Cuma Toygar ile Röportaj

*Sevgili Alper öğretmenlik mesleği zor bir meslek. Söylediklerini yapmazsan, yapamazsan, inandırıcı olmuyorsun. İnsan hakları konusunda çok yetersiz kalıyoruz. Öğretmenlik mesleği bilgi, beceri ve davranış bütününden oluşan bir meslektir. Bugün en büyük sıkıntı çocukları bilgi depolamakata başka bir şey verilememesidir. Hiçbir çocuk ne kendi hakkını almayı öğreniyor ne de başkasının hakkını korumayı. Biz öğretmenler öğrencilere olumlu davranışlar veremiyoruz maalesef. Yemek yerken ağız kapatmaktan tutun da yere tükürmemeye kadar, yere çöp atmamaya kadar, kırmızı ışıkta durmaya kadar pek çok konuda sorumluluk almadan büyüyor öğrencilerimiz. Beceri konusunda da tam bir eksiklik yaşıyor ve yaşatıyoruz. Makas tutmaktan tutun da cetvel kullanmaya kadar, kağıt katlamaktan kesmeye kadar yetersizlikler diz boyu çocuklarımızda. Sonuç olarak test ve tost çocukları yetiştirmek için yarışıyor öğretimcilerimiz. Mesleğin güzelliklerine gelince sevmeyi ve sevilmeyi bir arada yaşıyorsun. Söylediğin bir şeyi yerine getirmeleri, istediğin olumlu bir davranışı görmek, zekalarının parlaklığı insanı mutlu ediyor. Sana samimi bir şekilde sarılması bir çocuğun bambaşka bir duygu.
- Kişinin adından önce mesleğinin geldiği ülkenin gereğini yaptıktan sonra, size gelelim. Küpeli Öğretmen’in önceki faaliyetleri az buz şeyler değil hani. Çevre faaliyetlerinde adınız sıkça geçiyor. Bizim ülkemizde “boş iş” diye nitelendirildiği için şu an en ufak bir yağmurda sele boğuluyoruz ya, neyse. Ben bu tarz kültürel oluşumların tohumlarının çocukluktan atıldığını savunurum daima. Sizin çocukluğunuz, aile hayatınız nasıldı?
*Çocukluğum yoksulluk içinde geçti. 1962 yılında Kırşehir’de doğdum. 5 yaşında Manisa’ya geldim.Babam DSİ de kanal bekçiliği yapıyordu.ilkokul 1.sınıfı Turgutlu Yeniköy’de okudum. İki ve üçüncü sınıfı yine Turgutlu Sinirli Köyü’nde okudum. Yüzmeyi köy kanallarında öğrendim daha 8 yaşındayken. Babamın DSİ leri şantiye binasına diktiği ağaçları sulamakla başladım çevreci olmaya. Şimdi o çam ağaçlarını bir kişi kollarını sardığı zaman birleştiremez. Yaz aylarını şantiye binasında geçirdim ve orada yaşadım.ilkokul 4. ve 5. sınıfı Manisa’da okudum.daha İlkokul yıllarında pamuk tarlalarında işçilik yaparak bağlarda üzüm kesiciliği yaparak hayata atıldım. Ortaokul ve liseyi Manisa’da okudum. Liseyi siyasi olaylardan dolayı ancak 5 yılda bitirebildim. Ortaokul ve lise yıllarımda inşaatişçiliğinden karo atölyesinde silmeciliğe kadar pek çok işte hem çalıştım hem okudum.
- Öğretmen olmaya karar verme aşamanız nasıl gerçekleşti?
*Çocukluğumdan beri farklı olmayı, değişik yollardan yürümeyi, değişik işler düşünmeyi seviyordum. Bir sorunun pek çok çözüm yolu olduğunu göstermeyi çok seviyordum. Öğretmen olmak için Kırşehir eğitim yüksekokulunda 2 yıl okudum. O zamanlar bu okullar 2 yıllıktı.
- Öğretmenlik hayatınızda görev yaptığınız okullarda gerçekleştirdiğiniz değişimlerden bahseder misiniz? İyilik yapıp denize atma aşamasını çoktan aştığımızı düşündüğüm için böyle bir soru yöneltiyorum, yanlış anlaşılmasın…
*Görev yaptığım Mardin’deki okulumda sınıfın karatahtası bile yoktu. Ben ilçeden koskoca karatahtayı sırtlandım köy minibüsünün üzerine koydum ve köye getirip kendim duvara çaktım. Şimdiki okulum Necatibey ilköğretim okulunda sigara içen öğretmenlere karşı mücadele etmekten, okulun koridorunu hayvanat bahçesine dönüştürmekten, okul bahçesini ağaçlandırmaktan tutun da okulun panolarının yapımına kadar pek çok işler yaptım. Okulun 5 ton atık kağıdını öğrencilerimle biriktirip değerlendirdim ve okula kaynak makinesinden matkaba kadar birçok malzeme aldım. Atık pil toplama kampanyaları sonucunda beş yüz bine yakın pil topladık öğrencilerimle. Bunlarla çevreci Manisa yaratmaya çalıştım. Bu pillerle Manisa’dan İzmir’e uç uca ekleyerek yol yapacaktık. Ama geçmiş dönemdeki Manisa belediyesinin engelleriyle karşılaşınca bu projemiz yarım kaldı. Türkiye’yi kapsayan küresel ısınmayı ve çevre kirliliğini protesto amaçlı çevreci yürüyüşlerim başladı son yıllarda. Manisa’dan Ankara’ya; Manisa’dan Edirne’ye; geçen sene de Manisa’dan Hakkari’ye yürüyerek 60 günde ulaştım yayan olarak.
