<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alper Kaya nokta org</title>
	<atom:link href="http://www.alperkaya.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.alperkaya.org</link>
	<description>Alper Kaya&#039;nın Resmi Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 21:01:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>M. İhsan Tatari &#8211; Kayıp Rıhtım Eleştiri</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/m-ihsan-tatari-kayip-rihtim-elestiri</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/m-ihsan-tatari-kayip-rihtim-elestiri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 17:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=590</guid>
		<description><![CDATA[Her insanın mutlaka bir sırrı vardır. Ama büyük ama küçük… Saklarsınız onu herkeslerden, gizlersiniz meraklı gözlerden, delik kulaklardan. Fakat şunu iyi bilirsiniz ki bir sırrı saklamaktan çok daha zor bir şey vardır şu hayatta: Bir sırrı açıklamak. Hatta bazen ölüm bile bir sırrı itiraf etmekten daha iyidir. Bu cümle süslüyor on parmağında on bir marifet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her insanın mutlaka bir sırrı vardır. Ama büyük ama küçük… Saklarsınız onu herkeslerden, gizlersiniz meraklı gözlerden, delik kulaklardan. Fakat şunu iyi bilirsiniz ki bir sırrı saklamaktan çok daha zor bir şey vardır şu hayatta: Bir sırrı açıklamak. Hatta bazen ölüm bile bir sırrı itiraf etmekten daha iyidir.</p>
<p>Bu cümle süslüyor on parmağında on bir marifet olan yazarımız Alper Kaya’nın yeni kitabı 8:00’ın gösterişli kapağını. Ve belki de en iyi bu söz tanımlıyor kitabın alengirli konusunu. İstanbul’un izbe bir barında başlıyor ve yine aynı mekânda sona eriyor hikâyemiz. Birbirini hiç tanımayan bir avuç müşteri var içeride. Her biri kendi şahsi meselelerine dalmış, sorunlarını alkolün zihni bulanıklaştıran etkisi yardımıyla unutmaya çalışıyor. Başlangıçta birbirlerine tamamen yabancı olan bu kişiler ufak bir olay sonucu bir anda kendilerini aynı masada oturmuş, dostça muhabbet ederken buluyor.</p>
<p>Kitabın en çarpıcı yeri kesinlikle karakter betimlemeleri… Alper Kaya’nın kaleminden dökülen karakterler öylesine gerçekçi, öylesine derin işlenmiş ki okurken her biri gözlerinizin önünde ete ve kana bürünüyor. Teker teker tanımaya başlıyoruz hepsini. Ya da daha doğrusu tanıdığımızı sanmaya… Çünkü işler çığırından çıkıp kendi aralarında Rus Ruleti oynamaya başladıklarında hep bildiğiniz ama itinayla görmezden geldiğiniz bir gerçeği vuruyor kitap yüzünüze: Aslında hiç kimse anlattığı kişi değildir.</p>
<p>Her karakterin geçmişine ait, açıklamaktansa ölmeyi tercih ettiği bir sırrı olduğunu öğreniyoruz yavaşça. Ve aslında her birinin normal hayata uzak, gazetelerin üçüncü sayfasına yaraşır kişiler olduğunu… Sahibinin “Hatırlatma tabancası” adını verdiği silah, içindeki tek mermiyle elden ele dolaşırken sayfalar da gözlerinizin önünde hızla akıp gidiyor. Ardından Alper Kaya yine yapacağını yapıyor ve okuyucularını bir anda ters köşeye yatırıveriyor. Ne mi yapıyor? Eh, bunu burada anlatıp da okuma zevkinizi baltalayacak değilim ama kesinlikle şaşıracağınızı, kitaba bakış açınızın o anda katmerlenerek artacağını garanti edebilirim. Bir de yazarımızın fantastik kökenine bir selam çaktığı final bölümü var ki sormayın gitsin.</p>
<p>Kısacası 8:00 kısa görünümüne rağmen dolu bir içerik sunmayı, bir ilk roman olmasına rağmen ise akıllara kazınmayı hakkıyla başarıyor.</p>
<p>Nice romanlara sevgili Alper…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/m-ihsan-tatari-kayip-rihtim-elestiri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Komiser Tahsin</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/komiser-tahsin</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/komiser-tahsin#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 01:53:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=585</guid>
		<description><![CDATA[* Lanetli Melodi (Kayıp Rıhtım &#8211; Eylül 2011 Seçkisi)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.alperkaya.org/wp-content/uploads/2012/01/304602_10150320341073996_611223995_7846382_713962773_n.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-586" title="Çizen: Yunus Kocatepe" src="http://www.alperkaya.org/wp-content/uploads/2012/01/304602_10150320341073996_611223995_7846382_713962773_n.jpg" alt="" width="290" height="290" /></a></p>
<p>* <a href="http://www.alperkaya.org/lanetli-melodi" target="_blank">Lanetli Melodi</a> (Kayıp Rıhtım &#8211; Eylül 2011 Seçkisi)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/komiser-tahsin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lanetli Melodi</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/lanetli-melodi-2</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/lanetli-melodi-2#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 01:50:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=583</guid>
		<description><![CDATA[Kan gölcükleriyle “süslenmiş” odaya girdiğinde Dedektif Tahsin bir süre duraksadı, midesi ağzına gelmişti. Yutkunup birkaç saniye kapalı tuttuğu gözlerini yuvalarında birkaç tur döndürüp tekrar açtı ve dikkatli adımlarla odanın ortasına doğru ilerledi. - İntihar mı? diye sordu odada tahlil yapmakla meşgul memura Adam başını salladı. Burnunu çekip tekrar odaya bakmaya başladı… Yatağın ortasında büzülmüş yatan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kan gölcükleriyle “süslenmiş” odaya girdiğinde Dedektif Tahsin bir süre duraksadı, midesi ağzına gelmişti. Yutkunup birkaç saniye kapalı tuttuğu gözlerini yuvalarında birkaç tur döndürüp tekrar açtı ve dikkatli adımlarla odanın ortasına doğru ilerledi.</p>
