Genel

Röportaj: Turhan Özyazanlar

Birinci ligi takip edenler pek bilmez ama, alt liglerin meraklılarının ezberindeki bir isimdir Turhan Özyazanlar. 1985 yılından beri A Genç, 1. Amatör ve profesyonel kategorilerde tam 12 şampiyonluğu olan bir teknik direktörden bahsediyoruz. İBB’yi dört lig birden atlatan, Güngören Belediyespor’u Bank Asya 1. Lig’e çıkaran bir hoca. Fubolculuğunda Fenerbahçe ve Lüleburgaz’da 10 yıl top koşturan ve kendisinin de birazdan okuyacağınız üzre tamamen sorumluluğu üstlenerek giriştiği teknik direktörlük tecrübesinde 15. yılını, takımsız karşıladı. Bu, ülke futbolunun bir ayıbı olmalıdır diye düşünerek; futbol olsun genel kültür olsun her açıdan yurdumuzda ahkam kesip otorite olma imajı çizen insanlara nazaran daha üstün olan değerli futbol büyüğümle röportaj yaptım… Dilerim, gerekli insanlar gerekli mesajları alacaktır… Keyifli okumalar…

– Aldığınız şampiyonluklar bir hayli, lakin dikkat çeken bir unsur da genelde belediye takımlarında aldığınız şampiyonluklar. İBB’yi 2. amatörden Bank Asya’ya, Güngören Belediyespor’u – ki belediye destekli bir takım değil esasında – 2. Lig’den Bank Asya’ya taşıdınız. Bunların dışında da aldığınız şampiyonluklar var. Takım tercihleriniz bilhassa mı onlardan yöne?

* Takım tercihlerini ben yapmıyorum. DSİSPOR ve İBB dışında çalıştırdığım takımlar seyircili idi. Gelen tekliflere bağlı bir olay.

– İBB’yi 2. amatör kümeden Bank Asya 1. Lig’e taşıma sürecinizi anlatır mısınız?

* İBB’ye DSİSPOR’dan geldim. İSKİ’de genel müdür yardımcısı olan Temel Belek, İTÜ’den hocamdı ve benimle çalışma isteğini kıramadım. DSİSPOR’dan iskelet bir kadro ile transfer olduk. Amatör ligin üzerinde bir takımdık ve profesyonel lige çıktıktan sonra da bu iskeletimizi koruyarak transferler yaptık.

Takım oyunu, birlikte düşünebilme, planlananı uygulayabilme, oyun sistemi gibi aklı ön planda tutan çalışmalarımızla fark yaratıyorduk.

Transferler konusunda da bir avantajımız vardı. Futbolculara iş imkanı sağladığımız için tercih nedeni oluyor, iyi futbolcuları büyük paralar vermeden de transfer edebiliyorduk.

– Biraz da futbolculuğunuzdan bahsedelim, neden on yıl gibi kısa bir süre futbolculuk yaptınız? Futbolculuk yaşantınızda başınıza gelen en ilginç şey neydi?

* Futbolculukta pek iddialı değildim. Fenerbahçe’de o zamanki büyük futbolcularla antrenmanlarda karşılıklı ya da yan yana oynamak, kendimi onlarla kıyaslamak bana yetiyordu. Öte yandan İTÜ’de okumam da bir başka zorluktu. Okul yüzünden futbol, futbol yüzünden de okul pek iyi gitmedi. Aslında bunu bahane ettiğimi düşünüyorum. Şimdiki aklım olsa her şey çok daha iyi olabilirdi.

“Dinamo” isimli bir mahalle takımımız vardı. En büyükleri bendim. Semt turnuvalarında bizden çok büyükleri, profesyonel futbolculardan kurulu takımları, yenerdik ve bunun mimarı ben olurdum. O zamanlardan başlayan bir antrenörlük yeteneğim vardı diyebilirim.

Futbolculuğumdan itibaren antrenörleri izlerdim. Örneğin; Fenerbahçe kulübündeki antrenörlerin hiç kimsede olmayan çalışma programları bende vardır.

