Okuduklarım

İnsomnia Café – M.K. Perker

Perker’in, yıllar evvel mizah dergilerinde denk geldiğim ancak düzenli takip edemediğim çizgi hikâyesi İnsomnia Café bir hafta önce KaraKarga Yayınları’ndan tekmili birden tam macera olarak çıktı. Hemen edindim tabii ki. Bir çırpıda da bitirdim. KaraKarga’dan çıkan bir başka çizgi romanı (Arakçı) çok beğenmemiş ve hatta Evrensel’de de yazmıştım. Fakat İnsomnia Café bambaşka bir şeydi!

M.K. Perker’in çizimlerine zaten diyecek bir şey yok. Sinema güzelliğinde çiziyor resmen. Öyle ki, onun herhangi bir çizimine denk geldiğin zaman sadece sırtını yaslayıp; önünden akıp giden bantları izlemek istiyorsun. Tabii, bu çok da mümkün değil. Sayfayı çevirecek birisi lazım.

Gelelim İnsomnia Café’ye. Hikâye, bir iş yerinde çalışan fakat işinden hiç memnun olmayan Peter Kolinsky’nin daha önceki işinden (ender bulunan kitaplar uzmanlığı) bağlantılarının kendisiyle irtibata geçmesi, fakat biraz ‘karanlık’ olan bu adamların biraz da tehditvari tavırları nedeniyle baş karakterimizin çareyi kaçmakta bulmasıyla başlıyor. Başlıyor dediysem, İnsomnia Café macerasının yarısına kadarını bu süreç teşkil ediyor zaten.

Fakat bunu yazdım diye bana kızmayın! Çünkü asıl detayları hep es geçtim. “Şeytan, ayrıntıda gizlidir” sözünü doğrularcasına, edebiyatı da çizgi romanı da bambaşka diyarlara taşımış bir yapıttan bahsediyoruz neticede. Sırf Oblomov ve Grant Wood tablosundaki dişçi detayları bile, on üzerinden on beş vermeye yeter şu hikâyeye!

İnsomnia Café neden sevilir?

  • Girişimci bir hikâye.

Hem sadece geceleri açık olan (aa, büyük spoiler oldu, hikâyenin adından hiç de anlaşılmıyordu) bir kafe fikrini hem de yazarların daha yeni yazdıkları kitapların yer aldığı gizli bir kütüphane fikrini harmanlamayı başarmış. Türkiye için konuşmamız gerekirse, ilki çok da mümkün değil ruhsat problemleri nedeniyle ancak henüz basılmamış kitapların ‘bombadan tehlikeli’ olduğu bir ülkede ikincisi pek âlâ uygulanabilir diye düşünüyorum.

  • Kız güzel!

İnsomnia Café baristası Angela, hikâyemizin kahramanından rol çalacak kadar güzel hatta. Ancak Perker, pek sık düşülen o bayağılığa düşmüyor. Angela’nın güzelliğini, baş karakterle ne zaman sevişeceğini merak edeceğimiz bir noktaya taşımıyor. Aksine… Bizim Angela’ya hayran olmamızı, yapacağı en ufak göndermeleri dahi ıskalamamak için her sözünü özenle okumamızı sağlıyor.

  • Kolinsky iyi ama, çevresi kötü.

Ana karakterimiz Kolinsky’nin etrafında gözle görülmez (yok yok, pek tabii ki görülür) bir kötülük sarmalı var. İnsan ha şimdi kazık atacaklar ha sonra kazık atacaklar diye diye etrafındaki kişilere odaklanabiliyor. Ve Perker, bunu öyle güzel başarıyor ki; tüm karakterleri tanıyoruz ama hiçbirisi bizim için ‘havada’ kalmıyor. Bu gerçekten bir karakter hikâyesi. Gerçekten!

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

1 × 3 =