<p>- İntihar mı? diye sordu odada tahlil yapmakla meşgul memura</p>
<p>Adam başını salladı.</p>
<p>Burnunu çekip tekrar odaya bakmaya başladı… Yatağın ortasında büzülmüş yatan birisi vardı. Burnunu biraz daha çekti, bugün tıkalıydı… Hava ne zaman değişkenlik içine girse, sinüsleri tıkanıyordu Dedektif Tahsin’in…</p>
<p>Gözlerini daha dikkatle gezdirmeye başladı. Bir türlü odaklanamıyordu olay yerine… Elindeki tabancaya bakılırsa intihar(?) aracı o olmalıydı. Kafasının sağ tarafında tilki kovuğundan hallice bir delik vardı… Yaklaştı Dedektif Tahsin…</p>
<p>Biraz inceledikten sonra kafasını kaldırıp memura döndü. Bir an evvel işini bitirmesini ve cesedin otopsiye verilmesini emredip odadan çıktı. Birkaç adım attıktan sonra geri döndü, başını kapıdan uzattı.</p>
<p>- Kim bulmuş cesedi? diye sordu<br />
- Komşusu silah sesini duymuş, içeri girmeye çalışmış… Başaramayınca 112’yi aramış…</p>
<p>Dedektif Tahsin dalgınca başını sallayıp geri döndü.</p>
<p>Arabasıyla teşkilata giderken aklında birkaç ihtimal belirlemişti.</p>
<p>İntihar olmaması halinde iki seçenek vardı; ya komşu öldürmüştü ya da komşunun tanıdığı ve çok samimi olduğu birisi öldürmüştü… Ama olası bir katil, komşu ambulansa telefon ettiği sürede de daireden çıkıp kaçmış olabilirdi…</p>
<p>Saçlarını eliyle karıştırıp müziğin sesini açtı. Eski bir şarkının yeniden söylenmiş haliydi… Sevdiği şarkıların, yeni nesil popçuların dilinde sakız olmasını sevmezdi Dedektif Tahsin.</p>
<p>Eliyle düğmeyi çevirip başka radyo kanalı aradı… Saçma sapan şarkılar yüzünden daha da gerilmiş bir halde büroya varmıştı. Arabadan inerken saatine baktı. Ortağı Necip çoktan büroya girmiş ve geçen davanın raporunu çıkarmıştır…</p>
<p>Nitekim içeri girdiğinde beklediği manzarayla karşılaştı: Masasının üstünde imzasını bekleyen bir rapor ve Fantastik Futbol Takımı için güncellemeler yapan bir Necip. Öksürdü, Necip usta işi bir hamleyle hemen bir diğer sekmeyi açtı: Otopsi Teknikleri.</p>
<p>Gülümsemesini bastırarak masasına ilerledi. Uzmanlık sınavı için hazırlanan Necip için karışık hisler içindeydi. Öncelikle, çocuğu uzun süredir tanıyordu. Zeki, çevik ve disiplinliydi… Rapora şöyle bir göz attı, mavi kalemini cebinden çıkarıp imzasını atıp tekrar masaya bıraktı. Çocuğu yetiştirmişti adeta… Şimdi uzmanlık sınavına girip olursa başka büroya geçecekti… Başarılı olmasını istiyordu Dedektif Tahsin, bir yandan onun kadar iyi bir yardımcı bulamayacağını da biliyordu… Ortaklaşa aldıkları kahve makinasına gitti, suyu ısıtma düğmesine basıp raftan bir kahve aldı.</p>
<p>Farkında olmadan radyoda dinlediği şarkılardan birini mırıldanıyordu… Necip koltuğunda şöyle bir dönüp hayret içinde baktı dedektife.</p>
<p>- Abi, sen o şarkıları dinler miydin ya!</p>
<p>Dedektif Tahsin bir süre duraksadıktan ve durumun farkına vardıktan sonra galiz bir küfür savurdu.</p>
<p>- Radyonun yüzünden be Necip! diye açıklama getirdi sonra…<br />
- Abi, sabah olay yerine gittin mi? diyerek konuyu değiştirdi Necip<br />
- Gittim gittim…</p>
<p>Kahve makinası “tık” etmişti. Suyu alıp bardağa boşalttı. Dolaptan Necip’in her sabah gelirken alıp koyduğu poğaçalardan kendi payına düşen iki tanesini alıp masaya geçti. Tam bir tanesini ısıracakken yüzüne bakan Necip’i gördü. Poğaçayı masaya bırakıp ellerini hafifçe birbirine sürterek silkeledi. Biraz yutkunup farklı yerlere baktıktan sonra öksürerek boğazını temizledi.</p>
<p>- Ya komşu, ya intihar… diye homurdandı.</p>
<p>Necip düşünceli bakmaya başlamıştı… Tekrar önüne dönüp merkezin bilgi arşivine girdi.</p>
<p>- Ben komşuyu araştırayım o zaman. diye kısa bir açıklama yapıp arşivin içinde gezinmeye başladı</p>
<p>Dedektif Tahsin, baktığı olayları çok kısa sürede çözebilmesiyle ünlenmişti. Necip’in ısrarlı sorusunun sebebi buydu. Aklına gelen ilk seçenekler çoğunlukla doğru olurdu. Poğaçalar bittiğinde çağrı cihazında bir ışık yanmaya başlamıştı: Otopsi hazır olmalıydı.</p>
<p>Ayağa fırlayıp ceketini aldı, kahvesinden son yudumları alarak Necip’e araştırmasının sonuçlarını iletmesini isteyerek Dok’a doğru ilerlemeye başladı.</p>
<p>Dok, otopsi memuruna taktıkları isimdi. Genelde hep aynı yerde oluyordu, işleri düştüğünde aramalarından şikayetçi olmayan ender memurlardandı. Gerçek adını bile çoğu kişi bilmezdi. Dok büronun demirbaşlarındandı, isimsiz kahramanlardandı.</p>
<p>Odanın kapısını çalıp girdi içeri. Masada sabah gördüğü büzüşmüş ceset duruyordu. Biraz daha düzgünceydi.</p>
<p>- Evet, nedir durum? diye söze girdi Dedektif Tahsin<br />
- Büyük ihtimalle intihar. diye cevapladı Dok</p>
<p>Elindeki neşterle silahın açtığı deliğin çevresini gösterdi.</p>
<p>- Bak, çok düzgün. Tereddüt yok. Eğer bir katil varsa uykuda vurmuş diyebilirim. Hiç hareket etmemiş tetik çekilirken…</p>
<p>Neşterin keskin olmayan tarafıyla kulakları işaret etti.</p>
<p>- Ama ilginç olan şey bu işte…</p>
<p>Dedektif Tahsin başını salladı.</p>
<p>- Dok, dikkatimi ilk çeken şey o oldu… Kulakları kesilmiş. Öldükten sonra mı, önce mi?</p>
<p>Dok bir süre Dedektif Tahsin’e baktı. Dudağını kemiriyordu. Derin bir nefes koyverip tekrar cesede baktı.</p>
<p>- Tahsin, bana sorarsan önce kesmiş. Raporun çıkmasını bekleyebilirsin tabii ama daha önce kesildiğini düşünüyorum. İlginç olan şey de bu; gene benzeri bir şey söz konusu. Tereddüt yok. Hatta, tekleme bile yok gibi görünüyor. Tek harekette…</p>
<p>Cümlesini tamamlarken eliyle de kendi kulağını kesiyormuş gibi yaptı, işaret parmağını tek hamlede kulağının üzerinden geçirdi. Dudağını büken dedektif, tekrar cesede baktı.</p>