Anılarım içinde biri, futbol hayatımın akışını değiştirdiği için ilginçtir. 78-79 sezonunda Fenerbahçe – İstanbulspor kupa maçında ilk onbirdeyim. İlk maçı Fenerbahçe 5-1 kazandığı için takımın büyükleri rahat ve umursamaz bir oyun oynarlarken ben kendimi kabul ettirmek için çırpınıyorum. Maç sanırım 1-1 giderken akıl almaz bir gol kaçırdım. Ön libero oynuyordum ve kafa toplarında çok başarılı idim. Son çizgi ile ceza alanı çizgisinin kesiştiği noktadan bir serbest vuruş kazanmıştık. Engin Verel ortaladı, herkesi aşan top bana geldi. Kafamı topa çarptırsam gol olacakken ben vuruş yaptım ve top yandan dışarı gitti. Maçı 2-1 kaybettik. 2. ligten bir takıma yenilince kıyamet koptu. Tabi büyüklere kimse bir şey diyemediği için fatura gençlere kesildi. Oysa o golü atmış olsam muhakkak yeni fırsatlar da elde edebilir, Fenerbahçe’deki futbol yaşantım sürdürebilirdim.

– Genelde göz önünde olan oyuncuların teknik direktörlerce sevilmediği bir futbol coğrafyasındayız. Takımlarınızda yaşadığınız bu tarz gerginlikler oldu mu? Veya bir maç esnasında bir futbolcunun sırf gündeme gelmek veya amiyane tabirle “tribüne oynamak” için sizin verdiğiniz taktiğin dışına çıktığını gördünüz mü? Tavrınız ne oldu?

* Yıldız oyuncularla bir sorunum olmadı çünkü takım oyunumuz içindeki görevleri somut olarak veririm. Herkes neyi yapıp neyi yapamadığını bilir. Bana ve takıma zararı olmadığı sürece hoşgörülüyümdür ama zararı olduğunda müdahale edrim. Tribüne oynarken topu kaptırırsa, golü kaçırırsa, golü yedirirse ya da takımın uyumunu bozarsa buna izin vermeyeceğimi baştan konuştuğumuz için yıldız oyuncularım da gerçekçi oynarlar.

Tavrım konusunda şunu söylemeliyim: Kimseyi kadro dışı bırakma, para cezası, yedek bırakma gibi yöntemler kullanmam. Takımı ve kendimi cezalandırmış olacağım bir davranışta bulunmam. Herkesin etinden, sütünden, yününden yararlanırım ama gelecek kadroları oluşturuken bunları dikkate alırım.

– Samsunspor ve Yalovaspor gibi ateşli taraftar gruplarının olduğu takımları çalıştırmak mı daha zor, İBB gibi taraftarsız takımları mı? En azından başarısızlık durumunda sorumluluğu kabul eden bir hocasınız, Güngören Belediyespor’da bunu gördük. Takımı küme yükselttiniz ancak başarısız sonuçlar olunca istifanızı gözünüzü kırpmadan verdiniz. Peki, taraftarsız takımlarda olmayı tercih eden bir imaj çizmek daha kötü değil mi?

* Başarısızlıkta istifa etmedim. Güngören’de 5.haftadaki Samsunspor maçı sonrasında ve 2. yarının 4. haftasındaki Altay maçı sonrasında istifa etmiştim. Yönetim kabul etmemişti.

“Başarı” nedir? Başarısızlık bir ya da birkaç maç sonucu olamaz. Eldeki koşullar göz önüne alınmadan bir karar vermek yanlıştır. Bunu ayrıca konuşmak gerekir.

Taraftarı olan takım tabii ki daha iyidir. Ancak taraftarın bilinçli olması gerekir. Bizde sevinç paylaşılır ama üzüntü paylaşılmaz. Oysa takımın taraftara ihtiyacı, işler kötüye giderken daha fazladır. Yoksa galipken, takım zaten coşmuşken destek önemli değildir.

Çalıştırdığım takımlarda taraftarımızı çoğu kez kendimiz yarattık. İBB’nin özel seyircileri olurdu. Çünkü oynanan oyun zevk verirdi. Yalovaspor taraftarı küsmüstü maça gelmiyordu ama zamanla hop oturup hop kalkan onbine yaklaşan sayıya ulaşmışlardı. Güngören seyircisinin önceki yıllara göre artışını herkes bilir. Samsun da bile başladığımızdaki seyici sayısı ile son maçımızdaki (Boluspor) seyirci sayısı çok farklıdır.

