Türk Futbolunun Prometheus’u

Prometheus, mitolojik köken ele alındığında ilk devrimci karakterlerden birisi olarak kabul edilmelidir. Ki, pek âlâ öyledir de. Türkiye, dolayısıyla da Türk futbolu, düşünüldüğünde mitosu biraz farklı okumak ve ortaya bir karşı-devrim olgusu çıkarmak da çok şaşırtıcı olmaz.

Abdullah Avcı geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, takımların yabancı yatırımcılar tarafından satın alınmasını savundu. “Kulüplerin bir sahibi olmalı” sözleriyle desteklediği savı için kendi takımını örnek vererek “Bizim kulübümüz de bir şirket; sahibi ve ortakları var.” demekten geri durmadı. Avcı’nın önermesine göre, Türkiye liglerine yabancı yatırımcılar geldiği takdirde liglerin kalitesi ve oyuncuların düzeyi artacak. Ancak bu önermede birkaç mantıksızlık, daha ziyade tutarsızlık, yok değil.

Her şeyden önce, Başakşehir’in şirket tandanslı bir yönetimi kâğıt üzerinde varsa bile; gözle görülür bir algı sistematiğinde, yok. Zira Başakşehir’in sponsorlarına bile baktığımız zaman ya İBB’ye bağlı ya da direkt İBB’nin olan şirketleri görüyoruz. Haliyle ortada bir haksız rekabet, ki bu minvalde biraz tırmalasak ucunun haksız kazanca dâhi varabilmesi mümkün, görüyoruz.

Ardından, yabancı yatırımcıların gelmesinin ülke futbolunun gelişmesiyle olan alakasını düşünmek gerekiyor. Bu ülkeye 1984’te ayak basmış olan Jupp Derwall’in getirdiği sistemlere hâlâ duacı olduğumuzu varsayarsak, yabancı yatırımcıların gökten zembille idman sahaları, altyapı yapılandırmaları veya buna benzer bir yığın fantastik çözüm üretme durumu olmayacağı için; Avcı’nın önermeleri bir ütopyadan öteye gidemiyor.

Dahası, kirli bir oyuna -ama bilerek ama bilmeyerek- çanak tutuyor Abdullah Avcı. Geçtiğimiz haftalarda borçların silinmesine dair yaratılan gündemi bir nebze değiştirmeyi, ancak sağ kulağı sol elle gösterme misali aynı hedefi tutturmayı başarıyor.

Zira işe biraz daha uzaktan baktığımızda şunu görüyoruz: Borçları silinen veya resmî tabirle ‘yapılandırılan’ kulüpler bir yanda, ellerini ovuşturarak tam bir futbol cenneti (!) olan Türkiye’ye yatırıma hazır ve nazır yabancı yatırımcılar öte yanda… Daha basit bir tabirle: Un var, şeker var; helvayı da karmak gerek.

Eğer gelecek bu şekilde şekillenirse; Abdullah Avcı mevcut sistemdeki özgül ağırlığı baz alındığında Türk futbolunun yabancı sermayeye altın tepside sunduğu ateşi sistem için, sisteme rağmen çalmış olan bir Prometheus gibi konumlanacak.

Tıpkı yabancı bir pankartın ‘modern’ futbolu tanımlarken bize fısıldadığı gibi:

“Fakirler icat etti, zenginler çaldı”

Evrensel Gazetesi | 16 Ocak 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten − three =