<p>- Sana akşam ayrıntılı bir rapor iletirim Tahsin. diye kestirip attı Dok</p>
<p>Tahsin dalgınca başını sallayarak dışarı çıkmak için kapıya yöneldi.</p>
<p>- Tahsin! Bana bira sözün vardı?</p>
<p>Omzunun üzerinden geri bakıp gülümseyerek başını salladı.</p>
<p>- Tamam, bu dava bitsin, söz.</p>
<p>Dok elindeki neşterle birlikte elini yuvarlak hareketlerle salladı:</p>
<p>- Ohooo, kaç dava geçti be oğlum!</p>
<p>Dok’la muhabbet asla bitmezdi, Tahsin kısa kesip döndü ve eliyle “aman sen de” dercesine omzunun üzerinden bir hareket yaparak odadan çıktı. Her halükarda komşuyla görüşmek zorunda kalacaktı; niye geciktirsin?</p>
<p>Büronun kapısından başını uzattı. Necip geldiğini görmemişti.</p>
<p>- Podolski’yi alma takıma, bu hafta cezalı! diye seslendi Dedektif Tahsin</p>
<p>Necip telaşla sekme değiştirmeye çalışırken masasındaki bardağı devirdi. Sonra üzerine dökülmesin diye ayağa fırlamak zorunda kaldı. Komik bir görüntü oluşmuştu, dedektif de yüksek sesle gülmeye başlamıştı. Necip ise şaşkınlığını üzerinden atamamış halde Dedektif Tahsin’e bakarak çıkıştı:</p>
<p>- Abi oluyor mu böyle ya…<br />
- E olmaz tabii… 4-3-1-2 oynatan teknik direktör mü kaldı len!</p>
<p>Hala fantastik futbol takımının ekranda açık olduğunu fark eden Necip dönüp hızlı bir şekilde monitörü kapattı. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra ikisi de gülmeye başlamıştı…</p>
<p>- Hazırlan, gidiyoruz… diye eliyle peşinden gelmesini işaret ederek çıkışa yöneldi dedektif.</p>
<p>Ceketini kapan Necip “Nereye gidiyoruz?” soruları eşliğinde arabaya bindi. El frenini indirip vitesi değiştirirken duraksayıp Necip’e baktı Tahsin.</p>
<p>- Davayı bitirmeye… diye kısa bir açıklama yapıp gaza bastı.</p>
<p>Cinayet mahallini de içeren, altı dairelik apartmana kısa sürede varmışlardı. Aracın içindeyken ceketinin cebinden birkaç dosya kağıdı çıkarıp hızlıca göz attı dedektif. Bunlar görevli memurların tutanaklarıydı. Bu tutanaklara göre sesi duyup ambulansı arayan komşu, 4. dairedeki Metin Özipek’ti.</p>
<p>Kapısını çaldıkları Metin Özipek, fazla bekletmeden kapıyı hafifçe aralamıştı. “Kimsiniz?” dercesine bakan Mehmet Bey, polis olduklarını öğrenince klasik “Sabah memur beylere de ifade verdik ama…” hayıflanmasıyla ikiliyi içeri buyur etti.</p>
<p>İçeride otururken ve Mehmet Bey’in ikram ettiği çayı içerken ikili bir yandan evi ve olası katillerini inceliyorlardı.</p>
<p>Mehmet Özipek kırklı yaşlarının sonlarında olmasına karşın hayli bakımlı, dinç ve derli toplu bir görüntü içindeydi. Parmağında yüzük yoktu, evli olmayabilirdi ama sevgilisi olma ihtimali hep göz önünde tutulmalıydı.</p>
<p>Evi tanımlamaları istenirse, Dedektif Tahsin’in de Necip’in de muhtemelen ilk kullanacağı kelime “sükunet” olurdu. İnsanı rahatsız edecek kadar derli topluydu ev.</p>
<p>- Sabah da anlattım, dün gece saat iki civarında bir ses duydum… Tabanca sesi olup olmadığından emin olamadığım için biraz ağırdan alarak Özkan Bey’in dairesine yanaştım. Bir süre sesleri dinlemeye çalıştım, takdir edersiniz ki o saatte hiç ses gelmedi. Merak edip kapıyı çok uzun süre çaldım, gene ses gelmeyince 112’yi aradım… Elimden başka bir şey gelmiyordu çünkü…</p>
<p>Susup önüne eğilerek çay tabağını bir süre parmağıyla oynattı. Necip, dedektife de bakarak göz onayı aldıktan sonra söze girdi:</p>
<p>- Özkan Bey’le ilişkiniz nasıldı? İyi tanır mıydınız?</p>
<p>Mehmet Özipek dalgınca gülümseyerek başını salladı.</p>
<p>- Özkan çok genç bir kardeşimizdi… Onu tüm apartmanca severdik. Bir ihtiyacı olduğunda yardımına koşardık hep…<br />
- Son dönemde bir sıkıntısı var mıydı, intihara kadar gidebilecek? diye biraz da bezgince sordu Tahsin</p>
<p>Mehmet Bey kısa bir tereddüdün ardından başını onaylarcasına salladı.</p>
<p>- Hani, bilemiyorum ama… Birkaç ay önce ayrıldığı bir sevgilisi vardı… Uzun süre içine kapandı çocukcağız, çok boşladı her şeyi… En sonunda dayanamadık apartmandan Sabri Bey, ben, Hakan Abi çıkarttık bu çocuğu bir gece dışarı… İçtik içtik muhabbet ettik… Sonra biraz düzelir gibi oldu…</p>
<p>Dedektif, ortağına bakarak gözüyle işaret edip tüm ismi geçenleri not ettirdi.</p>
<p>- Peki Mehmet Bey, sağ olun yardımlarınız için… diyerek ayağa kalktı Dedektif Tahsin.</p>
<p>Tam kapıdan çıkacakken dönüp, birkaç saniye duraksayıp sordu dedektif:</p>
<p>- Mehmet Bey, siz ne iş yapıyorsunuz?</p>
<p>Mehmet Özipek birkaç saniyelik duraksamadan sonra dudağını hafifçe yalayıp cevap verdi:</p>
<p>- Müzisyenim ben dedektif…</p>
<p>Başını sallayarak tekrar teşekkür ederek vedalaştı Dedektif Tahsin.</p>
<p>Apartman girişine kadar inip kapıdaki zilleri inceledi. Hakan Altıparmak 6. dairede, Sabri Hersal da 2. dairedeydi.</p>
<p>2. dairenin kapısını uzun süre çaldılarsa da içeriden hiçbir şekilde cevap alamamışlardı. Altıncı daireye gittiklerinde kapının biraz aralık olduğunu fark ederek telaşlanan ikili, sakin ve usta bir şekilde kapıyı ittirerek ellerinde pek kullanmadıkları –ama herhangi bir ihtiyaç anında kullanmaktan zerre tereddüt etmeyecekleri- silahlarını kavrayarak içeri girdiler.</p>
<p>Dedektifin üçüncü “Hakan Bey?” seslenişine hırıltılı ve boğuk bir cevap gelince silahlarını geri kılıflarına sokup, tetikte bekleyerek içeri girdiler. Sallanan bir sandalyede oturan, yaşlı ve iki büklüm bir adamcağız meraklı gözlerle ikiliyi süzüyordu.</p>
<p>- Ben Dedektif Tahsin, bu da yardımcım Necip… Size birkaç soru sormak istiyoruz, müsait misiniz? diye lafa girdi dedektif.<br />
- Efendim? Ne? diye kulağının arkasına perde yaparak kafasını uzattı Hakan Bey.</p>
<p>Tahsin dudağını yalayıp gözlerini hafifçe devirerek söylediklerini daha yüksek perdeden ve daha vurgulu tekrarladı. Adam başını sallayarak karşısındaki kanepeyi işaret etti oturmaları için.</p>
