Haydi Futbolcu Yetiştirelim

Günümüzdeki grup formatına ve yaş kontenjanı uygulamasına aşama aşama getirilen 3. Lig için ‘büyüklerin’ bir yaklaşımı vardı. Türkiye’de futbolu yöneten (Veya en azından yönettiğini iddia eden) isimler, 3. Lig’in futbolcu yetiştirmeye dönük bir kademe olacağını ve bu yüzden 30 yaş üstünün bu kategoride (ve Bölgesel Amatör Lig’de) kontenjana dahil olarak, az sayıda oynamasına karar verdiler. Ancak gelinen noktada artık bu ‘futbolcu yetiştirme’ tabirinin bir geyik muhabbetinden öteye gidemediği, dolayısıyla yürütülen projenin iflas ettiği ise ortada. Neden mi?

Evvela, 3. Lig’de her grupta bir takım minimum 32 (gruptaki takım sayısı 17 ise), maksimum 34 (gruptaki takım sayısı 18 ise) maç yapıyor. Bu maçlar çoğunlukla herhangi bir yayın aracılığıyla futbolseverlere ulaşmıyor. Hatta liglerin son haftalarında 3. Lig maçları “Şike yapılabilir” gerekçesiyle bahis bültenlerine dahi alınmıyor. Bunun ne kadar aşağılayıcı bir yaklaşım olduğunu ise, sizin takdirinize bırakıyorum.

Peki ne oluyor? Bu maçlara, eğer bölgede aktif iş yapan menajerler varsa onlar iştirak ediyor. Hem de pek çoğu şeref tribününden maçı takip ediyor. Ardından, bir futbolcu ‘network’üne izlenimlerini dahil ederek transfer dönemlerinde tercihen zengin belediye takımlarını veya tanıdıklarının yoğun olduğu kulüpleri aşındırıyorlar. Bu kulüplerin pek çoğu ise ya aynı ligin kulüpleri oluyor ya da nadiren 2. Lig takımları oluyor.

Bu aşamaya kadar bir futbolcu yetiştirilme emaresine rastladık mı?

Hayır.

Dahası var.

3. Lig, genelde gruplarda kulüplerin birbirine denk olduğu biçimlerde seyreyliyor. Dolayısıyla, onuncu haftaya son sırada giren bir kulüp on beşinci hafta itibarıyla şansı yaver giderse playoff hattına dek yükselebiliyor. Yani rekabet hak getire. Tamamen futbol şansına ve oyuncuların fiziksel kapasitelerine göre şekillenen bir sıralama söz konusu. Dolayısıyla bu aşamada da bir yetişme ortamından söz edemiyoruz.

Türkiye Kupası deseniz, onda da ilk olarak alt lig kulüpleri arasında bir eleme usulü tercih ediliyor; akabinde şansı olan 3. Lig takımı kendisini üst kademe takımlarla maç yaparken buluyor. Burada da bir futbolcunun doksan dakikada kendisini gösterebilme şansı çok düşük olduğu için, iş gene ‘menajer abi’lere kalıyor.

Derdi güzel futbol oynamak veya oynatmak olan kulüpler ise bir aşamadan sonra -doğal olarak- pes ederek sisteme ayak uydurmak zorunda kalıyor. Zira özellikle 3. Lig’deki kulüplerin binde bir denk geldikleri canlı yayın gelirleri ve bahis listesine girdiklerinde elde ettikleri gelirler haricinde tek şansları 2. Lig’e çıkmaları durumunda alacakları, tabir-i caizse ‘ayakbastı’ parası. Bölgesel Amatör’e düşmek ise, günümüzdeki pek çok 3. Lig takımı için ölümden beter! BAL’da yer alan belediye takımlarının sayılarının günden güne artıyor olması, gerek saha içi gerek saha dışı rekabette bağımsız kulüplerin elini kolunu bağlar hale geldi.

Öyle ki, 2019-2020 sezonu itibarıyla şimdiye dek dokuz takım (Çoğunluğu maddi yoksunlukları gerekçe göstererek) Bölgesel Amatör’den çekildi. Ki bu takımlar arasında beş yılda dört kupa kazanmış, BAL’a yükselmiş, uyuşturucu karşıtı söylemleriyle dikkat çekmiş Adana Kiremithanespor gibi semt takımları da yer alıyor…

Sözün özü, alt kademeler günden güne SOS verirken bir grup takım elbiseli abinin “Haydi futbolcu yetiştirelim” yaklaşımları ise en hafif tabirle sakil durmaktan öteye gidemiyor… Bu gemi artık su almayı geçti, tepetaklak batıyor.

Evrensel Gazetesi | 30 Eylül 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × five =