyahlara bürünürlerdi. Artık hakemler kara karga kıyafetiyle çıkmıyor sahaya, kaleciler de renkli fantezilerle süslüyorlar yalnızlıklarını.
O gol atmaz. Onun varoluş nedeni gol atılmasını engellemektir. Gol futbolun bayramıdır, golcü mutluluklar yaratır; kaleci ise bozguncudur, oyunbozandır.
Sırtında bir numaralı formayı taşır. İlk ödüllendirilen asla o olmaz. O her zaman ilk suçludur. Kaleci her zaman suçludur. Suçu olmasa da fatura ona çıkarılır. Oyunculardan biri on kusurlu hareketten birini yaptığında ceza yine ona verilir: Bomboş alanın ortasında, celladıyla baş başa kalır.
Takımların kötü olduğu günlerde de kabak onların başına patlar, şut sağanağı altında başkalarının günahlarını çekerler. Öbür futbolcular bir ya da birkaç kez affedilmez hata yapabilirler; ama her zaman milimetrik bir pasla, güzel bir çalımla ya da isabetli bir şutla kendilerini affettirebilirler.
Onun böyle bir olanağı yoktur. Seyirci kaleciyi affetmez. Yanlış mı çıktı? Bacak arası mı yedi? Top elinden mi kaydı? Çelik parmaklar pamuğa mı dönüştü? Kaleci bir tek hatasıyla maçı mahvedebilir, bir şampiyona onun yanlışıyla kaybedilebilir. İşte o zaman seyirci kitlesi onun tüm başarılarını unutuverir ve onu günah keçisi olarak ilan eder. Kara talihi ömrünün sonuna dek onu terk etmeyecektir.”

Berezilya | 7 Aralık 2009

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seven + eight =