Genel

Yokyerler / Nonspaces

yokyerler-nonspaces-1456Akbank Sanat’ta düzenlenen, küratörlüğünü Ceren Arkman ve Irmak Arkman’ın üstlendiği “Yokyerler” / “Nonspaces” sergisini ziyaret ettim. Sergi, temelinde doğa temsilini ve mekanın yeniden şekillendirilmesini işliyor.

Marc Augé’nin ‘non-lieux’ kavramından ilham alarak hazırlanan Yokyerler’de başta Ryoichi Kurokawa, Paul Myoda ve Can Büyükberber (&Yağmur Uyanık) gibi 14 sanatçı ve ikilinin çalışmaları yer alıyor. Ben ilk olarak bu sergide beni en çok etkileyen beş çalışmayı ve genel olarak serginin bende uyandırdığı izlenimleri yazmak istiyorum.

20170225_162405

Vanished Tree, 2015

5. Vanished Tree / Youki Hirakawa

Aslında serginin ‘en iyisi’ olabilecek bir çalışmaydı. Çünkü tavana verilen bir projektörle yere uzanıp izlenilebilecek, haliyle derinliğinin de olduğundan daha fazla hissedileceği bir çalışma “Vanished Tree“. Ancak nedendir bilmem, Akbank Sanat’ta bu çalışma için ayrı bir oda veya daha iyi bir yer ayrılmamış. Haliyle isminin de hakkını vermişler…

 

 

 

 

 

Collide, 2016

Collide, 2016

4. Collide / Onfromative

Geniş bir odada, üç duvarı da boydan boya kullanıyor ve bu yönüyle derinlik algısı konusunda biraz da fizik kurallarından güç alıyor ‘Collide‘. Bir renk cümbüşünün içine gömülmüş, kendinizi akışa bırakmış gibi hissetmemeniz çok zor. Üstelik akış sürekli değişirken…

 

 

Nonspaces sergisinde yer alan Memory Lane isimli çalışma.

Memory Lane, 2016

3. Memory Lane / Felix Luque & Iñigo Bilbao

Sergiye girer girmez dikkatinizi çekecek bir yere konulmuş olmasının bu sıralamamda bir payı olmuş mudur emin değilim. Ancak Memory Lane, en dip köşelere bile konulsa illa ki dikkatinizi çekebilecek bir metafiziğe sahip. Kendinizi bir kovuğun / mağaranın içine giriyormuş gibi hissediyor; bu seyahatinizin çıldırtıcı derecede yavaş ve saliselerle tekrarlanan sekanslardan oluşması sizde bir sabırsızlık uyandırıyor.

 

20170225_162351

Black Rain, 2009

2. Black Rain / Semiconductor

Black Rain, gerçeklik algısıyla dans ediyor adeta. Siyahın çok siyah, beyazın çok beyaz olduğu bir yağmur düşünün… Düşündüğünüzden daha iyisi Black Rain! Tek bir şey düşündüm bu çalışmayı görünce; madem renk ve gerçeklikle bu kadar ‘rahatça’ oynayabilen bir eser var, neden fiziksel algımızı da alt üst etmiyor?

Yani, demek istediğim şu aslında: Dik bir şekilde yere koyulacağına, acaba dik bir şekilde, izleyenlerin tam sağında ama biraz daha yukarı konulamaz mıydı?

 

 

 

 

Alpine, 2016

Alpine, 2016

1. Alpine / Field

Sergide kendisine ayrılan yer ve uyandırdığı etkinin bu kadar arttığı çok fazla eser yok. Derinlik hissini vermek adına dağ tercihi ne kadar kolaya kaçmaksa, eserin hakkı da bir o kadar veriliyor. Bir dağa, teknolojik bir aletin gözüyle yükseliyormuş gibi hissediyorsunuz. İlginçtir ki, tersine bir derinlik söz konusu aslında. Yani yükseldikçe hissetmeniz gereken duygudansa, düşüyorken hissedebileceğiniz bir dürtü kaplıyor içinizi.

 

Bonus | Rheo: 5 Horizons / Ryoichi Kurokawa

Sıralamaya dahil edilemeyecek kadar iyi. Söyleyecek çok bir şey yok… Sanatçının ve küratörlerin de affına sığınarak çok kısa bir video kaydettim. Daha iyi anlayabilirsiniz:

Final Vuruşu

Sergiden çıktığımda, eserleri tek tek düşünmenin de ötesinde farklı bir şeye yoğunlaştım: Augé’nin atıfta bulunduğu süper-modernite çağındaki yalnızlığımız ve bu yalnızlık nedeniyle giriştiğimiz kendi yokyer arayışlarımız ne kadar yaratıcı? Bulduğumuz sonuçları kast ediyorum bittabi.

Hiçbir şey, gerçek olamayacak kadar harika değildir.” diyen Faraday geldi ilk olarak aklıma. Ne kadar harika, ne kadar bulunulmaz / eşsiz bir yokyer yaratırsak yaratalım; çok da uzak değiliz gerçekliğe. Yok olmak, bu kadar zorlaştı artık modern dünyada. Kaçamıyoruz. Saklanamıyoruz. Kendimizden bile…

En iyisini, en derinini, en erişilmezini bulduğumuz noktada bir ikaz beliriyor aslında içimizde:

“Ya daha derini varsa?”

Ki var.

Üzgünüm.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

4 × one =