<p>- Öncelikle, kapınızın neden açık olduğunu sorsam Hakan Bey? diye aynı yükseklikte sordu Tahsin</p>
<p>Adamcağız gülümsedi.</p>
<p>- Ben, görebileceğiniz üzere, yaşlı bir adamım memur bey… Bakkala çakkala gidemiyorum… Apartmandakiler sağ olsunlar yardım ediyorlar. Getirdikleri şeyleri bana bağımlı olmadan içeri koyabilmeleri için hep açık tutarım kapımı…<br />
- Ya hırsızlık? diye lafa karıştı Necip</p>
<p>Yaşlı adam başını hararetle iki yana salladı:</p>
<p>- Olmaz öyle şey, tanımadık insanlar apartmana giremez…</p>
<p>Tam kendilerinin nasıl girdiğini anlatacakken Necip’i durdurdu dedektif.</p>
<p>- Efendim, bu sabahki olayı duymuşsunuzdur…</p>
<p>Yaşlı adam yerinde hafifçe doğruldu.</p>
<p>- Ne oldu ki?</p>
<p>İkili birbirlerine hafifçe baktı.</p>
<p>- Sizin alt katınızdaki Özkan Bey, öldü veya öldürüldü…</p>
<p>Yaşlı adam şok olmuştu. Bir süre ağzı açık kalakaldı. Sonra bu durumun farkına varınca utanarak eliyle ağzını kapattı.</p>
<p>- Deme ya hu… Pek de gençti!</p>
<p>Başlarını sallayan Necip ve dedektif, bir süre adamcağızın kendine gelmesini beklediler.</p>
<p>- Sizin onunla ilgili bir bilginiz olabilir diye size geldik… İntihar etti ama biz öldürüldüğü ihtimalinin de üzerinde duruyoruz… Bir gariplik görüyor muydunuz?</p>
<p>Yaşlı adam bir süre durduktan sonra başını salladı.</p>
<p>- Hayır, garip bir şey yoktu… Bildiğim kadarıyla yani…</p>
<p>Birkaç dakika daha, mevcut bilinçsizliğin değişebileceği ihtimaliyle bekleyen ikili; durumun değişmeyeceğinden emin olunca ayaklandı.</p>
<p>- Peki o halde, kusura bakmayın, sizi rahatsız ettik…</p>
<p>Tam odadan çıkacakları anda ihtiyardan inleme ve hırıltı arası bir ses çıktı:</p>
<p>- Durun, durun… Bir şey anımsadım!</p>
<p>Dedektif Tahsin atik bir şekilde dönerek ihtiyarın dizinin dibine konuşlandı. Necip de not defterini çıkarmıştı.</p>
<p>- Bana gelmişti… Bir ay önce… Bir derdinden yakınmıştı…</p>
<p>Elini hafifçe kaldırıp işaret parmağını havaya doğrultmuştu yaşlı adam. Sanki görünmeyen bir tahtada beliren kelimelere parmağıyla tıklıyor ve onları söylüyor gibi bir hali vardı.</p>
<p>- Ayrıldığı kız arkadaşıyla ilgiliydi… Bir şarkı… Sürekli bir şarkıyı beyninin içinde duyduğunu söylemişti… Çok yıpranmış gibi duruyordu… Bir daha da görmedim zaten çocukcağızı…</p>
<p>Durdu, bitmişti. Dedektif Tahsin hayal kırıklığına uğramıştı.</p>
<p>- Amca, bu çok da garip değildi ama sağol, eminim bir şekilde işimize yarayacaktır. diye kinayeli bir ifade kullanarak ayağa kalktı.</p>
<p>Yaşlı adam bilgece gülümsüyordu. Başını dalgınca sallıyordu.</p>
<p>- Yoo, gayet de garip evlat… Gayet de garip…</p>
<p>Tahsin’in siniri atmaya başlamıştı ama belli etmiyordu. Belli belirsiz “İyi günler” dileyerek kapıya yönelmişti ki, yaşlı adamın söylediği cümleyle yerinde çakılı kalıverdi.</p>
<p>- Çocuk doğuştan sağırdı…</p>
<p>Başını hayretle döndürdü dedektif. Yaşlı adam, haklı çıkmasının gururuyla gülümsüyordu.</p>
<p>- Yani, doğuştan sağırdı ve bir melodi mi “duyuyordu”?</p>
<p>Yaşlı adam başını salladı.</p>
<p>Dedektif şaşkınca yardımcısına bakakalmıştı. Tekrardan iyi günler dileyerek evden çıktılar. Ofise dönerken ikisinin de ağzını bıçak açmamıştı…</p>
<p>Ofise girdikleri an çağrı cihazı öttü dedektifin. Yardımcısına, gün içinde bulamadıkları üçüncü apartman sakini hakkında bir şeyler bulup bulamayacağını araştırmasını istedikten sonra Dok’un yanına gitti.</p>
<p>Odadan girer girmez kendisine yeni bir kıta keşfetmişçesine bakan Dok’a bakmaya başladı.</p>
<p>- Adamım, bil bakalım şu senin delik deşik çocuk neymiş!<br />
- Sağır… diye kestirip attı Tahsin.</p>
<p>Dok’un ağzı açık kalmıştı.</p>
<p>- Bu haksızlık seni piç… Bu bilgiyi ben verip seni şaşırtmalıydım! diye işi haylazlığa vurdu<br />
- Dok, uzatma… İş biraz boka sarıyor, sen elindeki raporu ver ve herkes yoluna gitsin… diye adamın eline uzandı.<br />
- Biram? diye sorarak kağıdı geri çekti Dok<br />
- Bu cuma, iş çıkışı… diye kısa kesti Tahsin.</p>
<p>Ve kağıtları aldığı gibi dışarı çıktı. Koridorda hafifçe göz atıp ofise girmek üzere yönelmişti… Bir gariplik yoktu, bilinen tek hastalığı işitme engeliydi… Ofise girdi. Canı kahve istiyordu, hem de acilen!</p>
<p>Ancak tam su ısıtıcısına yönelmişken Necip’in seslenmesiyle bir süre bu arzusunu erteledi… Necip’in yanına vardığında ekranda çok eski bir haber kupürü vardı.</p>
<p>“<strong>Türkiye’nin Gururu: Hakan Altıparmak”</strong></p>
<p>Tüm metni okumaktansa yardımcısına baktı dedektif. Necip başını hafifçe sallayarak açıkladı:</p>
<p>- Hakan Altıparmak, işitme engellilerin duyması için yürüttüğü projesini Oxford’a sunmak üzere yarın İngiltere’ye uçuyor…<br />
- Sene? diye sordu Tahsin, durum ilgisini bir hayli çekmişti<br />
- 1967…</p>
<p>Derin bir nefes alıp sıkıntıyla koyuverdi dedektif. Yardımcısıyla göz göze geldiler, ne düşündüğünü soruyormuşçasına gözünü kırptı Tahsin. Necip yutkundu, bir şey demeden başka bir sekme açtı.</p>
<p>“<strong>Talihsiz Kaza”</strong></p>
<p>- İstanbul Beylikdüzü’nde genç çocuk evinden bakkala giderken belediyenin açtığı çukura düştü… Son anda boğulmaktan kurtarılan çocuğun çarpmanın şiddetiyle işitme yetisini yitirdiği öğrenildi. Baba Murat Hersal, oğlunun hakkını gerekirse AİHM’de arayacaklarını ifade etti…</p>
<p>Dedektif hayretle monitöre yöneldi.</p>
<p>- Murat Hersal… Sabri Hersal’ın babası mı? Sene kaç?<br />
- 1982…<br />
- Oğlum, burnuma pis kokular geliyor… diye homurdandı Tahsin.</p>
<p>Bir süre sessizce monitörde açık olan kupürler arasında geçiş yaptılar. Duyulan tek ses fareye Necip’in tıklatmalarıydı… Tahsin bir müddet geri çekilip pencereden dışarı baktı… Aniden dönüp:</p>