– Takımlara lig atlatmanızın sırrı ne? “Ben bu işi çözdüm” mü, “Ekip oyunu” mu? Veya başka bir şey mi?

* Lig atlatmanın sırrı yok, futbolun matematiği var. Bunlar somut, anlaşılır, basit savunma ve atak prensipleri ile psikolojik faktörlerdir. Dünyanın neresinde olursa olsun, her yaşta oyuncu grubuyla, her kategoride (isterse halı saha maçı olsun), her koşulda uygulandığında aynı sonucu alabiliyorsak bu matematik gibi bilimseldir. Ben bundan yararlanırım.

Başta söylediğim gibi takım oyunu, birlikte düşünebilme, planlananı uygulayabilme başarının anahtarıdır. İnisiyatif almak yani oyun içinde geleceği bilmek ve böylece rakipten bir saniye bile önce davranmak ne kadar büyük avantaj sağlar düşünün. Oyundaki milyonlarca pozizyonda siz hep bir saniye öndesiniz. Ne olacağını biliyorsunuz, kaderiniz kendi elinizde. Bu durumda her zaman galibiyete yakın olursunuz.

Yaptığım çalışmalar bu doğrultudadır ve zaman gerektirir.Ancak sabırlı olan için başarı kaçınılmazdır.

– Gelecekteki hedefleriniz neler, futbol anlamında, kişisel anlamda?

* Hedefim cehalatle giriştiğim savaşı kazanabilmek. Ülke futbolunun çok kötü olduğunu, nedenleri ve çözümlerini bilmeme rağmen sesimi duyuramamama üzülüyorum.

Çalışkanlık, bilgi, deneyim değil hemşehri ilişkileri, siyasi ilişkiler, kulis faaliyetleri, iyi-kötü şöhret sahibi olmak tercih nedeni olmamalı.

Geçenlerde NTV’de oruç konusunda Sergen Yalçın’la konuşuluyordu. Daha sonra Hakan Şükür bağlandı. Yarım saat konuştular ama hiçbir şey söylemediler. Bağlanıp, hem tıbbi hem de dinî açıdan durumu aydınlatmak istedim ama bu fırsatı vermediler. Çünkü şöhretli değildim. Oysa inançlı geçinen Hakan Şükür’ün Kuran’dan bile haberi olmadığını yüzüne çarpacaktım.

İşte mücadelem bu kara cahil laf ebeleri ve onlara fırsat veren, insanlara doğruyu değil de sansasyonel olanları sunanlarla.

– Bir de, mesleki olarak konuşalım. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunusunuz. O işi neden yapmadınız? Üniversitelerde okuyanlara tavsiyeleriniz neler?

* Askerden dönüşümde iş ararken DSİSPOR, hocası olan Metin Tükenmez ile yollarını ayırmıştı. Kardeşim oynadığı için bende maçlarını izliyordum. Hoca bulana kadar olmak koşuluyla antrenörlük tekliflerini kabul ettim. Maçlar iyi gidince de bir daha bırakamadım. Böylece mühendislik yerine antrenörlük ağır bastı.

İBB’de iken İSKİ’de mühendislik yaptım ama bu daha çok masa başı bir iş olduğu için tatmin edici değildi.

Üniversiteli her konuda olduğu gibi futbolda da elini taşın altına koymalı. Gücü, zamanı, donanımı, yeteneği neye yetiyorsa o alanda meydanı cahil cesaretine sahip, şişirilmiş şöhretlere bırakmamalıdır.

Bizler futbolumuzun çağa uymasını değil çağa yön vermesini sağlamalıyız.Bilgi her zoru yener. Bu da üniversitelide var.

– Verdiğiniz samimi cevaplar için teşekkür ederim, dilerim yolunuz her daim aydınlık ve vardığınız hedefler güzel olur.

* İlgine bir daha teşekkür ederim. Ancak söyleyemediğim, yarım kalan, daha da açılması gereken birçok konu var. Uygun bir zamanda görüşebilme umuduyla esnlikler diliyorum.

Sporx | 2011

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

11 − 6 =