Browsing Category

Evrensel Kültür Sanat

Evrensel Kültür Sanat

Okuyucunun Dikkatli Olması Yazarı da Dikkatli Kılıyor

Yazar Alper Kaya’nın yeni polisiye romanı “Bütün Kuralları Yık!” Oğlak Yayınları’ndan çıktı. Alper Kaya ile yeni kitabını konuşurken bir yandan da polisiye romanlara dair merak ettiklerimi sordum.

Kaya, “Polisiyenin dahil olması gerektiği bir matematik var. Buna kurguyu da katabilirsin, kriminolojiden sosyolojiye dek pek çok bilim unsurunu da katabilirsin. Bu bağlamda, okuyucunun dikkatli olması yazarı da bir o kadar dikkatli kılıyor” dedi.

  • Bütün Kuralları Yık!, uzun bir aradan sonra okuduğum ilk yerli polisiye oldu. Kitabı okurken çok beğenmekle birlikte polisiye romanların Türkiye’de güçlü bir geçmişi olmadığını tekrar hatırladım… Sebebi size göre nedir?

Aslında Türkiye’de polisiyenin hayli ciddi bir geçmişi var. Öyle ki, cumhuriyetin ilanından önce 2. Abdülhamid’in çevirttiği yabancı polisiyeler ve Amanvermez Avni serisi gibi çalışmalar mevcut. Cumhuriyetin ilanından sonra da Peyami Safa’nın Server Bedi mahlasıyla yazdığı Cingöz Recai serisi başta olmak üzere, Kemal Tahir’in mahlas isimle yazdığı Mike Hammer serilerine dek pek çok güzel eserler var. Ancak genel kanaat, polisiyenin ve polisiye üretiminin hep az olduğu yönünde. Bu da aslında şaşırtıcı değil çünkü birkaç ay önce benim de oluşumuna naçizane katkı sunduğum Polisiye Yazarları Birliği kısa sürede altmışa yakın yazarın dahil olduğu bir oluşuma dönüştü ve polisiye yazarlarının bu kadar çok oluşu hemen hemen hepimizi şaşırttı. Yani soruyu biraz farklı ele almak gerekirse polisiyenin geçmişine, bugününe ve yarınına en azından nicelik bazında neden gereken ihtimam gösterilmiyor? Bunun cevabı da sanırım, edebiyat sektöründeki “çok satanlar” teröründe gizli.

DEVAMINI OKU

Evrensel Kültür Sanat

İstanbul’un Rüya Haritasını Çıkaracak

Mine Özfidan’ı Twitter’dan tanıdım. İstiklal’e rüya dinlemeye çıktığını söylüyordu attığı tweet’te. Aradan bir gün geçmeden, ona Kadıköy’de rastladım. Rüyalarından mesaj çıkarmaya çalışan insanlar gibi, bu tesadüfün bir şeylere işaret ettiğini düşünmek istedim ve bu ilginç fikrin sahibiyle bir röportaj yaptım.

Kısa ve uzun vadeli hedefleriyle, rüya dinleyiciliği projesi hakkında konuştuk Mine ile… Mobbing’in ve televizyonun rüyalarınızı yönettiğini biliyor musunuz? O biliyor! Şimdi ona kulak verelim.

  • Merhaba Mine! İlk olarak kısaca kendinden bahseder misin?

Merhaba, kendimden nasıl bahsedeceğimi bilmiyorum. Ben Mine; yemek yiyor, uyuyor, sevdiğim insanlarla konuşuyor, hayal kuruyor ve bolca gülümsüyorum. Hep gülümsüyor oluşum sizi aldatmasın, aptal ya da bir iyilik meleği değilim. Sadece yaşamaya çalışıyorum ve benim bir derdim var. O da sokakları güzelleştirmek, hayata yavruağzı bir renk bırakmak. Pembe değil. Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nü okudum ve sanırım, sinemaya tutkunum. Evet. Sinema kafamın içine bir terzi bıraktı. Onu kesiyor, biçiyor ve tekrar dikiyor. Sonra yeniden söküyor ve yeniden dikiyor.

DEVAMINI OKU

Evrensel Kültür Sanat

Kapitalizme Zayıf Bir Salvo

Bir kapitalizm eleştirisi olarak “reklamcı” figürü kullanmak, bu topraklarda vakt-i zamanında Ruhsar dizisiyle dahi denenmişken; Karakarga Yayınları’nın bu yıl çıkardığı “Arakçı” çizgi romanı klişelere sırtını dayamaya devam ediyor inatla.

Michael Cho’nun hem yazıp hem çizdiği ilk grafik romanı olan “Arakçı” / “Shoplifter” çizimlerinin güzelliği konusunda Persepolis ile kıyaslanma hadsizliğine bile kapılmış ancak işin iç yüzü pek de öyle değil. Cho’nun hikayesinde baş karakter bir reklam yazarı. Ancak İngiliz edebiyatı mezunu olan bu karakterimiz, hikayenin başlamasına vesile olan “Ben bu işi neden yapıyorum?” sorusunu bir gün kendisine soruyor.

Sonrası, biraz bilindik şekilde ilerliyor. Karakterimizin gelgitleri, bu esnada tutunmaya çalıştığı yalnız ve şatafatlı dünyasının ufak lüksleri ve kendisine ait olan bir sırrın ekseninde devam ediyor macera. Asıl hayali yazar olmak olan karakterimiz, bu hevesi için aradığı mutlak gücü sorguluyor kendisinde.

DEVAMINI OKU

Evrensel Kültür Sanat

Rosa Parks’ını Arayan Fotoğrafçı

Ayşegül Kaycı bir fotoğraf emekçisi. Yıllardır geziyor, fotoğraf çekiyor. Fotoğraflarındaki hikâyeler, bir noktadan sonra ondan çıkmış ve fotoğraflarını kartpostal formatına dökmüş. Geçtiğimiz hafta Taksim’de “Ayşegül’ün Fotoğrafları” isimli bir sokak sergisi gerçekleştirdi. Serginin geleceğini, çalışmalarında yer tutan Doğu figürlerini ve göç kavramını konuştuk… Kaycı, 1955’te Alabama eyaletinde, siyahilere uygulanan ayrımcılığa karşı tavır koyarak siyahilerle ile beyazların otobüste ayrı yerlere oturmalarına karşı çıkan Rosa Parks’ın otobüs şoförüne bir ülkenin tarihini değiştirecek o cümleyi söylediği anı fotoğraflamak istediğini söyledi.

‘GEZEN BİR SERGİYE DÖNÜŞECEK’

Sokak sergisi fikri çok güzel. Peki nereden aklınıza geldi?
Fotoğraflarımı sokakta sergilemek fikri uzun zamandır aklımdaydı. Çünkü sokakların birleştirici ve buluşturucu tarafını fotoğraflarımın üzerinden şenlikli bir küçük festivale dönüştürmek istedim. Fotoğraflarımı kartpostala dönüştürerek de insanlara hem kolay ulaşmasını hem de hediye kültürünün kartpostal üzerinden yaşanmasını istedim.

DEVAMINI OKU