- Mevzuattaki “küpe açığı”nı nasıl keşfettiniz? Dahası, temele inersek; küpe takmaya nasıl başladınız ve sonraki yaşadığınız yıpratıcı sürecin bir özetini alabilir miyiz?
*Küpe takmaya sınıfta öğrencilerimin isteğiyle başladım. Farklı olmak adına özgün olmak ve bunu yaşamak adına bana küpe takıp takamayacağımı sordular. Ben de ‘Tabi ki takabilirim!’ dedim ve taktım. Bu arada kılık kıyafet kanununu inceledim. Mevzuatta böyle bir yasağın olmadığını gördüm. Devlet memuru takı takamaz diyor ama küpe takamaz demiyor. Kaldı ki bayan öğretmenler takabilir de demiyor. Bazı konular net açıklanmamış. Küpe , kolye, dövme, bilezik, yüzük gibi takılar ve süs eşyalarının yasak olup olmadığı ve sınırları çizilmemiş. Ben de kadınların yararlandığı bu haktan yararlanmak istedim. Benim küpem masum bir süs eşyasıdır. Siyasi, dini, felsefi bir anlam ve mesaj taşımamaktadır.
- Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz? Zaten gerekli adımları atıyorsunuzdur ancak takip etmek isteyenler için; kararlarınız neler? Ne düşünüyorsunuz? Dahası, ne hissediyorsunuz? Bu daha zor bir husus sanki… Baktığımızda, öğrencileri için kendinden çok şey katan idealist öğretmeni ‘sürme’ gerekçesi öğrenci velilerinin şikayeti! Biraz ironik değil mi cidden?
*Şimdi dava açmayı düşünüyorum. Maaş kesim cezamın iptalini isteyeceğim yargı yoluyla itiraz edeceğim. Küpe takmaya devam edeceğim. Bundan sonra beni sürgün edemezler. Çünkü gideceğim köyde beni istemediklerini basına açıkladı köy muhtarı ve köylü. Bu olaylar elbette benim de canımı sıkıyor elbette ama yılmadan mücadele edeceğim. Küpe takma olayını AİHM’ne kadar götüreceğim. Beni öğretmenlikten atsalar bile küpe takmaktan vazgeçmeyeceğim. Çünkü ben küpeyi hobi olarak sadece sevdiğim için takıyorum. Burada aramaları gereken siyasi,dini veya felsefi bir mesaj verip vermediğim aranmalıdır. Bu da olmadığına göre neden yasak olduğunu anlayamıyorum. Onların amacı üzüm yemek değil bağcı dövmek. Şu ana kadar öğrenci velilerinden yazılı veya sözlü bir şikayet olmadı.
- Daha önce, Çorum Valisi top sakalı ile projesini sunan Jeoloji Mühendisi’ni “huzurundan” def etmişti. Sizin olayınız da hemen hemen aynısı. Nedir cidden bu erkanlardaki şekil şemal sevdası? Bir eğitimci gözüyle analiz edebilir misiniz bu durumu?
*Bizi yönetenlerin farklılıklara tahammüllerinin olmamasından kaynaklanıyor herşey. Toplumu yönetenlerin değişik görünen insanlara ve değişime hazır olmadıkları ortaya çıkıyor. Bizi yönetenler, bize emir verenler istedikleri gibi görünmemizi istiyorlar. Hoşgörü yok.
- Değerli öğretmenim, yeni nesillere sadece öğretmenlik olarak değil… İnsanlık olarak ne tavsiye edersiniz, ne önerirsiniz?
*Hak alma mücadelesinden vazgeçmesinler. İnsan haklarına saygı en önemli haktır. Hiçbir özgürlüğün kolay kazanılmadığını öğrensinler. Savaşırken yenilgilerin de kayıpların da ,gecikmelerin de olacağını bilmeli yeni nesil. İlk denemede başarısız olunabilir ama yılmadan neyi istiyorsa onu elde etme mücadelesine sonuna kadar devam etmelidir. Neye mal olursa olsun.
- Her şey için çok teşekkür ederim, haklı mücadelenizde yoldaş olarak olmasa bile kısa bir süreliğine yol arkadaşı olarak gördüyseniz beni ne mutlu bana. Bol şans davanızda…
*Ben de cevaplarımla size ve okurlarınıza yararlı olabilmişsem, mutlu oldum demektir.
