Browsing Category

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi

Ya Her Şey Boşaysa?

Yörüngeye oturan roketten, Dünya’ya bakıp iç çekti. Onca yıl, onca yol, onca eğitim… Sözün özü onca “hayat”, hepsi, bunun içindi. Kemerini usulca çözüp, sinyali kapattı. Birkaç dakika sonra kırmızı bir ışık yanmaya başlayacaktı. Hiç hareketlilik gelmeyince kırmızı ışığın yanıp sönme aralığı azalacak ve gözü rahatsız edecek bir hâl alacaktı. Gözlerini güç bela yörüngeye oturmuş roketin camından çevirerek önüne baktı. İç çekti. Hâlâ emin olamıyordu: Ya her şey boşaysa?

Bu fikir, hep aklının bir ucunu kemirip durmuştu yıllar boyunca. Bazen kaybolmuş, bazen haddinden fazla belirmişti ama hep orada bir yerde durmuştu. Şimdi, finale bu kadar yaklaşmışken kendisini iyiden iyiye yüzeye çıkarması da boşa değildi elbette.

Her şey boşaysa? Her şey boşaysa? Her şey boşaysa? Her şey…

DEVAMINI OKU

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi

İnecek Var!

Dört katlı, on iki daireli Huzeyfe Apartmanı’nın tek görevlisiydi Mahmut. Yaşı ondan büyük olanlara göre Mahmut Efendi, küçük olanlara göre ise Mahmut Bey’di apartmandaki karşılığı. Eski dilde ‘kapıcı’; yeni ve yenileştirilmiş, “Madem dünya yüküyle kira ödüyoruz daha elit olmalıyız” diye düşünenlere hitaben geliştirilmiş dilde ise ‘apartman görevlisi”ydi.

Saati 20:30’u gösterdiği an, ne bir dakika erken ne de bir dakika geç, zemin kattaki dairesinden çıkar ve çöpleri toplamaya başlardı. Küçümsenemeyecek kadar işini önemsediğini şuradan da anlayabilirdiniz: Saat 20:30, tesadüfen seçilmiş bir rakam değildi. Aşırı istisnai durumlar haricinde neredeyse tüm dairelerde akşam yemeğinin yeni yeni bitip ev halkının dinlenmeye çekildiği saatti. Yani, en üst kattan başladığı çöp toplama işleminde topladığı çöpü koyup asansörü hep bir alt katta duracak şekilde çalıştırdığında arada parazit olabilecek bir asansör kullanıcısı çıkmıyordu.

Her akşam olduğu gibi o akşam da 20:30’da dairesinden çıktı ve spor olsun diye yürüyerek çıktığı basamaklardan, dalgın bir şekilde en üst kata ilerledi. Dördüncü katta sadece iki daireden çöp çıkmıştı; ikinci katta durmuş olan asansöre basıp, inleyen aygıtın dördüncü kata kadar çıkmasını bekledi. Geldiğinde iç kısmında yanan ışığı görür görmez kapıyı açıp çöpleri içine koyacak olduysa da bir şey onu engelledi.

Bir koku.

Ölümün kokusu.

DEVAMINI OKU

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi

Klora’nın Kehaneti

Asırlar evvel, daha dünyada büyük okyanuslar ve hatta geniş çöller yokken, dört farklı uygarlık varmış. Birbiriyle neredeyse bitişik kara parçalarında, dört farklı uygarlık yaşarmış dünya üzerinde. Bitişik dediysek, barış falan varmış sanmayın! Aksine, yoğun bir savaş hali hakimmiş dünya üzerinde…

Bu dört uygarlığın ilki Göğel isminde, barışçıl bir uygarlıkmış. Büyükçe totemler yapıp, gökyüzünde olduğuna ve bir gün inip dünyaya barış getireceğine inandıkları tanrılarına taparlarmış. Kadınları avlanıp yemek pişirirken, erkekleri ibadet eder ve sadece kendi topraklarına saldırıldığında savaşırmış.

Diğer uygarlıklardan birisi de Viden adıyla anılan; heybetli savaşçılara sahip ve geçimini dünya üzerinde az olan denizden sağlayan, denizci uygarlıkmış. Barbar korsanları ve ilkel kadınları olmasına rağmen, dönemin en büyük şairleri Viden’den çıkarmış. Bunun sebebi de, uzun süreler deniz seferine çıkan savaşçıların içlerinde yer alan aşk ve özlem hisleriymiş.

DEVAMINI OKU

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi

Telesuikast

Başkan, koltuğuna geri yaslanarak istihbarat şubesinin başındaki adama baktı. Bakışları öfke dolu küfürlerinden birer seçki sunuyordu adeta.

– Dört eyaletin kontrolünü kaybettik, dört! Aklın alıyor mu? Zaten dokuz tanesi bizim kontrolümüzdeydi, dördü daha düştü. Geri kalan beş eyaleti nasıl savunacağımıza dair bir fikrin var mı acaba?

İstihbarat şubesinin en üstündeki adam, ceketinin düğmelerini açtı ve koltuğunda öne doğru eğildi. Terlemeyi engelleyen bir teknolojiyle yapılmış olmasına karşın sırtından boşalan terlere engel olamıyordu ceketi. Sanırım, psikolojik etkenler pek hesaba katılmamıştı üretim esnasında.

Bir açıklama düşünüp ağzını açtığında odanın kapısı çalındı. Başkandan tok bir sesle “Gir” komutu geldiğinde içeri robot hizmetçilerden birisi girdi. Elinde devasa bir tepsi ve başkanın öğlen yemeği vardı.

DEVAMINI OKU

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi

Ta Ki Gök, Yere Değene Dek

Çizim: Serdar Burak Yıldız
Çizim: Serdar Burak Yıldız

 

Siyahlı adam veya bazı topraklarda bilindiği adıyla “büyücü” kaçıyordu. Silahşor da peşindeydi.

Sıcağın vurduğu yüzünde pul pul dökülmeler, yer yer kızarıklıklar vardı. Arada bir eliyle yanaklarını kaşırken iyice sertleşip parmaklarına batmaya başlamış olan sakallarının yanı sıra derisinin dökülmeye başlayan üst tabakası da takılıyordu eline. Açlık ve susuzluk hissetmediği halde vücudunun doğal tepkileriydi bunlar. Ne zamandır dur durak bilmeden yürüdüğünü karıştırıyordu, ayakları her an vücudunun geri kalan kısmına ihanet edecekmiş gibi hissediyordu.

Siyah, alnının önüne dökülmekte olan saçlarını eliyle geriye itip yürümeyi sürdürdü Silahşor veya bazı topraklarda bilindiği adıyla “son silahşor”.

Günün bir kez daha geceye döndüğü saatlerde, belki birazcık yorgunluk hissettiği için durduğunda fark etti orayı. Buz mavisi gözlerini daha da kısıp baktığında her şey netleşmişti: İleride, birkaç yüz tekerlek mesafede, bir köy(?) vardı. Veya başka türlü bir yerleşim yeri. Bir kaşı istemsizce kalkmıştı Silahşor’un. Dudaklarını yaladı, temposunu ne arttırdı ne de azalttı. Sadece görüş mesafesini dert etmeye başlayarak yürümeye devam etti.

DEVAMINI OKU