<p>- Kız arkadaşı vardı… Onunla muhakkak görüşmemiz lazım… diye homurdandı.<br />
- Nasıl bulacağız abi, tekrar o apartmana mı gidelim? diyerek aklındaki soruyu dillendirdi Necip<br />
- Telefonu uzatsana…</p>
<p>Elini uzatıp telefonu aldı dedektif ve birkaç numarayı tuşladı… Görevli memurdan sabahki olay yerinin komşusunun numarasını alıp, tekrar birkaç numara tuşladı…</p>
<p>- Alo, Mehmet Bey… İyi günler, ben Dedektif Tahsin… Şu, bahsettiğiniz kız arkadaşın adı neydi? Evet evet Özkan Bey’in… Tamam, teşekkürler.</p>
<p>Telefonu kapattıktan sonra Necip’e not defterini çıkartmasını işaret etti.</p>
<p>- Yaz oğlum, Ayla Şen… Araştırmaya da başla, ben bir saate kadar geleceğim…</p>
<p>Necip sessizce başını sallayarak tekrar bilgisayara döndü. Bir iş verildi mi, sonuna kadar yapardı… O yüzden gözünü arkada bırakmadan gidebilirdi Dedektif Tahsin. Saat akşam üstüne yaklaşıyordu, birazdan bir yemek molası veren Necip tekrar araştırmaya dönerdi…</p>
<p>Genelde sinirleri bozulduğunda tek bir yere giderdi. Kimsenin haberi olmazdı… Gene öyle yapmış ve Balıkçı Nevzat’a gelmişti… Nevzat yaşı ilerlese de sık sık dalgalı denizde sandalıyla balık avladığından olsa gerek dinç görünen bir balıkçıydı. Kabarık beyaz sakalları ve yaz kış çıkarmadığı mavi beresiyle tam bir semboldü…</p>
<p>Dükkanda gene kimse yoktu, ki Balıkçı Nevzat çok popüler bir lokanta işletmiyordu zaten! Birkaç müptelası vardı, o kadar. Yaşlı adama yetiyor da artıyordu… Gene sipariş vermesine gerek kalmadan Nevzat balıkları kızartıp masasına getirmiş, leziz bir de salata tabağını eklemişti menüsüne… Sonra karşısına da oturup bir sigara çekti cebinden. Tahsin’in sigara içmediğini bildiği için sormuyordu…</p>
<p>Arkada açık olan televizyonun eşliğinde koyu bir sohbete giriştiler. Tahsin, son davasıyla ilgili bazı şeyleri anlatırken yaşlı balıkçının da kendisiyle aynı şekilde şaşırdığını görünce biraz olsun rahatlamıştı.</p>
<p>Anlatması bitince, sırtını yaslayıp önündeki balığın kılçıklarını çatalıyla ayıklamayı sürdürdü Tahsin. Balıkçı Nevzat da sırtını yaslamış, şaşkınlıktan sus pus olmuştu…</p>
<p>- Şimdiye dek böyle bir şey hiç duymadım Tahsin! Saçmalık desem, diyemem… Neler neler gördük, biliyorsun…</p>
<p>Balıkçı Nevzat eski bir özel harekatçıydı. Bir teknik takip aşamasında davasına yanlışlıkla dahil olan Dedektif Tahsin’le biraz “kötü” bir tanışma süreci yaşamışlarsa da kısa sürede başka davalar için birbirlerine fikir alışverişi yapmışlardı.</p>
<p>Tahsin’in davalarında şaşırtıcı bir şekilde doğaüstü unsurlar çok oluyordu… Nevzat sıklıkla bu duruma dikkat çekip imalı imalı göz kırpar ve delinin deliyi görünce şapkasını sakladığından, belanın belayı çektiğine dair nice kelamlar sarf ederdi…</p>
<p>- İşitme engelli, hem de doğuştan! Bir de melodi duyduğu için kulaklarını kesiyor demek… Dostum, dizlerine kadar battın… diyerek yanındaki boşalan bardağa tekrar su döktü ve su grimsi bir renk aldı.</p>
<p>Eliyle susmasını işaret etti dedektif.</p>
<p>- Kumanda… Kumanda nerede? diye telaşla bağırarak iki büklüm doğruldu</p>
<p>Balıkçı Nevzat bu ani değişikliğe şaşırmıştı, eliyle yan masaya uzanıp kumandayı alarak dedektife uzattı. Televizyonun sesi açılınca da merakla dönüp televizyona baktı. Bir yangın haberiydi…</p>
<p>- Orospu çocukları… diye mırıldandı Tahsin. Bu o, o apartman Nevzat…</p>
<p>Daha dikkatli baktığında, bu apartmanın yemeğin başından beri konuştukları davanın tam göbeğindeki apartman olduğunu anladı… “Tahsin ve üstün betimleme yeteneği…” diye içinden geçirdi. Bu sırada Tahsin sandalyeye astığı ceketini almış, dışarı yönelmişti.</p>
<p>- Dur dur, ben de geleyim seninle… diyerek doğruldu ve aceleyle ışıkları, televizyonu ve lokantayı kapattı Nevzat.<br />
- Abi ne gerek vardı şimdi… diye çıkışsa da, aslında keyif almıştı bu öneriden Tahsin.</p>
<p>Necip gibi bir toydan ziyade Nevzat’la dava yürütmeyi tercih ederdi. Tam o esnada telefonu çalmaya başladı Tahsin’in, ekranda “Necip” yazısını görünce bir müddet irkildi dedektif. Ama sersemliği çabuk üzerinden atıp telaşlı bir “Alo!” efektiyle açtı telefonu.</p>
<p>- Abi, şimdi yanımda Ayla Hanım var, apartmana doğru geliyoruz… diye hızlı hızlı konuştu Necip<br />
- Apartman mı? diyerek şaşkınlığını belli etti Tahsin<br />
- Evet abi, haberleri izlediğini düşündüm… Yangın var sabahki apartmanda… Çabuk gel! Diyerek hevesle cevapladı<br />
- Biliyorum Necip, ben de oraya geliyordum… Şaşırdım sadece… Görüşürüz birazdan.</p>
<p>Telefonu kapatıp cebine attı. Birkaç saniye sonra tekrar çalmaya başlayınca sinirle açtı. Ancak telefonun ucundaki Necip değildi.</p>
<p>- Tahsin, büroya gel. Davadan alındın…</p>
<p>Bu kuru ve itici ses Müdür’ün sesiydi. Müdür, Tahsin’den sonra emniyete getirilmiş; “öbürleri” diye nitelendirdiği güruhun temsilcilerindendi. Adını bile sormamış, sadece “Müdür” olarak bilmişti. Çoğu davada takışırlar, zıtlaşırlar ve Müdür’ün engelleriyle de mücadele etmek zorunda kalırdı Tahsin.</p>
<p>Telefonu, tek kelime etmeden kapatıp direksiyonu yumrukladı. Yüzü asılmıştı. Nevzat’ın dikkatinden kaçmamıştı bu durum. Yine de, tecrübesi gereği, Tahsin sakinleşene kadar pek bir şey sormadı. Birkaç dakika sonra Tahsin’in soluk düzeni eski haline dönünce “Hayırdır?” diye laf attı.</p>
<p>- Müdür, abi. Davadan aldı beni. Bir gün cinnet geçirip bürodaki herkesi öldüreceğim, sonra dava dosyalarını alıp Müdür’ün…</p>
<p>Nevzat gülümseyerek lafını kesti Tahsin’in.</p>
<p>- Tamam, sakin ol… Planı değiştirelim. Muhtemelen Necip’i davadan almazlar. O çok dikkat çeker. Ama senin Necip’le diyaloğunu da olabildiğince engelleyeceklerdir… O yüzden, sen benimle iletişim kur… Ben de Necip’le. Hatta ben de elimden geldiğince yardımcı olurum…</p>
