Haksız (mı) Rekabet

Evvelden beri, futbolun rekabet ruhunu körükleyen unsurlar arasında belli başlı maddeleri sayabiliriz. Futbolcular, taraftarlar, stadyumlar gibi unsurlara son on-on beş yılda eklenen bazı garip maddeler de var… Kulüplerin yöneticileri, bu yöneticilerin birbirleriyle olan ticari ilişkileri, hakemler, teknik direktörlerin kulüplerle olan muhabbetleri, futbolcu eskilerinin hatır-gönül sohbetleri, bahis oranları… Bu ve bunlara benzeyen pek çok “garip” ve futbolun ruhuna aykırı olmanın da ötesinde o ruhu paramparça eden unsurlar artık tamamen sisteme sirayet etmiş; hatta sistemi değiştirmiş, tabir-i caizse bir karşı devrim yapmış durumda.

Bunu yıkmak mümkün mü? Elbette, maddî ve fani olan her şeyin mümkün olabileceği gibi; bir sistemin çarkını kırıp yeni dişliler inşa etmek, yepyeni bir sistem “doğurmak” da pek âlâ mümkün. Zaman alacak, yıpratacak, pek çok kayıp verdirtecek ve pek çok utanç yaşatacak gelişmelere gebe olsa da mümkün. Neden olmasın ki?

Fakat rekabet, o milenyum çağının büyüsüz peri masalı, o rekabet ruha işledi mi; kazanma hırsına da kapı açar, dolambaçlı kazançlara ve hatta aslında kazanılmamış kazançlara da…

  1. Lig Beyaz Grup’ta bir mücadele var… Takdir edersiniz ki, mevzu kazanç olunca şampiyonluktan dem vurmak icap eder. Şampiyonluk için, bazı kulüplerin yer aldığı bir mücadele söz konusu. Hangi kulüpler bunlar?

Örneğin, Sakaryaspor var. Stadyumlarının yıkılmasına karşı mücadele vermiş bir grup taraftara gözünüz çarpacaktır. Saha dışı faktörleri hariç tutabilirseniz, tarihine sahip çıkan -tıpkı komşusu ve ezeli rakibi Kocaelispor gibi- bir şekilde dirilmeye/diriltilmeye çalışılan bir kulüp var.

Aynı durum, aynı mücadelenin yolcusu olan Samsunspor için de geçerli. Futbolcuların sahip çıktığı, yıllarını maddî problemlerle ve dem vurduğu ‘sahipsizlik’ ile geçiren fakat bir şekilde bu mücadelenin içinde var olmayı başaran kırmızı beyazlı Karadeniz temsilcisi var…

Sarıyer var, adını en son bir televizyon dizisiyle yüz binlere duyurabilmişse de İstanbul mahalli liglerinden bugüne yerel anlayışla yönetilen lokal kulüpler arasında -her ne kadar son yıllarda Ferhat Göçerli yönetim kadrolarıyla haber olmayı tercih etse de- yer alan bir İstanbul temsilcisi de var…

Bir de bu kare asın dördüncüsü var.

Mevcut grup lideri aynı zamanda…

Zamanında, Hacettepespor kapatılıp kaynakları bünyesine aktarılmış, Ankara’da AŞTİ otoparkının tüm gelirleri kulübünün kasasına boca edilmiş -üstelik biletli bir şekilde, yani ispatlı- uğruna semtinin diğer takımı futbol sahnesinden silinsin diye antrenman tesisi dâhi verilmemiş -ve en nihayetinde kulüp tarihten silinmiş- bir takım var.

İsmi Keçiörengücü.

Bir süre önce, forvet oyuncusu başka takıma transfer olmak isteyince onun transferini yokuşa sürebilecek bir yönetime sahip; yıllar boyu 3. Lig’de bir şekilde play off’lara kalıp nedense hiçbir play off’dan çıkamamış bir başkent takımı… Ya da başka bir deyişle kaderin rastlantısı mıdır bilinmez, ona “gönül” veren isim belediye başkanlığından el çektirince bir anda yükselişe geçip gözünü 1. Lig’e dikmiş mor beyazlı Ankara kulübü…

Rekabetin her türlüsü haksız mıdır bilinmez ama, rekabetin böylesine itiraz etmeyecek birileri var mıdır, ortam bu kadar kirlenmiş midir; ona şüphe duymamız en tabii vazifemiz olmalıdır.

Evrensel Gazetesi | 12 Mart 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twelve − 7 =