Evrensel Pazar

Yedinci Gün

Fotoğraf: Alper Kaya

Sırt çantasını kontrol ettiğinde, ihtiyacı olan hemen hemen her şeyi içine koyduğunu kolayca anladı. Zaten fazla bir ihtiyacı da yoktu… İki şişe su, kendi hazırladığı ve moda tabirle ‘spesiyalitesi’ olan üç sandviç, kraker ve bisküviden ibaret birkaç paket hazır gıda ve bir şal vardı çantasının içinde.

Gündelik hayatın koşturmacasını geride bırakalı, tam bir hafta olmuştu. Bir haftadır sabahları cep telefonunun değil, bedeninin saatiyle uyanıyordu. Bir haftadır gece olduğunda uyuyabileceği maksimum saati hesaplamadan, bunun gerginliğinden uzak şekilde giriyordu yatağa.

İşinden istifa etmişti.

O çok bayıldığı, üniversite sıralarında dirsek çürüterek geçirdiği dört buçuk yılın mükafatı olarak kabul ettiği, büyük kariyer hedefleri taşıdığı işinden; beşinci yılı dolmadan istifa etmişti. “Dört buçuk yıl eğitime karşılık, dört buçuk yıl kariyer…” diye içinden geçirmişti ofisten son çıkışında.

Hemen hemen her akşam fazla mesaiye kaldığı için, şirketin kendisine tahsis ettiği taksi kullanma özgürlüğünü de ofis kapısının ötesinde bıraktığını; sokağın yoğunluğunu görünce anladı. Daha neleri geride bırakmıştı, zaman gösterecekti.

İkinci gün, ‘kota’yı geride bıraktığını anladı. Değil hedefli bir kotada, herhangi bir şey satmasına gerek kalmamıştı. Tek kotası, uzun süredir ihmal ettiği içme suyu üzerine şekillenebilirdi. Uzun zamandır ilk kez o gün evde kendi kendisine bir sandviç yaptı.

Sandviç içindeki domateslerin tuzunun az olduğunu fark etti.

Üçüncü gün, toplantıları geride bıraktığını anladı. Dört saat boyunca, birbirinden ciddi ve gergin konuşmalarla geçip de bunun üç buçuk saatinin gereksiz olduğunu bittiğinde anlayabildiği toplantılar geride kalmıştı.

Sandviçteki tuz ayarı tutmuş fakat bu kez de beyaz peynirin tadı kötü gelmeye başlamıştı. Bunu telefonda annesine sordu. Annesi, işi bıraktığını böylece öğrendi.

Dördüncü gün, takım elbiselerin geride kaldığını fark etti. Her daim jilet gibi gezmesine de gerek kalmamıştı. Omurgasını, elbiseler bozulmasın diye değil de belinin sağlığı için dik tutabilirdi artık. Kaşar peynir de sandviçe çok yakışmıştı. Fakat kırma zeytin değil de, normal zeytin mi kullanmalıydı acaba?

Beşinci gün, siyah zeytin kullanmaya karar verdi. Evde siyah zeytin olmadığını görünce bakkala gitti. Bir alışveriş listesi yapmadan gelmenin pişmanlığını duyumsarken, ‘check list’leri geride bıraktığını anladı. Bir iş akışının kontrolü kolaylaşsın diye hiç anlamadığı kelimelerle dolu listeler artık ondan uzaktı.

Altıncı gün güneş doğmadan uyandı. Ne zamandır güneşin doğuşunu izlemediğini düşünürken, aslında hep bu saatlerde uyandığını fakat trafiğe kalmamak için apar topar evden çıkıp da güneş doğarken dolmuşa bindiğini fark etti. Güneş, zapt edilmekten kurtulmuştu artık. En son ne zaman güneşin batışını izlediğini düşünüp bulamayınca, yedinci günde gün batımını izlemeye karar verdi.

Siyah zeytin de sandviçe çok yakışmıştı.

Yedinci gün, sırt çantasını da alıp evden çıktı. Bahariye Caddesi’nden, rıhtıma inmeye karar verdi. Yolu biraz uzattı, Moda Sahili’ne uzandı. Saatler henüz öğlene geldiği için, yemek paydosuna çıkan ve bir saat içinde yiyip işe dönmek için koşturan insanlar hariç fazla nüfus yoktu Moda Sahili’nde. Bir ağacın dibine oturup, denizi izleyerek sandviçini yedi. Zamanı öldürmedi, sadece saatin akışını o ağacın altında denizi izleyerek yönlendirdi. Kulağına taktığı kulaklıktan gelen sözsüz klasik müzik, çocukluğunda radyodan gelen cızırtıları anımsattı ona.

“Her güne bir farkındalık…” diye mırıldandı. Yedinci günün dersini daha almamıştı. İkinci sandviçi de yedikten sonra kalkıp rıhtıma doğru yürümeye başladı. Güneş de kendisiyle aynı anda yürüyor, ufka doğru eğiliyordu. Rıhtıma vardığında, ağaçların arasından süzülen güneş ışıklarının yüzünü yalayıp geçmesine izin verdi. Yorulduğu için çantasındaki sulardan birisini çıkardı ve içmeye başladı.

Bu esnada, güneşin batışına takılan gözleri bir şeyi fark etti.

Yedi gündür, gerçek evrende yaşıyordu. Önünde bir monitör olmadan. Bir camın ardında değil, yaşamın içindeydi. Güneşin koyu turuncu aksını seyre daldı. Nasılsa, yetişeceği bir yer yoktu.

Yaşamın akışından başka, eşlik edeceği hiçbir şey yoktu.

Evrensel Pazar | 22 Ekim 2017

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

fourteen + 1 =