<p>Tahsin bıyık altından gülerek direksiyonu hafifçe büroya doğru kırdı.</p>
<p>- Özledin değil mi eski günleri Nevzat? Sana bırakma diye az mı dil döktük… Bok vardı bıraktın…<br />
- Bırakmasak Müdür gibilerle uğraşacaktık Tahsinim… Yapacak bir şey yok.</p>
<p>Tahsin cevap veremedi. Beş dakika sonra büroya varmıştı. Arabadan indi, direksiyona Nevzat geçti. Adresi tarif ederek Müdür’e gitmek üzere girişe yöneldi…</p>
<p>Nevzat direksiyonu apartmana giden yollarda döndürürken derin derin düşünüyordu. Tahsin davadan alındığına göre bu işin içinde “öbürleri”nin oluşu garantiydi. Ama neden… Ne olabilirdi?</p>
<p>Telefonu çalınca daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Tanımadığı bir numaranın aradığı çok vaki değildi, şaşırarak açtıysa da telefonu; hattın diğer ucunda Necip vardı.</p>
<p>- Abi, bu Ayla Hanım’ın telefonu. Bu güvenli diye düşündük, geliyor musun buraya?</p>
<p>Geldiğini, beş dakikaya kadar da varacağını söyleyerek kapattı telefonu Nevzat.</p>
<p>Necip’in büroya ilk geldiği günleri biliyordu, çok küçümsemişlerdi çocuğu… Sonra hırslı çıkmıştı! Şimdi bir de uzmanlık sınavına girecekti… Gülümsedi Nevzat. Kendi ilk zamanlarını düşünüyordu. İtfaiye sirenleri kulağını delecek kadar yakından gelince dikkatini çevresine verdi. İleride bir kadın ve bir adam sırtı dönük duruyordu, onlara doğru sürdüğü araba iyice yaklaşınca ikili döndü; doğru tahmindi.</p>
<p>Necip koşarak geldi ve kapıyı açtı.</p>
<p>- Abi, Ayla Hanım’ı güvenli bir yere götür… Seni burada görmesinler…<br />
- Tamam, lokantaya gel işin bitince… Arama, çağrı bile bırakma. Sadece gel… diye cevaplayıp kadının arabaya binmesini bekledi Nevzat.</p>
<p>Kadın gelip ön koltuğa oturdu ve araba inleyerek U dönüşü yaptı…</p>
<p>Necip dudaklarını ısırarak itfaiye ekibine döndü. Hala binaya su sıkıyorlardı. Bir tanesine yaklaştı.</p>
<p>- Ben Cinayet Büro’dan Necip… Birkaç soru sormak istiyorum, mümkün mü? diye kimliğini adamın görebileceği şekilde kaldırıp cebine soktu.</p>
<p>İtfaiyeci boştaydı, başını salladı. Yine de gözleri apartmandaydı hala.</p>
<p>- Yangın neden çıkmış olabilir? diye sorarken not defterini çıkarttı.<br />
- Şu an bir şey söylemek zor ama ilk patlama ile ikinci patlama arasında çok uzun bir süre olmadığı için kimyasal atıklar ilk ihtimal… Birbirini körükleyebilecek şeyler de olabilir… Şu an daha çok erken… Ama çok güçlü bir ilk patlama olduğu aşikar… diye kesik kesik konuştu itfaiyeci</p>
<p>Necip düşünceli bir şekilde başını salladı. İtfaiyeci birden hareketlenerek boşta duran bir diğerine doğru bağırdı. Necip anlamamıştı, itfaiyecinin koluna dokunup ne olduğunu sordu.</p>
<p>- Yukarıda biri var… Düşecek! diye bağırdı itfaiyeci</p>
<p>İtfaiye arabasından bir branda alıp diğer itfaiyeciyle gerdiler. Necip kendisini huzursuz hissederek boştaki uçlarından birisini tuttu brandanın ve iyice gerilen brandanın başında, yukarıdaki karartıya doğru bakmaya başladılar.</p>
<p>Asırlar gibi geçen beş dakika sonunda yukarıdaki karartının boşlukta süzüldüğünü görür gibi oldular… Ve beklemedikleri bir anda brandaya sert bir düşüş yapan karartıya hayretle bakakaldılar.</p>
<p>Necip ilk bakışta tanımıştı; bu Hakan Altıparmak’tı. İhtiyar zorlukla nefes alıyordu ve düşüşün etkisiyle bir hayli sersemlemiş gibiydi… İtfaiyeci eğilip bazı tetkikler yaptıktan sonra kenarda bekleyen ambulansa işaret etti, iki ilk yardımcı gelerek sedyeye koydukları Hakan Altıparmak’ı götürdüler.</p>
<p>Necip kararsız kalmıştı, Hakan Altıparmak’ın ifadesini alamayacağı aşikardı. Ama ne yapacaktı? Burada mı beklemeliydi, yoksa restorana mı gitmeliydi? Bir süre düşündükten sonra itfaiyeciye kartını uzattı.</p>
<p>- Bir gelişme olursa beni ara, muhakkak! dediği sertçe bir vedadan sonra arabasına binip restorana doğru gazladı.</p>
<p>Restorana vardığında dışarıdaki arabayı görmese, kimsenin olmadığını düşünebilirdi. Perdeleri sıkı sıkıya çekili, içinde belli belirsiz bir ışık olan balıkçı restoranına baktı uzaktan. Anlaşılmaması için arabayı sokağın başına park edip koşar adımlarla restorana ilerledi. Kapıyı Dedektif Tahsin açmıştı… Buna şaşırdıysa da belli etmedi Necip ve içeri girdi. Nevzat, Ayla ve üçüncü boş sandalyenin sahibi Tahsin bir masada oturup kahve içiyor olmalıydılar… Necip, bu kadar soğukkanlı olmalarına şaşırarak apartmanı ve Hakan Altıparmak’ı anlattı… Beklediği şaşkınlık naralarını duyamamış olmaktan dolayı hayretler içindeydi…</p>
<p>Dedektif, kahvesinden birkaç yudum daha alarak Ayla’ya baktı. Ayla dudağını kemiriyordu…</p>
<p>- Ben gizli polisim… diye söze girdi.</p>
<p>Necip’in şaşkınlığı artmıştı.</p>
<p>- Ve bu apartmandaki olayları üç aydır takip ediyorduk… Yapılan her şeyden haberimiz var… Ve emin ol, bu olay tablonun bütününe yansıdığında devede kulak kalıyor!</p>
<p>Bilgiç bir edayla, dalgınca gülümseyerek kahvesinden birkaç yudum aldı.</p>
<p>- Ama tesadüfen girmiştim bu olayların ortasına… Biz Özkan ile üniversiteden arkadaştık, flört etmeye başladığımızda ve bazen evine gidip geldiğimde apartmandakilerle tanıştım… Benim gizli polis olduğumu Özkan bile bilmiyordu, onlar da anlamamıştı tabii… Yaptıkları deneyleri, sonuçlarını, ilerlemelerini… Hepsini not ediyordum. Evlerine gizlice girip çıkarak bu delilleri topladığım için de tabii ki hepsi geçersizdi… Ama açıklarını bekliyordum… Tam açık verdiklerini düşündüğüm sırada, bir şeyler ters gitti ve Özkan… Delirdi.</p>
<p>Susup burukça bakındı. Bu hatıranın ona acı verdiği çok belliydi.</p>
