Genel

İsimsiz Misafir – Çocuk Hikayesi

Mustafa, her pazar günü olduğu gibi yine anne ve babasından önce uyanmış; onları uyandırmamaya çalışarak kendi odasında oyuncaklarıyla oynamaya başlamıştı. Minik, plastik askerlerini Legolardan oluşturduğu kenti korumaları için kentin çevresine özenle dizmiş; oyuncak arabalarını da her sabah işe giden annesi ve babası gibi işe gidiyorlarmışçasına sürmeye başlamıştı.

Çok fazla oyuncağı vardı Mustafa’nın. Sık sık dağıldıkları için en sonunda annesi ona bir kutu vermişti. Mustafa oynamadıklarını bu kutunun içine koyuyordu. Arabaları sürmekten sıkılınca başka oyuncakları da oyununa dahil etmek için yatağının altında duran kutuyu çekti ve içine bakmaya başladı. Tam oyuncaklardan birini eline aldığında “Tık!” diye bir ses işitti. Annesinin uyandığını düşünerek odasının kapısına baktığında kimseyi göremedi. Tekrar kutuya bakmaya başladığında, aynı sesi iki kez daha duydu. “Tık! Tık!”

Dönüp baktığında, yine kimse yoktu. Bir an, sesin çizgi filmlerdeki gibi oyuncaklarından geldiğini düşünse de, onları sadece kendisinin konuşturabildiğini hatırladı. Kutunun içinden rastgele birkaç oyuncağını alıp kutuyu yerine geri koyarken aynı sesi bu kez daha kuvvetli işitti. “Tık!”

Odasında bu sesi çıkarabilecek hiçbir şey yoktu. Uzun süredir bir su kaplumbağası besliyordu ama onu da bir önceki gün gelen misafirlere göstermek için akvaryumuyla beraber salona götürmüştü. Tosbi adındaki kaplumbağa, hâlâ salonda olmalıydı. Koşarak gidip baktığında, Tosbi’nin de kendisi gibi yeni uyandığını fark etti. Akvaryumun yanında duran yemlerden birkaç tane verip, minik kaplumbağanın yüzerek yemlere gidişini ve ağzını kocaman açarak bu yemleri yutmasını izledi.

Tekrar odasına döndüğünde, nereden geldiğini bilmediği sesi bir daha duymayacağını düşünüyordu ancak kutudan çıkardığı oyuncaklarını eline aldığında aynı ses bir daha çıkmıştı. “Tık!”

O sırada, annesi de odasının kapısından kafasını uzatıp “Uyandın mı oğlum?” diye seslenince bu sesi bir süredir saklanan annesinin çıkardığını düşünmeye başlamıştı Mustafa. Tam annesine cevap vereceği sırada aynı sesi bir daha duyunca ve annesinin de böyle bir ses çıkarmak için herhangi bir şey yapmadığını görünce, sesten annesine de bahsetmek istedi.

“Sesi işittin mi?”

Annesi, Mustafa’nın bu sorusunu önce anlamadı. Çünkü herhangi bir ses işitmemişti. Ancak ikisi de durup beklediklerinde ve aynı ses bir daha çıkmış ve böylece sesin nereden geldiğini araştırmaya karar vermişlerdi.

Kısa sürede bu sırrı çözdü annesi. Ses, pencereden geliyordu. Mustafa’nın, üzerinde futbol topu desenleri olan perdesini aralayan annesi; sesin sahibini de çözdü. Bu bir kuştu! Üstelik merakla cama yaklaşan Mustafa’dan da kaçmamıştı…

“Anne, bu çok büyük bir kuş!” diye şaşkınlıkla konuştu Mustafa. Annesiyse, bunun bir karga olduğunu ve kargaların diğer kuşlara göre daha büyük olduğunu söyledi. Mustafa’nın zaman zaman babasıyla gittiği parkta ekmek parçaları attığı kuşlar hep küçüktü; oysa bu kuş, hepsinden büyüktü!

Karga, gagasıyla cama vurarak aynı sesi bir daha çıkarınca annesi, “Bu kuş acıkmış!” diyerek mutfağa koştu. Bir önceki günden kalan birkaç parça ekmeği getirdi ve Mustafa’yla beraber açtıkları camın önüne ekmek kırıntıları serptiler. Karga, başta çekinse de onlar camdan uzaklaşınca sekerek geldi ve ekmek kırıntılarını birer birer yedi.

Sonra, gagasını birkaç kez şaklatıp uçtu gitti. Mustafa, karganın yemek yer yemez gitmesine biraz üzülmüştü. En azından, yemek yedikten sonra teşekkür ediyormuş gibi dönüp bir kez daha bakmasını isterdi. Babasının böyle durumlar için söylediği bir sözü vardı, iyiliğe karşılık vermeyen insanlara ‘nankör’ derdi.

Tam annesinin peşinden, kahvaltı hazırlamasına yardımcı olmak için gidecekken sesi tekrar işitti. “Tık!”

Koşarak geri döndüğünde karganın gagasında bir bozuk para tuttuğunu gördü. Annesini çağırana dek, karga parayı camın önüne bırakıp gitmişti. Bunu anlattığında, annesi hiç şaşırmamıştı. Mustafa’ya kargaların özellikle güneş altında parlayan cisimleri çok sevdiklerini ve bunları alıp yuvalarına götürdüklerini anlattı. Bozuk parayı işaret ederek gülümsedi annesi.

“Bize teşekkür etmek için de bunu getirmiş!”

Mustafa, birkaç dakika önce uçup giden kuşun arkasından düşündükleri için çok üzüldü. Bunu annesine söylediğinde, “Senin bu yaptığına ‘önyargı’ diyoruz Mustafa…” diye anlatmaya başladı annesi. İnsanların, birbirlerinin hareketleri için karşı tarafa bir şey sormadan kendi kendilerine bir düşünceye kapılmalarının ve bu düşünceden dolayı kızgınlık, kırgınlık gibi hisler duymalarının önyargı olduğunu anlattı. Mustafa, bunun üzerine hiçbir arkadaşına karşı önyargı duymamaya karar verdi.

Kuşun bıraktığı bozuk paraya bakarken, paranın yazısız kısmını gösterip “Bu karganın adı Tura olsun anne!” deyiverdi. Annesi gülümseyip oğlunun saçlarını okşarken, beraber mutfağa geçtiler ve lezzetli bir pazar kahvaltısı hazırlamaya başladılar…

Not: Bu hikaye, “Çocuk Kitapları Haftası” münasebetiyle Mutlu Dünyam Anaokulu‘nda düzenlenen etkinlik için yazılmıştır.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

5 × 5 =