Browsing Category

Evrensel Pazar

Evrensel Pazar

Yedinci Gün

Fotoğraf: Alper Kaya

Sırt çantasını kontrol ettiğinde, ihtiyacı olan hemen hemen her şeyi içine koyduğunu kolayca anladı. Zaten fazla bir ihtiyacı da yoktu… İki şişe su, kendi hazırladığı ve moda tabirle ‘spesiyalitesi’ olan üç sandviç, kraker ve bisküviden ibaret birkaç paket hazır gıda ve bir şal vardı çantasının içinde.

Gündelik hayatın koşturmacasını geride bırakalı, tam bir hafta olmuştu. Bir haftadır sabahları cep telefonunun değil, bedeninin saatiyle uyanıyordu. Bir haftadır gece olduğunda uyuyabileceği maksimum saati hesaplamadan, bunun gerginliğinden uzak şekilde giriyordu yatağa.

İşinden istifa etmişti.

O çok bayıldığı, üniversite sıralarında dirsek çürüterek geçirdiği dört buçuk yılın mükafatı olarak kabul ettiği, büyük kariyer hedefleri taşıdığı işinden; beşinci yılı dolmadan istifa etmişti. “Dört buçuk yıl eğitime karşılık, dört buçuk yıl kariyer…” diye içinden geçirmişti ofisten son çıkışında.

DEVAMINI OKU

Evrensel Pazar

Işığa Kaçış

Fotoğraf: Ayşegül Kaycı

Uçağın tekerlekleri açılıp, piste girdiğinde önce derin bir sarsılma; ardından kısa bir gel-git ve duraksama olmuştu. Bu aşama, birkaç kez daha ileri geri yaşanan sarsılmayla devam etmiş ve en nihayetinde uçak sonsuzluğa benzer bir durma haline geçmişti.

Orta sıralarda, cam kenarında oturan kadın ayağa kalkmak için bekledi. İşi gereği, seyahatlerinde sık sık uçağa biniyordu ve yolculuğunun bu kısmının daimi bir sabır gerektirdiğini biliyordu. İnsanlar inmek bilmezdi. Bavullarını üstlerinde yer alan bagaj bölümünden alırken sakarlaşır, ilerlerken aksamalar yaşanır ve illaki beş dakikayı aşkın süre ayakta beklemek zorunda kalırdı insan. Bu evreyi genelde cep telefonunu açıp yolculuğu boyunca aksayan e-posta trafiğini kontrol ederek değerlendirirdi kadın. Bu kez öyle yapmadı.

Yıllardan sonra ilk kez Türkiye’ye geliyordu. İş, bekleyebilirdi. En azından bu kez…

DEVAMINI OKU

Evrensel Pazar

Eksik Parça

Fotoğraf: Ayşegül Kaycı

Geçen haftanın özeti: Büyükşehirdeki işlerini bırakıp bir kasabaya yerleşmek isteyen genç çift, nereye gittiğini bile bilmedikleri bir otobüse binmişlerdir. Otobüs, izbe bir kasabanın yanından geçerken inmek isterler.

Otobüs bir yokuşu çıktı, indi. İnerken, ufukta birkaç haneli bir köy belirmişti. Adam, karısını dürtüp köyü işaret etti. İkisinin de aklına aynı şey gelmişti. Köye giden yolun önünde inmeye karar verdiler. Adam, muavini çağırdı…

Tıslayarak birkaç saniye daha ilerledikten sonra otobüs durdu. Bagaja koydukları küçük sırt çantalarını alıp muavine iyi yolculuklar dileyip köy yoluna saptılar. Görünenden daha uzaktaydı köy. Yaklaştıkça evlerin, uzaktan göründüğü kadar az olmadığını ve dahası; perspektife göre yakında duran evler haricinde çoğu evin pek de yıkık dökük olmadığını anlamaya başladılar.

DEVAMINI OKU

Evrensel Pazar

Taşınma Telaşı

Fotoğraf: Ayşegül Kaycı

Büyükşehirdeki işlerini bırakmışlar, “doğal hayat” peşinde ilerleyerek bir köye yerleşebilmek için kendilerine yerleşim yeri arıyorlardı. Önce Ege’ye gitmişler ama oradaki köylerde kiralar çok gelmişti. Akdeniz’in de ondan bir farkı yoktu. Derken, kendilerini bir uzun yol otobüsünde doğuya giderken bulmuşlardı.

İşin kötüsü, işlerini bırakmayı kafalarına koydukları birkaç ayda biriktirdikleri para da yavaş yavaş suyunu çekiyordu. Adam, otobüste uyuklamakta olan karısına bakıp gülümsedi. Bazen yanlış bir karar verdiklerini düşünüyordu fakat kadının bu huzurlu uykusu onu kendisine getiriyordu. Gün batmıştı. Hangi şehre bilet aldıklarını bile unutmuş bir şekilde, karartının indiği yolda virajı dönen otobüsün camına kafasını yaslayıp uyuklamaya başladı.

DEVAMINI OKU

Evrensel Pazar

Sokağın Çığlığı

Fotoğraf: Ayşegül Kaycı

Kalabalık dağılırken daha da endişelendi. Önüne baktığında, beyaz mendilin üstünde tek tük bozukluklar gördü. Bu durum, endişesini daha da arttırdı. Cılız sesi belli belirsiz birkaç ton yükseliverdi.

“Allah rızası için!”

Bu birkaç tonluk yükselme dâhi kâr etmemişti. İnsanlar gelip geçmeye devam ediyordu. Cuma namazı çıkışı da böyle olmuştu, yakın yerdeki pazar yerinin dağılmasında da aynı şey oluyordu. İnsanlar nadiren onu duyuyor, şöyle bir bakıp geçiyorlardı. Ne düşündüklerini anlayabiliyordu.

Yıllardan sonra, artık anlamaya başlamıştı.

DEVAMINI OKU