<p>- Ayrıldıktan sonra oldu hepsi… İşitme sorununu kafaya taktı durdu… Oysa ben biraz da apartmanı uzaktan gözleyebilmek için aramızda mesafe koymuştum Özkan’la…</p>
<p>Bunları söylerken gözlerinden ufak damlacıklar süzülüyordu.</p>
<p>- Siz aslında bağlantıyı zaten çözmüşsünüz… Sabri Hersal için yürütülen deneyde Özkan’ı denek olarak kullandılar. Hakan Altıparmak’ın da suçlu olduğuna inanmıyorum… Adam uyurken evinden dosyaları çaldıklarını çok gördüm…</p>
<p>Necip merakla atıldı:</p>
<p>- Ne tür dosyalar?<br />
- Hakan Altıparmak, biliyorsun, bir bilim adamı. Yaptıkları kadar yapmadıkları da çok… Ve yapmadıklarının projeleri… Hepsi arşivli… Ayrıntılı bir şekilde hem de… E, yemek tarifini verdikten sonra yemeği pişiremeyecek insan sayısı da azdır… Diğerlerinin işi oldukça kolaylaşıyordu…<br />
- Kaç kişi bunlar? diye lafa girdi Nevzat<br />
- “Bunlar”dan kastının ne olduğuna bağlı! diye kestirip attı Ayla.</p>
<p>Bir süre sessizlik oldu. Herkes kafasındakileri iyice netleştirmeye çalışıyordu.</p>
<p>- “Öbürleri”ne bağlı çalışıyorlar… Mehmet Özipek’in resmi olmayan bağlantıları olduğunu adım gibi biliyorum…</p>
<p>Her şey netleşmişti.</p>
<p>- Peki bu melodi olayı nedir tam olarak? diye sordu merakla Tahsin.<br />
- Bir çip yerleştiriyorlar, tam buraya…</p>
<p>Bunu söylerken sol eliyle hafifçe saçlarını kaldırıp beyaz ensesinin tam ortasını işaret etti. Ve sözlerini sürdürdü Ayla:</p>
<p>- Sonra bazı sinyaller gönderiyorlar… Şimdilik duymanı değil, sadece duyduğunu sanmanı sağlıyorlar. Bu kısmı çözemedim henüz, ama bazı matematiksel formüllerle boğuştuklarına şahidim…<br />
- Yine de garip! diye homurdandı Nevzat<br />
- Evet! Üstelik bu tarz bir çiple neler yapabildiklerine inanamazsın. Bilinç altına yolladıkları sinyallerle rüyalarını bile belirleyebiliyorlar…</p>
<p>Herkes daha da şaşırmıştı. Suskunluk çöktü restoranta…</p>
<p>- Abi, davayı nasıl sürdüreceğim? diye sıkıntılı bir edayla Tahsin’e sordu Necip</p>
<p>Tahsin hala düşünüyordu… Soruyu bir kez daha tekrarlayınca Necip, daldığı düşüncelerden sıyrıldı.</p>
<p>- Valla, bu işin arkasında “öbürleri” varsa, kesinlikle kendiliğinden kapanır dava… diye homurdandı</p>
<p>Masadakiler sessizce başlarını salladı. Bir süre daha muhabbet ettikten sonra vaktin iyice geç oluşu herkesi evine gitmeye zorladı… Sabahsa, telefon trafiği nedeniyle çok erken uyanacaktı Necip.</p>
<p>İlk gelen telefon, saat 06.45’teydi. Hakan Altıparmak’ın hastanede hayatını kaybettiği bilgisi verildi… Necip biraz doğruldu, geri yatacakken tekrar telefon çaldı. Saat 07.00’ı gösteriyordu ve davayla ilgili olarak, apartman yangınının tüp kaçağından çıktığı bilgisi veriliyordu. Şüpheli bir durum olmadığının altı, ısrarla çizilmişti. Teşekkür eden Necip, bu kez kalkmaya niyetlenmişti ki, 07.20’de son kez çalan telefonla geri yattı.</p>
<p>Apartmandaki diğer sakinlerden Sabri Hersal ve Mehmet Özipek’in bir jiple otoyolda bariyerlere çarparak kaza yaptıkları, ambulansla götürülürken de hayatlarını kaybettikleri bilgisi verilmişti…</p>
<p>Tam uykuya dalarken dedektifin sözleri kulağında çınladı; “Bu işin arkasında “öbürleri” varsa, kesinlikle kendiliğinden kapanır dava…”</p>
<p>Nitekim kapanmıştı…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/lanetli-melodi-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FutbolExtra Ocak 2012</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/futbolextra-ocak-2012</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/futbolextra-ocak-2012#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 21:40:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=577</guid>
		<description><![CDATA[  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage"><a href="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/387606_10150521052742768_629567767_8842169_1011439273_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/387606_10150521052742768_629567767_8842169_1011439273_n.jpg" alt="" width="228" height="301" /></a>   <a href="http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/398727_10150521037112768_629567767_8842146_98687222_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/398727_10150521037112768_629567767_8842146_98687222_n.jpg" alt="" width="458" height="299" /></a></p>
<div id="imagestage" class="imageStage"></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/futbolextra-ocak-2012/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FutbolExtra Aralık 2011</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/futbolextra-aralik-2011-2</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/futbolextra-aralik-2011-2#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 21:37:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=575</guid>
		<description><![CDATA[  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage">
<div id="imagestage" class="imageStage"><a href="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/408158_10150521053192768_629567767_8842170_135942748_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/408158_10150521053192768_629567767_8842170_135942748_n.jpg" alt="" width="172" height="245" /></a><a href="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/393315_10150521037982768_629567767_8842147_204147760_n.jpg" target="_blank">   <img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage img" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/393315_10150521037982768_629567767_8842147_204147760_n.jpg" alt="" width="355" height="245" /></a></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/futbolextra-aralik-2011-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göktuğ Canbaba / 08.00 Yorumu</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/goktug-canbaba-08-00-yorumu</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/goktug-canbaba-08-00-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 17:18:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=567</guid>
