Futbolun Savunması

Geçtiğimiz günlerde Süper Lig bazında yaşanan olaylar malumunuz. Galatasaray odaklı yürüyen süreç, sarı kırmızılı ekibin Avrupa’da oynayacağı maçtan önce Kulüpler Birliği’nden yapılan açıklama ile zirve noktasına ulaştı.

Kulüpler Birliği, konuya dahil olan hakemlere dair yaptıkları açıklamada bu hakemlere sahip çıkılması gerektiğini, TFF’nin adaletli kararlar almamaya devam etmesi durumunda Türk futbolunun adil yönetilmesi için hep birlikte ortak bir adım atacaklarını belirtti.

Orhan Kemal, “Doğru bir hareket için yanlış zaman yoktur.” der. Tam da bu hususta şöyle bir görüntü beliriyor insanın usunda: Şimdiye dek, yemekli toplantılar haricinde öyle çok da “bir araya” gelmiş gibi bir görüntüsü olmayan ve işlevi mütemadiyen sorgulanan bir kurum hüviyetinde bulunan Kulüpler Birliği, ülke futbolunda başka sorunlar yokmuş gibi iki hakemi savunmak adına ortak bildiri yayınlayabiliyor. Demokrasi adına güzel bir gelişme ancak akıllarda bazı sorular oluşmaması işten bile değil.

Futbolun savunması adına adımlar atılacaksa bunun, bu demokrasi şenliğinin, futbolun her kademesine sirayet etmesini beklemek, bir futbol seyircisinin de en büyük hakkı olsa gerek.

Neler mi?

Örneğin, amatör kulüplere sağlıkçı yardımı yapılmamasının.

Öyle ya, kulüpler kendi ceplerinden para ödeyerek sağlıkçı ve ambulans getirtmek zorunda kalıyor. Pek çok kulübün buna ayırabileceği bir bütçesi maalesef bulunmadığı için, amatör liglerde futbolcular sağlık problemleriyle, zaman zaman da ölümlerle yüz yüze kalabiliyor. Daha birkaç ay önce, bir futbolcu maç sonrası yaşanan olaylar neticesinde görme kaybı yaşadı ve işsiz kaldı. Keza sık sık “İlkyardım bilen hakem, futbolcunun hayatını kurtardı” haberlerini de görüyoruz.

Başka?

Alt liglerdeki yaş kontenjanının…

Bu konu üzerine zaman zaman kalem oynatıyorum. Bir şeyin değişeceğine, maalesef bu konu çerçevesinde verdiğim mücadelenin ilk zamanları kadar inancım kalmadı ama yine de yazıyorum. 3. Lig’de ve Bölgesel Amatör Lig’de pek çok futbolcuyu kademeli olarak işsiz, aşsız, çaresiz bırakan; şanslı olanlarının piyasa değerlerinin çok altına 2. Lig kulüpleriyle sözleşme imzaladığı ve yürürlüğe girdiği günden bu yana ülke futboluna -kanımca- zerre yararı dokunmamış bir yaş kontenjanı hakkında futbolun yönetici odakları neden açıklama yapmaz? Aslında cevap sorunun içinde gizli de…

Daha başka?

Milletvekillerinin, yargı mercilerinin reddettiği “erken emeklilik” imkânlarından yararlandığı bir ülkede ‘belediyespor’ kangrenlerini dile getirmek ne derece mantıklı bilinmez… Ancak ‘spor’ dediğimiz şeyin ruhunda yer alması gereken rekabet unsurunun başına ‘haksız’ sıfatını ekleyebilen, zaman zaman şehrin en büyük otoparkının geliriyle, zaman zaman örtülü ödenek kapsamında neredeyse orta hâlli şirketler kadar kâr elde edebilen belediye takımları ile yarışmaya çalışan alt lig kulüplerinin nefesi bu mücadeleye çoğu zaman yetmiyor.

Öyle ki, yağan bu para rantına şemsiyesiz girişen menajerler yıllardır her kulübün binasında görülebiliyor. Nefes almak ne mümkün!

Doğru bir hareket için, doğru zamanı beklemekte inat edenler hâlâ varsa…

Ve hatta, “doğru hareket” diye bir şeyin geçer akçesi hâlâ kalmışsa…

Futbolda savunma alanlarını güçlü tutmanın vakti gelmiş de, geçiyor bile demektir!

Evrensel Gazetesi | 2 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nineteen − five =