Dokuz atmak mı ayıp, dokuz yemek mi?
sporx / on ekim ikibinonbir
Önce bir sahne, tıklım tıkış dolu tribünler bağırıyor: “Yeter büyük Altay!” ve Altay, gol atmayı bırakıyor, sonra kazara attığı tek golle 6-0 bitiriyor maçı. Yani, taraftar bir nevi el freni görevi görüyor. Peki doğru olan bu mu? Yoksa diğer sahne mi?
Her futbolcu sahaya gol atmak için çıkar. Kaleci ise tam tersi, golü attırmamak için. Bu iki unsurdan birisi gedikse, aksıyorsa, diğerini tutmamız doğru mudur yani? Hiç, üçüncü kalecisiyle maça çıktığı için hürmet gören bir kulüp var mı ki bildiğiniz? Varsa genel geçeri ona göre ayarlayalım? Veya yaş ortalaması küçük olan takımlar otomatik skormatiğe bağlasınlar. Mesela, nedir bu işin oluru? 4-0 mı? Başvursunlar federasyona, direkt 4-0 olsun.
Vicdanlı bir ülkeyiz sözde. 6 atan adamı yerin dibine sokarız da, depremlerde ve sellerde malları gasp edenlere ilişemeyiz. Çünkü altı atan spotların altındadır. Daha kolay bir hedeftir. “Bizim derdimiz yeşil sahalarla bayım, hayatın diğer unsurları umrumuzda değil” mi cidden? Bu kadar mı kaybettik kendimizi artık? Malatyaspor küme düşerken herkes çok gol atıyordu, aynı topraklardan çıkan adamlar bunun hıncıyla dolu, elbette gol attıkça atmak isteyecekler. Elbette her futbolcu işini yapmak isteyecek. Elbette formalar terden sırılsıklam olacak. Aksini istemek ve beklemek ve hatta “emretmek”, selde yağma yapana seyirci olmaktan farklı mı? Canınız mı acıdı? Yüzünüz mü buruştu? Daha kolayını söyleyeyim o halde…
Gol atana atma demektense, futbolun adaletine sığınıyorum. Eğer ki, içi farklı duygularla çıkıp o golleri atmışlarsa er ya da geç bu adalet tecelli eder ve golü yiyen aslında maçı kazanan oluverir. İnanmıyorsunuz, değil mi? “Hayat da çok mu adil!” diyorsunuz hatta.
Malatyaspor yönetimi, isim hakkı nedeniyle Yeni Malatyaspor’a dava açtı mesela… Birilerinin gol atmaktan ve yememeye çalışmaktan daha önemli dertleri olabilir ileriki dönemlerde!
Nasıl ki, zamanında sırf Saffet Sancaklı’nın işlerine balta vurmak isteyen Kocaelispor yönetiminin kaleci Behram ve teknik direktörlerini ayarttığı yetmezmiş gibi, transfer edilmesi beklenen Can Erdem’i de İstanbulspor’dan önce davranıp alması ve hatta İstanbulspor-Kocaelispor maçı öncesi yeşil siyahlı taraftarların stad çevresindeki tüm dükkanların camlarını indirmesi, yetmezmiş gibi, maç boyunca sahaya girmeleri… Sonucunda geç de olsa gelen adaletle 2007 – 2008 sezonundan beri pek de yüzünün gülmemesi ve zirve noktası: Kendi sahasında, suni bir takımdan dokuz yiyen Kocaelispor kavramı.
Kime kızacaksınız ki? Atana mı, yiyene mi? Hepimiz birazcık iç sahamızda dokuz yemeyi hak etmiyor muyuz, elinizi yüreğinize koyup konuşun… Ha ama, üzülüyorum. Kocaelispor için, samimi hislerimle, üzülüyorum. Şehir biraz daha az yeşil şimdi. Ve bolca siyah.
Adalet, bu kadar acıtıyor mu cidden?
