Ersin Karabulut ile Röportaj
* Çizerlik öncesi yaşantım ergenlik çağındaki normal bir çocuğun yaşantısı gibiydi işte. 16 yaşında dergilerde çizmeye başladım, o yüzden öncesinde anlatmaya değer çok fazla şey yok. Pişmiş Kelle dergisine gidip geliyordum. Tek tek yayınlanan karikatürlerden sonra köşem de oldu. Ama düzenli çizmiyordum, bir yandan liseye devam ediyordum sınava girecektim çünkü. Üniversitedeyken Pişmiş Kelle kapandı. Çok kısa bir süre sonra da Lombak dergisi kuruldu, ben de oraya gittim. Ardından Penguen ve Uykusuz diye devam etti işte.
- Bugün Ersin Karabulut Uykusuz’da veyahut başka bir dergide çizer olmasaydı ne olurdu, ne iş yapardı; neden?
* Yine görsellikle alakalı bir iş yapardım herhalde. Grafik tasarım eğitimim var (henüz tamamlayamadığım) dolayısıyla o işe yönelirdim. Kuruyemişçi açıp işletemezdim zaten.
- Türkiye’de mizah, karikatür ve çizerlik nasıl değerlendiriliyor? Mizah dergiciliği konusundaki yoğunluğu nasıl değerlendirirsiniz?
* Yıllardır hep “Türkiye’de bu işe değer verilmiyor” diye sızlanıp dururduk. Geçtiğimiz ekim ayında Cezayir’deki uluslararası bir çizgiroman festivaline davetli olarak katıldım. En az 50 ülkeden çizgiromancılar karikatüristler çizgiroman senaristleri gelmişti, bir çoğuyla konuştum ve anladım ki; Türkiye bu konuda geride değil, aksine gayet iyi durumda. Televizyondaki ve internetteki binlerce alternatife rağmen, insanlar hala geleneksel dergilerle bağ kurup onları takip edebiliyorlar. Mizah dergiciliği konusundaki yoğunluktan kastın çok dergi olmasıysa bu bir yanılgı. Az bile var denebilir. Eskiden daha çok vardı. Az dergi olması çok üzücü bir şey. İşin piyasası azalıyor demektir, yeni isimler çıkmıyor demektir.- Dünya’da son dönemde bir hayli yayılan manga çılgınlığına yaklaşımınızı öğrenebilir miyiz? Yurt dışından yayınları takip ediyor musunuz mizahi anlamda?
* Manga çok ilgi duyduğum bir tarz olmadı hiç bir zaman. Avrupa ve Amerika’dan iyi örnekleri daha çok takip ediyorum.
- Alpay Erdem yazarlar – çizerler futbol takımında oynuyor, sizin çizerlik dışındaki hobileriniz nelerdir?
* Uykusuz ve henüz mezun olamadığım okulum sağolsun, başka şeylere fazla vakit ayıramıyorum maalesef. Kendimce bir şeyler okurum yazarım, izleyebildiğim kadar film izlerim, vakit buldukça üye olduğum bir spor salonu var; oraya giderim, koşarım yüzerim falan. Geçen sene dergiden bir kaç arkadaşla bir süre kick box dersi aldık, o çok eğlenceliydi benim için ama şu an devam edemiyoruz zamansızlıktan.
- İstanbul’a çizimlerinizde çok yer veriyorsunuz. Bu kentin sizin için önemi nedir? İstanbul’da en sevdiğiniz beş mekan nerelerdir, neden?
* Doğduğum büyüdüğüm şehir işte. Ama öyle “İstanbul bir or.spudur.. adamı aşık eder, bilmemne eder..” tarzı romantik bir bağlılığım yok yani. Yaşamanın zor olduğu bir şehir diyorlar İstanbul için ama başka bir şehirde hiç yaşamadığım için çok anlayamıyorum bunu. Çıkıp çeşit çeşit insan görmeyi seviyorum. En sevdiğim 5 yer, bilmiyorum hiç. Evimi seviyorum. İlk aklıma gelen o.
