50 Yaş Kokusu
İlaçsız bir hastalıktı onunkisi.
Ne kadar psikolog gezdiyse de nafile, çare yoktu. Kimse bulamıyordu nedenini, neden olmayınca çözüm de olmuyordu tabii… 50 yaşın üstündeki insanların yanında kıpkırmızı kesilip su çiçeği benzeri kabarcıklar çıkıyordu derisinde…
Bu yüzden sosyal çevresi sıfıra inmişti, dışarı çıkamıyordu ki korkudan…
İlkokulda başlamıştı bu durum… Öğretmeni Nazan Hanım emeklilik sonrası tekrar eğitime dönmüş biriydi… Kaç yaşındaydı? 53? 55?
Kaç doktora götürmüştü ailesi? Hiç bilemiyordu… Çare bulunmamıştı…
Beşinci sınıftan sonra normal sisteme geçip çok öğretmen girince Nazan Hanım geride kalmıştı… Artık okulda normal bir öğrenci gibi dinleyebiliyordu derslerini… Zaten bir yıl sonra da ölüp gitmişti kadıncağız…
Neyse…
Turuncudan çalma sarıya yakın renkteki saçlarını karıştırdı… Karnı mı acıkmıştı ne? Dolabı açtı…
Lisede ise iki öğretmeninin dersinde böyle oluyordu; matematik öğretmeni Halil Bey ve İngilizce öğretmeni Hüsamettin Bey… İkisi de yaşını başını almış adamlardı ve onlar da hayret ediyorlardı bu kırmızılık ve kabarıklığa…
Kaç doktor gezmişti, kaç tedavi denenmişti…
Yok, yok, yok…
Ne teşhis ne tedavi…
En sonunda bir buçuk yıl öncesinde bir psikolog çok ama çok küçükken yaşadığı bir şeyin bu tarz reaksiyona neden olabileceğini söylemesiyle konu kapanmıştı… Ama ne yaşamış olabilirdi?
Buzdolabında ton balığı vardı… Daha önce hiç yememişti, hayret etti… Bir çatal aldı tezgahtan ve tadına bakmak için ufak bir parça koparıp ağzına attı…
Pencereden dışarı bakmaya başladı… Çocukken ne de severdi çimlerde koşturmayı… Şimdi, acınası bir haldeydi…
Ağzında yumuşayıp dağılan etin tadı ve kokusu… Nedense o günleri daha bir anımsatıyordu…
Birden başı döndü, elini uzattı sandalyeye tutundu…
Et boğazında büyümüş, yumru olmuştu adeta; yutamıyordu! Ellerine baktı; kabarcıklar, kızarıklıklar oluşmuştu…
Koşar adım gitti, lavaboya tükürdü…
Nefes düzeni kendine geliyordu şimdi. Gözünü kapadı, açtı, biraz bulanıklık kalmıştı ama…
Annesiyle birlikte yaşıyordu, fazla gürültü çıkarmadan odasına döndü. Kadıncağızı uyandırmanın bir manası yoktu… Odanın kapısını kapattı, ancak başının dönmesi geçmiyordu; yatağına uzandı.
Gözlerini kapattı…
Koku hala burnundaydı sanki… Gözünü açtı.
Oda değişmişti… Ellerine baktı, kızarıklık geçmişti ancak elleri daha bir küçüktü! Yüzüne dokundu, teni çok daha yumuşaktı…
Çevresine bakındı, mutfaktaydı, ama mutfak da değişikti… Sanki, yıllar yıllar öncesiydi…
Mutfağa bir kadın girdi, tanımıyordu ama annesine benziyordu ancak annesi olamazdı daha yaşlıydı… Kendisini gören kadın gülümseyip göz kırptı… Sonra tezgaha dönüp bıçakla bir şeyler kesmeye başladı… Döndü, elindeki küçük et parçasını ağzına uzattı, tam yemeye başlamıştı ki kapı gümbürtüyle çalmaya başladı…
Ellerine baktı, kıpkırmızı kesilmiştiler, ağzında yayılan etin tadından da anladığı kadarıyla ton balığıydı… Demek alerjisi vardı…
Birden bir çığlık koptu… Kemerle bağlandığı mama sandalyesinde yükselmeye çalıştı, kapıdan içeri giren bir adam peş peşe bıçak darbeleri indiriyordu kadına… Kadının çığlıkları üzerine kaçıyor…
Kendi nefesinin kesildiğini, görüşünün bulanıklaştığını hissediyor… Bu kargaşada kadının kendisine doğru yaklaştığını görüyor… Nefesi daha bir kesiliyor, kadının ellerini yüzünde hissediyor; son bir çabayla gözlerini aralıyor, kadının kan sızan dudaklarını görüyor ve kendisine sıkı sıkıya sarılmış ellerini hissediyor…
Bağırarak kendine geliyor…
Şimdiki zaman, şimdiki odası bu seferki… Ağzı ıslanmış, elini götürüyor; kan?
Gözü bir daha açılıyor geçmişteki odaya ve ağdalı, yoğun bir koku duyumsuyor; duyumsamamak mümkün mü?
Zar zor hareket ederek ufacık elini gözünün hizasına kaldırmaya çalışıyor, mosmor olmuş… Kaç gündür bu halde? İki? Üç?
Zilin ısrarlı ısrarlı çalındığını duyuyor güçlükle… Başını hafif sağa kaydırınca O’nu görüyor… Anneannesi o, şimdi anlıyor… Yaşı kaç? 53? 55?
Kapı gümbürdüyor ve açılıyor, gözü yaşlı telaşlı bir kadın koşarak giriyor mutfağa… Bir an duraksıyor, annesinin ölüsü bir yanda bir yanda oğlu kan revan arasında mosmor… “Oğlum! Oğlum!” diyerek sarılıyor, kucaklayıp kaldırıyor mama sandalyesinden. Öksürmeye başlıyor, ağzındaki eti tükürüyor artık son bir gayretle…
Nefesi normale dönüyor…
