Alt Liglerin Taşeronu Olmaz

Yabancı sınırının konuşulduğu sıralarda millî takım yabancıların “What a comeback!”, yerlilerin “Atan galip, yiyen mağlup” dediği tarzda bir maç kazanıp tartışmaları yerliden yana döndürmüşken… Kim derdi ki, Lamont’tan bir alıntıyla yazıya başlayalım. Liberallere kültür-sanat danışmanlığı yapanların, rüzgar terse esince sınıf gazetelerine sığınmasından iyidir gerçi ancak, ne demiş Lamont?

“Bir iş adamının kararları, sahip olduğu bilgiden öteye gidemez.”

Geçtiğimiz günlerde, Atilla Türker imzasıyla bir haber yayımlandı. Türker’in iddialarına göre, 2015 yılında Vodafone Arena Stadı Yenileme Projesi kapsamında tribün korkuluklarını Orsan Ticari Araç Sistemleri Ltd. Şirketi gerçekleştiriyor. 1 milyon 936 bin liraya gerçekleştirilen bu işlemin altında imzası olanlardan birisi de Beşiktaş Başkanı Fikret Orman. Ancak tribün korkulukları yenilemesine spor kulübü başkanlığı hüviyetiyle dahil olmuyor. Orsan Ticari Araç Sistemlerinin ortağı olarak dahil oluyor!

Endüstriyel futbol, her daim kasasını dolu tutuyor. Üstelik bir kasası da yok… Çünkü artık kulüp yöneticileri bu işlere genelde, cüzdanlarına ekleyecekleri yeni bir kartvizit sahibi olmak için girişiyor. Oysa, klasik bir geyik muhabbetinin konusudur esasında, Manchester United’ın başkanını bilmeyiz çoğu zaman. Bizde ise, tüm kulüplerin başkanlarını ezbere sayabilecek durumdayız. Neden? İhtiyaçlar bu yönde.

Misal Erkan Özbey’i ele alalım. Eski futbolcu, yeni siyasetçi. Arada kulüp yöneticisiydi birkaç sene… Kayınvalidesinin başkanı olduğu kulübü, olağanüstü genel kurulla kendi üzerine almıştı. Peki neden? Başkentte bir kulüp başkanı olmak, bazı kapıları biraz daha hızlı açıyor olmalıydı. Sonra ne oldu? Mesela, şike soruşturmasına “takılan” Zafer Önder İpek’i genel menajer yapmışlığı olan bu kulüp, sessiz sedasız silindi gitti. Erkan Özbey de… Gerçi, hem Rizeli hem başkente demir atmış durumda. Kolay kolay silinmez muhtemelen.

Misal Tanju Çolak’ı ele alalım. Nasıl yapıyorsa kendi isminin geçtiği çoğu spor programına telefonla bağlanıp kavga edebilen bu eski futbolcu, bir dönem Siirtspor’un başkanlığını yaptı. Kendisiyle yetinmedi, bir de kulübün idari menajerini kardeşi yaptı. Sonra ne oldu? İşi, sahaya inip hakeme hesap sormaya vardıracak denli ateşli bir Siirtspor aşığı olarak sessiz sedasız ortalıktan çekildi. Ta ki, AKP’den vekillik peşine düşene dek. Siirtspor ise, bir dönem Jet Fadıl’ın sonrasında Tanju Çolak’ın (Ne hikmetse aynı parti çatısında da buluşan bu ikilinin) ellerinde bir hayli can çekiştikten sonra tarihin tozlu sayfalarına karıştı…

Bir de onlar kadar “meşhur” olmasa da alt ligler nezdinde eskilerde bir Yahya Baş vardı. Tarihte, başkanı olduğu takımın stadyumunda kendi ismi yazan kaç kişi vardır ki? Güngören’deki Mimar Yahya Baş Stadında maça çıkan semtin takımının uzun yıllar başkanlığını yapan Yahya Baş, rivayet odur ki futbolculara olan borçlarını onlara ev vererek karşılamaktaydı. Eski Güngören Belediye Başkanlarından olan Yahya Baş, 2010’lu yılların başı itibarıyla Güngörenspor gibi alt ligler gündeminden silinerek uzaklaştı. Zira kendisi, 61. ve 62. Dönemde AKP’de Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinde bakan yardımcılığı görevini üstlendi.

Atilla Türker’in haberinden yola çıktık, nerelere geldik. Az gittik uz gittik, bir de baktık ki; bir arpa boyu yol gidememişiz. Kısa ve net bir şekilde toparlayalım mı? Bilhassa alt liglerde, başkandan taşeron olmuyor. Hiç görülmedi. Her başkan, kendi ipini kendi tutuyor. Kendine yetecek kadar suyu kuyudan çektikten sonra da, ipi kesiveriyor.

Fikret Orman, iddialar doğruysa şayet, geç bile kalmış. İpi, Vodafone Arena’nın açılışında 10 dakikalık konuşmasında 38 defa “Sayın Cumhurbaşkanım” dediğinde kesseydi, belki şimdi çoktan Meclisteydi.

Evrensel Gazetesi | 15 Eylül 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten − six =