- Uykusuz dergisinin ortamı nasıl? Dergide sabahlamalar meşhurdur, bir sabahlama esnasını tasvir eder misiniz kim neler yapar?
* Derginin ortamı sakin. Beyoğlu’nun en civcivli mahallelerinden birinde ama aynı zamanda kuytuda. Odalar var, odalarda masalar falan. İsteyen istediği yere oturur çalışır. İsteyen sabahlar, bütün hafta orda kalır. İsteyen evden çizer yollar. Bol kahve çay içilir, oturulur çizilir işte. Bu bana ilginç gelmiyor, o yüzden anlatmak zor. Zannedildiği gibi herkes kahkahalar atarak eğlenmiyor. Arada geyik yaparsın sonra oturur sessizce çizersin. Yeni başlayan birisi için dergide sabahlamak değişik bir deneyim olabilir ama ben artık sabahlamayı falan sevmiyorum. Masalarda sandalyelerde iki büklüm uyuklamanın, kahve üstüne kahve içmenin hiç romantik ya da güzel bir tarafı yok. Güzel bir dergi yapmanın şartı değil en azından.- Bir haftalık çalışma periyodunuz nasıldır? Bizim belki de beş dakikada okuduğumuz bir sayfayı nasıl çıkartıyorsunuz? Bu süreci anlatabilir misiniz?
* Ben bir kaç aydır köşemi evde çizip bitiriyorum ve öyle gidiyorum dergiye. Derginin sayfa planını yapıyorum, gündem sayfasının planını çiziyorum, karikatürleri yerleştiriyorum, insanlara dağıtıyorum. Fırat Budacı’nın yazdığı “bişeyler duydum” köşesinin grafiğini hazırlıyorum. Eğer biri gecikecekse ya da çizemeyecekse onun yerine bir şeyler ayarlamaya çalışıyorum. Dergideki geçirdiğim zamanda daha çok bunlarla ilgileniyorum. Onun öncesinde kendi köşem için cumartesi akşamından düşünmeye başlıyorum. Pazar günü çizmeye geçiyorum, pazartesi gecesi ya da en geç salı sabahı bitirmeye çalışıyorum ki diğer işlerle ilgilenebileyim. Salı gecesi dergi bitiyor uyumaya gidiyoruz evlere. Çarşamba günü genelde toplantı yaparız. Dergiyle ilgili kararlar, mali işler vesaire için. Perşembe cuma dinlenerek ve bir sonraki dergi için enerji toplayarak geçer.
- Çizimlerinizde sık sık gerçek yaşantınızdan kesitler kullanıyorsunuz… Vedat Özdemiroğlu bir ara bir posterde tipini beğenmediği için size arıza çıkarttığını söylemişti, ailenizden veya arkadaşlarınızdan da benzer tepkiler alıyor musunuz?
* Yok, negatif bir şey duymadım hiç. Vedat Abi’nin arıza çıkarttım demesi de onun kibarlığıyla ilgili. Yoksa arıza falan değildi, “ulan beni de ne biçim çizmişsin” dedi, ki haklıymış da, sonradan farkettim.
- Geleceğe dair projeleriniz var mı? Çizerlik/ çizerlik harici… Neler var?
* Avrupa’da işlerim yayınlansın, Türkiye dışında da okurlar edineyim isterim. Bunun için küçük girişimlerim oldu, üzerine düşüldüğünde fırsat bulabileceğimi de anladım. Ama şu an ne vaktim ne de enerjim var. Okulum bitsin (son bir diploma projem var, o da önümüzdeki dönem biter diye umuyorum) ardından askerlik var, bunlar netleştikten sonra düşünmek istiyorum.
- Vakit ayırdığınız için, ciddiyetle ve samimiyetle cevap verdiğiniz için teşekkür ediyorum… Hayatınızda başarılar…
* Rica ederim. Okuyanlara sevgiler, selamlar.
