İçeriğe geç

Bu Goller Kimin İçin?

Yaşadığımız bu coğrafyada, sınıf bilinci ve bu bilinç üzerinden yapılması gereken tartışmalar hep ‘karşının taksisi’ olarak havada asılı kalıyor. Zira sınıf olma veya daha basit bir tabirle herhangi bir unsuru ana eksene alan bir sınıfın belirgin bir bireyi olabilme bilincinin gelişmesi, pek çoğunun işine gelmiyor. Nitekim futbol için de bu konu geçerli. Hatta sanırım, en çok da futbolda bu konu belirgin biçimde karşımıza çıkıyor. Öyle olmasa, yıllar önce Jet Fadıl ile Aziz Yıldırım’ı neredeyse yumruk yumruğa kavga edecek şekilde görebilir miydik?

Bu konuyu açacağız; ancak biraz dolaylı yoldan. Nitekim, sınıf olma veya bir sınıfı temsil ederek o sınıfa ait olduğunu gösterme; en kolay futbolla mümkün. Taraftarlık yahut tarafgirlik, ikisinin sınırları belli bir noktadan sonra birbirine karışmıyor mu? Herhangi bir futbol kulübünün temsilcisi olmak, çoğu zaman ancak kişinin ortaya koyabileceği tek şeyi ile mümkün oluyor: O da parası. Başkan olmak, ait olmaktan veya uğruna mücadele vermekten daha kolay bu topraklarda. Hatta son günlerin vergi muhabbeti etrafında Acun Ilıcalı ile gelişen diyaloğa bakacak olursak; “bütün kara parçaları dâhil” diye geliştirebiliriz pek âlâ. Nitekim artık bir TV kanalından dünyaya doğru giden bir tramvay olup çıkmadı mı futbol da globalleşen bu yüzyılda?

Jet Fadıl, 2010 yılında Kulüpler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım’ın, 3. Lig kulüplerinin başkanlarıyla yaptığı bir toplantıda dönemin Siirtspor başkanı hüviyetiyle 3. Lig’in karma bir lig olarak belirlenmesine karşı olduklarını ve bölgesel nitelik taşımaması hâlinde pek çok kulübün ciddi anlamda maddî sıkıntı yaşayacağını dile getirir. (Ki öngörülerinde haklı olduğu da yıllar içinde ortaya çıkacaktır) Aziz Yıldırım ise bu taleplere cevaben muhatabın TFF olduğunu ve onlarla görüşmeleri gerektiğini söyler. Ardından ciddi bir tartışma hâsıl olur ve Doğu ile Güneydoğu kulüplerinin ciddi anlamda kapanma tehlikesi yaşayacağını söyleyen Jet Fadıl’ın “Tok açın hâlinden ne anlar?” sözüne Aziz Yıldırım “Benim asabımı bozma” diyerek karşılık verir. Tartışma öyle bir noktaya gelir ki, toplantıda yer alan TFF başkanı Mahmut Özgener toplantıyı terk etmek zorunda kalacaktır. Sponsorluk için kulüplere 18 milyon lira yardımı yapmayı taahhüt eden Jet Fadıl’a “Ben de 28 milyon lira vereyim o zaman” diye cevap veren Aziz Yıldırım, bu paraya hayır demeyeceklerini ifade eden dönemin Bingölspor başkanı Şeref Varol Güneş’e yanıt vermez. Ardından çıkan tartışmada ise, Jet Fadıl; Sivasspor başkanı Mecnun Odyakmaz tarafından ‘iteklenir’. En azından bu olay basına bu şekilde yansır. Bingölspor başkanının iddialarına göre ise, Aziz Yıldırım Jet Fadıl’ın boğazına sarılmıştır.

Aynı gün, aslında kulüpler malî kongre için toplanmıştır. O dönem Süper Lig’den düşürülen Ankaraspor’un ‘onursal başkanı’ olan Melih Gökçek’in bu kongreye katılıp Mahmut Özgener başta olmak üzere tüm TFF heyetine yaylım ateşi açması beklenirken, yıllar sonra görevinden her nedense el çektirildiği kurum tarafından ‘boş damacanalık’ ile itham edilecek olan Gökçek, toplantıya katılmazken sadece 15 soruluk bir metin iletmeyi tercih eder.

Futbol, bir sınıf oluşturur. İnsanların, çoğu zaman yakalamak istedikleri sınıf kültürüne aitmiş gibi yapabildikleri bir muhabbet ortamını geliştirir. Zira, bu ortam olmasaydı Melih Gökçek canlı yayınlara katılıp Galatasaray maçı için Hıncal Uluç’la iddiaya girdiklerini ve atılan tüm gollerin Hıncal Uluç’un kalesine girdiğini esprili bir şekilde anlatamazdı muhtemelen.

Aslında goller, hiçbir zaman onların (ve onların temsil ettiği çeperi belirsiz sınıfların) korudukları kalelerin içine girmedi. Bunu hepimiz biliyoruz. Günümüzde de oynatılmaya çalışılan bir oyun ve yüzlerce futbolcu söz konusu. Ancak hiçbirisi sözün asıl konusu değil.

Sancaktepe’nin futbol takımında 9 kişinin COVID-19 tanısıyla izolasyona alındığı ifade ediliyor. Sancaktepe 2. Lig’de mücadele ediyor. Ancak medya, Arda Turan ve Emre Belözoğlu’nun Instagram canlı yayınına çok daha fazla yer vermeyi tercih ediyor. Nitekim Beşiktaş’ta da COVID-19 tanısı olduğu ortaya çıkınca TFF çıkıp, “Liglerin iptalini istemek yeni bir polemik yaratır” diyerek ve nedendir bilinmez cumhurbaşkanına teşekkür ederek bir açıklama gerçekleştiriyor. Bu baştan aşağı bir komedi, sonu belli bir maçın ilanıdır. Zira oynatılmak istenen şey futboldan öte, futbolcuların hayatı üzerine bir kumardır. Demirören’e ait olan bahis şirketinin ve yabancılara satışının dumanı tüten yayıncı kuruluşun kurtarılması için kurulmuş bir poker masasıdır.

Kimin, hangi polemiği önemsenmiştir ki; liglerin iptal edilmesiyle doğacak olan polemik önem taşıyacaktır?

En basitinden 2011 yılında oynanması gereken Süper Kupa maçı iptal edilirken (ve hâlâ da inatla oynatılmazken) polemikler hiç de önemsenmemişti. Yani istendiğinde kulağının üstüne yatmayı iyi bilen bir kurum kültüründen öte polemiğe gerek yoktur esasında…

Nasıl olsa kaleye geçecek Hıncal Uluç gibi nice duayenler bulur futbol sınıfının önündeki isimler. Hatırlarsanız, Ahmet Çakır da birkaç ay evvel Antep’e seyahat etmiş, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’i öve öve bitiremeyerek yaratılan sunî kulübe ısrarla “Gaziantepspor” demişti.

Görülen o ki, duayenimiz bol, polemiğimiz de bol oluversin! Yeter ki insanların sağlığı ‘önemseniyormuş’ gibi yapılsın. Biraz olsun, kendimizi kandırmamıza izin verilsin.

Ne çıkar, o goller bir kez olsun gerçekten futbolcuları önemsemeyenlerin kalesine girse?

Seneye yine siz kazanırsınız be abiler…

Evrensel Gazetesi | 12 Mayıs 2020

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir