İçeriğe geç

Açlıkla İmtihan

Son aylarda pek çok ailenin toplu intiharları, en son İstanbul Üniversiteli bir kadın öğrencinin intiharıyla ekonomik sorunların daha yüksek sesle konuşulması fakat bu sorunlara mukabil ülkenin dört bir yanından bilhassa üniversite yemekhanelerine zam yapılması ile ibre tekrar çeşitli politik eleştirilere döndürüldü. Kendisini liberal olarak tanımlayan bazı ‘marjinal’ gruplar ise hiç yüzleri kızarmadan, hicap duymadan yurttaşların vergilerinin üniversitelerde okuyan gençlerin karnını doyurmaya harcanmaması gerektiğini savunmayı sürdürdü…

Daha tehlikeli bir sınıf var ki bu tarz ölümlerin, gençlik isyanlarının ve direnişlerin; sosyokültürel ve politik birer olgu olduğuna inanmamakta ısrar ederek “Aman ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey” havasında yola devam etmeyi, hedefini 2023 olarak sürdürmeyi kafaya koyduğunu her fırsatta dile getiren herkes bu tehlikeli sınıfa dahildir.

Oysa, Fırat Nehri kenarında bir koyun çalınsa bundan sorumlu olduğunu iddia edenler, Ortadoğu’da onlardan habersiz yaprak kımıldamayacağını göğsünü gere gere söyleyip; çuval skandalına “Müzik notası mı verelim?” demekten hiç çekinmeyenlerle dolu bir arenamız var. Vatandaş veya gönüllü destekçi olarak çok da tehlikeye atılmamak icap etmekte. Ne de olsa, yıllar sonra insanın arkasından “Gemiyle gitmek için dönemin başbakanına mı sordular?” denilebiliyor…

Buraya kadar dile getirilen hususun, futbolla hiçbir alakası olmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Var. Hatta, buraya kadar dile getirilmiş mevzuların meşruiyeti seçimle tasdiklenmiş olan iktidarla ilgisi olmadığını da düşünüyor olabilirsiniz. O da var. Futbol ile iktidarın hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorsanız, size kötü bir haberim var: O da var!

Birkaç yıl önceye gideceğiz sadece.

Yıllardan 2013, aylardan nisan.

Mardinspor henüz profesyonel liglerde ve tarihinin en uzak deplasmanlarından birisini yapıyor. 1500 kilometrelik Kocaelispor deplasmanına, maddi yetersizliklerden ötürü otobüsle gidiyor; kalacak yere ayrılacak bir para olmadığı için de futbolcular otobüste yatıyor. Maç 4-0 Kocaelispor galibiyetiyle bitiyor, sezon sonunda Mardinspor (doğal olarak) küme düşüyor. Benzeri şekilde küme düşmeyi garantilemiş bazı kulüpler ligin son haftasında deplasmana gitmiyor, paraları ceplerinde kalıyor.

Bu kulüplerin maddi olarak çektikleri zorlukların bir kısmı, şahısların iş bilmezliğinden kaynaklıdır. Bunu her ortamda dile getirebilir, pekâlâ arkasında da durabiliriz. Ancak o yıl ilginç bir şey oluyor. İşler bu noktada biraz sarpa sarıyor.

2012 – 2013 sezonuna girerken, alt liglerdeki kulüplere soğuk duş niteliğinde bir gelişme hasıl oluyor ve birkaç yıldır TFF ile anlaşmalı biçimde kulüplerin deplasman giderlerini üstlenen, kalacakları otellerden seyahatlerine kadar her şeyi planlayan Duru Turizm liglerin başlamasına kısa bir süre kala “Ben artık bu oyunda yokum” diyor ve kulüpler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Öyle ya, kulüplere deplasman giderlerini TFF kendi kasasından verecek olsa kulüp başkanlarını Portekiz’e vesaire yerlere gezmeye nasıl götürecek?

Velhasılıkelam, Duru Turizm’in bu kararından ötürü pek çok kulüp zaten pamuk ipliğine bağlı maddi durumlarını iflasa çevirmek zorunda kalıyor, nice tarihi kulüp kapanma noktasına geliyor.

Duru Turizm’in bu kararının arkasında ise, pek tabi ki TFF ile olan bir husumeti yatmıyor. Duru Turizm’in sahibi olan Atilla Üstündağ, yıllardır yürüttüğü AKP’nin Maltepe İlçe Başkanlığı görevinden kongre ile el çekmek zorunda kalınca ihaleyi tamamen TFF’ye yıkıp ortadan kayboluyor.

Şimdi siz söyleyin o halde: Mardinspor’un deplasmanda otelde konaklayamamasının arkasında ‘dış güçler’ mi var?

Evrensel Gazetesi | 7 Ocak 2020

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir