Dokunmatik

Çekinceyle klavyeye dokundu, bir tuşa bastırdı…

Gelen ses doğru olduğunu gösteriyordu, sonra bir diğeri, bir diğeri; derken ciddi ciddi yazmaya başlamıştı… Sevindi.
Bilgisayarın yanındaki kitaba uzandı, sayfalar üzerinde elini gezdirmeye başladı. Harfler… O kadar yabancı geliyorlardı ki, hâlâ…
Matbaa yazımı a’ya alışamamıştı mesela, bazen d ile b’yi de karıştırıyordu… Hele aklında başka bir şey varsa, ohooo asla anlayamazdı harfleri…
Şimdiki gibi…
Derin bir nefes koyup kitabı aldığı yere geri bıraktı. Alışkanlıkla, kapağa dokundu; başlığı anlayabiliyordu: Oliver Twist.
Ayağa kalkmak istedi, eski alışkanlığıyla hemen fırlayacak oldu, neden sonra duraksadı. Daha önce bacağını çarpmıştı masaya, iki hafta boyunca acıdan kendini başka bir şeye verememişti… Yavaş ve tedbirli bir şekilde ayağa kalktı, sandalyenin ~kahverengi?~ bacağına dokunarak diğer eliyle de masanın kenarını ittirerek… Ve nihayet ayağa kalkmıştı…
Koridorda ayak sesleri duyuyordu, yatağının üstüne doğru kendini bıraktı, yüzü yastığın azıcık altına gelmişti, biraz kendini ittirdi ve yastığı kafasının altına aldı…
Kapı tıklandı, açıldı.
“Kızım?”
Annesiydi bu… Yavaşça yaklaştı şimdi, üzerini örttü… Saçını okşadı…
Telefonu çaldı, istemsizce titredi bir anlık korkuyla. Annesi odadan çıkarken bir an duraksadı, muhtemelen telefonun ekranına baktı, sonra kapıyı da kapatıp gitti. Uzaklaştığını belirten sesi azalan ayak sesleriydi, bir süre sonra da duyulmaz oldu zaten…
Ayağa fırladı, ancak sağ ayağının arkasının yatağın altına çarpmıştı; bir an inledi… Bir – iki dakika durup kan var mı diye kontrol etti ancak herhangi bir sıvı gelmemişti eline, devam etti yürümeye… Masayı yokladı, tahmin ettiğinden de yakındı şimdi… Telefona doğru uzandı, tuttu, diğer eliyle ekrana dokundu…
Bir yeni mesaj, uyarısı yükseldi telefondan. Başparmağıyla onayladı, gönderen Asiye’ydi… Canı sıkkındı zaten, arkadaşının sorunlarıyla uğraşacak hali yoktu; direk kapattı mesajı… Telefonu da aldığı yere koydu.
Ayak sesleri geri gelmeye başlamıştı. Sandalyeye oturup kitaba uzandı, ancak kitabı bulamıyordu, her akşam masanın kenarına koyduğu su bardağına çarptı eli, bardak yere düştü, yüksek bir ses çıkararak parçalandı… Yeşil görmeye başlamıştı şimdi…
Dışarıdaki adımlar hızlandı, kapı açıldı… Gelen gene annesiydi, elindeki bir şeyi masaya koydu, sarıldı… “Hâlâ alışamadım…” diye fısıldadı. “Eşyaların yerini değiştirmemem gerekiyordu hâlâ alışamadım kusura bakma…” diye de ekledi…
Annesinin ağladığını hissedebiliyordu… Yüzüne uzanacak oldu, eli boşluğa çaptı, sonra annesinin elini bacağında hissetti; bacağını kontrol ediyordu, bir şey olmamış sana diyerek camları toplamaya başlamıştı şimdi de… Bir süre sonra kolundan tutup sandalyeye oturttu… Ancak bir türlü azalmayan bir ağrıya neden oluyordu bu yeşil hissi…
*
Son hatırladığı renk yeşildi, o yüzden herhangi bir yüksek seste, şok anında gözünün önüne geliyordu…
3 yıl önce ayrılmak istediği sevgilisinin yüzüne attığı ve O’nu sonsuza kadar kör bırakan asidin rengi…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Alper Kaya nokta org © 2012, Alper KAYA