Orhan Pamuk Endüstriyel Futbolu Neden Bitiremez?

Bugünkü anlamda endüstriyel futbol dediğimiz kavram, futbolun seyir zevkinin ön planda tutulduğu ve ne olursa olsun daha çok seyircinin gelmesinin hedeflendiği dönemlere inilmeden kolay kolay açıklanabilecek bir şey değil.

1800’lü yılların sonlarında, tam olarak 1888’de, ilk futbol liginin İngiltere’de kurulması üzerine futbolun işçi sınıfının dikkatini çekmesi ve cumartesi öğleden sonraları için keyifli bir aktivite olarak kabul edilmesi; onun öncesinde 700 yıl boyunca kâh kanuna karşı gelerek kâh kaçak yollarla oynanan futbola meşruluk katacaktı.

1890’larda, bir işçi için haftalık 2 Pound’dan az kazançla 6 Penny’lik bir maça gitmek büyük külfet olabiliyordu. (Kıyaslamayı şöyle yapalım: Sinema veya tiyatroya gitmenin bedeli 3 Penny) Ortalama üç bine varan katılımla izlenen maçlar, futbol kulüplerinin yöneticilerinin dikkatinden kaçmadı.

Nitekim tüm ülkeye yayılan demiryolları, bir şehirden bir şehre seyahat maliyetini fazlasıyla düşürdüğü için deplasmana gidebilen futbol taraftarı ortaya çıktı. Bu da yöneticileri tren istasyonlarına göre futbol kulüplerini konumlamaya itti.

FA Kupası’ndaki Tottenham Hotspur – Sheffield United maçını 114 bin kişinin izlemesi üzerine dört yıl sonra Chelsea, Fulham Broadway istasyonuna yakınlığından ötürü Stamford Bridge’i evi olarak kabul ediyor, Manchester United birkaç yıl sonra tren istasyonuna yakın olan Old Trafford’a, Arsenal ise Highbury Stadyumu’na taşınıyordu. White Hart Lane istasyonuna yakın olan Tottenham Hotspur ise yıllardır her maçını on binlerin önünde oynuyordu.

Fakat demiryollarının futbola etkisi daha önce kendisini gösteriyordu. Birleşik Krallığı oluşturan İskoçya, Galler, İrlanda başta olmak üzere İngiliz denizciler sayesinde Fransa, İspanya, Almanya ile İtalya üstünden Avrupa’ya ve Güney Amerika kıtasında demiryolu inşa eden İngiliz kolonileri sayesinde Arjantin ve Brezilya’ya dek tüm dünyaya yayılıyordu. 1872’de İskoçya’da, Queens Park’da, oynanan İskoçya – İngiltere maçı ile dünyanın ilk milli futbol müsabakasına imza atılıyordu… Öyle ki, İskoç Futbol Federasyonu dâhi, daha bir yıl sonra kurulacaktı.

Demiryollarının ülkemiz futbolundaki önemi, her ne kadar henüz bir futbol kulübüne stadyum değiştirtmeye varmasa da, yadsınamayacak kadar büyük. 1930 yılında TCDD’nin girişimleriyle Eskişehir Demirspor Kulübü kuruluyor, 1932’de onu Ankara Demirspor takip ediyordu. 1940 yılında ise Adana Demirspor kurulacaktı…

Demirspor’lar, uzun bir süre milli lig adıyla bilinen ligde mücadele etti, sonrasında çeşitli siyasi sebepler veya endüstriyel futbol karşısında baş edemedikleri maddi unsurlar nedeniyle geri planda kaldı.

Yeni Hayat’ta, Orhan Pamuk bir kitabın öyküsünü anlatır. Büyülendiği kitabın peşinden giden genç adam, bir dönem tanışıklığı olan komünist demiryolcu Rıfkı Hat’ın, kitabın yazarı olduğunu öğrenir. Roman boyunca, Pamuk’un karakterleri otobüslerle çeşitli yerlere seyahat ederler; fakat ana unsur trendir, tren istasyonlarının etrafında şekillenen kasabalardır. Nitekim Pamuk; Cevdet Bey ve Oğulları ve Sessiz Ev romanlarında da tren ve demiryolu imgelerine sıkça başvurur. Nihayetinde, Kırmızı Saçlı Kadın sonrasında romanındaki tren imgesini Avrupa treni olarak kullandığını ve Türkiye’nin o trenden uzaklaştığını düşündüğünü ifade eder.

Orhan Pamuk, Beşar Esad’a istifa etmesini tavsiye eden o metnin altına da aynı düşünceyle mi imza attı bilinmez. Bilinen bir şey var ki, tren yollarına ve demiryolu işçilerine Orhan Pamuk kadar (veya Demirspor’lar söz konusu olduğunda belediyeler kadar) ‘sahip’ çıkabilecek bir alternatif düşünceye olan ihtiyaç gitgide artıyor.

Evrensel Gazetesi | 28 Mayıs 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × 2 =