Köşe Gönderi

Gayya Kuyusu 3. Lig

Geçtiğimiz iki haftada 3. Lig’in son üç sezondaki gol krallarının ve en az gol yiyen kalecilerinin kariyerlerinin gidişatlarını yazdığım “Marifet Terfiye Tabi (mi)” yazı serisi, bu bilgilerin derlenmesiyle nihayet bulacak bu hafta.

Kısaca özetleyelim…

Son üç sezonda çıkan on gol kralının üçü İkinci Lig’de, birisi Süper Lig’de yola devam ederken; bir tanesi de Bölgesel Amatör Lig’de sürdürüyor kariyerini. Keza, kalecilerde de tablo çok iç açıcı değil. Tüm grupların en az gol yiyen beş kalecisinin birisi Bölgesel Amatör Lig’de, ikisi 2. Lig’de.

Bütün bu “kağıt üzerindeki” kariyerlerin, bilinçli süreçler sonucu üretildiğini görmek çok zor değil. Nedir bu süreçler?

– 3. Lig’in Elverişsizliği

3. Lig, tam bir ‘korsan lig’. Amatör de değil, profesyonel de değil. TFF’nin sözde futbolcu yetiştirme politikasının iflasının ayan beyan ilanından gayrı bir şey değil! Transferlerin kulüp kapılarından ayrılmayan menajerlerin tekeline bırakıldığı, futbolcu yetiştirme konusunda istisna kulüpler haricinde genelde günü kurtarma peşindeki yöneticilerin, ki büyük kısmı geleceğin siyaset figürleri, kendilerini yetiştirip PR yapma peşinde koştuğu bir statüden başka yere evrilmedi. Hal böyleyken bir futbolcunun kariyerini dert edinebilecek teknik direktörlerin de pek gözlenmediğini söylemek abesle iştigal olmaz.

– Ülke Futbolunun Gidişatı

Müzikte, edebiyatta, sinemada gözlenen yozlaşma tabii ki spora da sirayet etmiş durumda. TFF’nin, kovduğu iddia edilen sportif direktörünün tazminatını ödememe konusunda harcadığı mesai malumunuz. Gündemi bu olan bir futbol federasyonunun geçmişi kadar geleceği de çok basit bir öngörüyle ortaya konabilir: Amaçsızlık kol geziyor.

– Kalitenin Standardını Yükselttirmemek

Çok basit bir matematik formülü ileteceğim. En dipten başlayalım.

Bölgesel Amatör Lig’den yükselebilmek için temel mantık şudur: Ciddi para ödeyen veya uzun yıllar istikrarlı bir takım kurabilen takımlar statü elveriyorsa çıkarlar 3. Lig’e.

3. Lig’den yükselebilmek için temel mantık şudur: Ayakta kalabilen, kazanır. Mecaz değil. Fiziksel olarak ayakta kalabilen kazanır cidden. Çünkü yaş kontenjanı ile ciddi anlamda futbolcu sirkülasyonuna tırpan vurulan bu ligde yöneticilerin derdi “besili futbolcu” aramak olup çıktı. Haliyle sahada ayakta kalabilen, fiziksel ‘çatışmadan’ kurtulabilen takımlar kazanmaya başladı.

2. Lig’de ise işler biraz daha değişiyor. Oyunun kilidini açabilen (çok değil) üç oyuncunuz varsa, yola devam edersiniz. Kaderinizi büyük ölçüde play off’lar belirler.

Bu durum, yaklaşık yedi – sekiz yıldır böyle. Kalitenin standardının yükselmesi veya bu formüllerin değişmesi hiç kimsenin işine gelmiyor. Neden mi?

Belediyeler futbolun içinde, iş adamları futbolun içinde, müteahhitler futbolun içinde… Bir para dönüyor… Hem de ciddi bir para! Bütün bu dönme dolabın anahtarını ise iki güç elinde tutuyor: Futbol federasyonu ve bahis şirketi.

Kapitalizm, satamadığı ağacın gölgesini kiralamaya devam ediyor.

Futbolcular mı?

Onlar kimin umurunda!

Evrensel Gazetesi | 30 Aralık 2017

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

17 − 14 =