		<description><![CDATA[Eline sağlık Alper Kaya! 08.00&#8242;ı henüz bitirdim ve okurken gayet keyif aldım. İyi ki gece okumuşum; sayfalardaki karanlık atmosfer ve soğuk İstanbul gecesi güzel bi ikili oldu. Yeni çalışmalarını merakla bekliyoruz&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eline sağlık Alper Kaya! 08.00&#8242;ı henüz bitirdim ve okurken gayet keyif aldım. İyi ki gece okumuşum; sayfalardaki karanlık atmosfer ve soğuk İstanbul gecesi güzel bi ikili oldu. Yeni çalışmalarını merakla bekliyoruz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/goktug-canbaba-08-00-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altın Madalyon</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/altin-madalyon</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/altin-madalyon#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 14:10:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=562</guid>
		<description><![CDATA[Ocak sayısının tamamını indirmek için buraya, sadece benim öyküme ulaşmak içinse buraya tıklayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage img" src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/389534_10150470679312768_629567767_8635558_351052551_n.jpg" alt="" width="184" height="261" /></div>
<div class="imageStage">
Ocak sayısının tamamını indirmek için <a href="http://www.mediafire.com/?d2rkx47yi8a4vtl" target="_blank">buraya</a>, sadece benim öyküme ulaşmak içinse <a href="http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-ocak" target="_blank">buraya</a> tıklayın.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/altin-madalyon/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Loch Ness&#8217;in Gizemi (Ocak)</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-ocak</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-ocak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 14:05:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=560</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Güneş, etkisini yavaşça kaybederken geniş omuzlu ve sportif görünümlü sarışın adam tatsızca homurdandı. Elindeki kalın kitabı bırakıp otele gitmek gerçekten üşenilecek bir mesaiydi. Sudan yeni çıkmış olan arkadaşı ise yavaş yavaş soğumaya başlayan havanın, bir anda rüzgara dönüşmesinden korkuyor gibiydi. Homurtuyla karışık, endişesini dile getirdiğinde karşı taraftan onay aldı. Sarışın adam, keyifsizce kitabında kaldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/188158_169576693085913_7854643_n.jpg" alt="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/188158_169576693085913_7854643_n.jpg" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güneş, etkisini yavaşça kaybederken geniş omuzlu ve sportif görünümlü sarışın adam tatsızca homurdandı. Elindeki kalın kitabı bırakıp otele gitmek gerçekten üşenilecek bir mesaiydi. Sudan yeni çıkmış olan arkadaşı ise yavaş yavaş soğumaya başlayan havanın, bir anda rüzgara dönüşmesinden korkuyor gibiydi. Homurtuyla karışık, endişesini dile getirdiğinde karşı taraftan onay aldı.</p>
<p>Sarışın adam, keyifsizce kitabında kaldığı yere ayraç koyarak kapağını kapattı ve her zaman yaptığı gibi otele gitmeden önce son bir kez suya girdi.</p>
<p>Arkasından bakan esmer, nispeten kısa boylu fakat daha iri vücutlu arkadaşı ise adamın bu ritüeline alışmış gibi başını belli belirsiz sallamakla yetindi ve sarıldığı havluyu daha sıkı kavradı.</p>
<p>Birkaç dakika sonra, önüne salkım salkım dökülen saçlarını istemsizce savurarak sudan çıktı sarışın adam. Koşar adımlarla gelip havlusuna sarındı. Bir müddet sessizce, kurumayı bekledi ve arkadaşının yüzüne bir nebze boş boş baktıktan sonra dudakları birkaç kez açılıp kapandı.</p>
<p>“Hava bir hayli soğumuş Java!” diyebildi sadece.</p>
<p>Birkaç gündür olduğu gibi güzel başlayan, yeşilin bitip gölün girdiği kadraja dahil olma süreçleri tatsız bitmişti.</p>
<p>“Üşütürsek Diana bizim canımıza okur Java…” diyebildi sadece sarışın adam, otele doğru koştururlarken.  Buna karşılık, alışagelmiş bir homurtu işitti.</p>
<p>“Evet, buraya gelmemize de karşı çıkmıştı. Ama zaten ne zaman karşı çıkmadığı oluyor ki!” diyebildi, biraz da umursamaz bir ses tonuyla. Bu sözlerine destek olan veya karşı çıkan bir tepki gelmediği için rahatlamışsa da, içindeki huzursuzluk bitmiyordu.</p>
<p>Odalarına doğru iyice koşar adım çıkmaya başladıklarından, arkalarından seslenen resepsiyon görevlisinin sesini duymamışlardı. Odaya gülerek giren ve sıcak havanın yüzlerini yalamasıyla daha da keyiflenen ikili, bir an duraksayıvermişti. Odadaki koltukta, bacaklarını üst üste atmış bir halde; daha üzerindeki montu bile çıkarmamış olarak oturan kadın ikisini de şaşırtmıştı.</p>
<p>“Diana!” diyebildi sadece sarışın adam. Yani, imkansızlıklar dedektifi Martin Mystére.</p>
<p>* **</p>
<p>Üçlü, sessizce oturmuş birbirlerine bakıyordu. Sarı, uzun saçları omzuna kadar dökülen genç ve bakımlı kadın elindeki kahveyi avucunda dolaştırıp duruyordu. Mutlu görünüyordu. İlişkilerinin ilk dönemlerinde, çok ciddi olmasa da flörte dönüşebilen diyaloglar kurduğu çoğu kadınla birlikte maceradan maceraya koşan kocasını tek başına bulmuş olması güzeldi.</p>
<p>Ancak, tabii ki, onca yolu basit bir kaçamağı yakalamak için tepmemişti.</p>
<p>“Rüyalarım” diye tekrarladı genç kadın “,çoğu zaman çıkıyor. Biliyorsunuz.”</p>
<p>Bazen çok şiddetli şekilde bunu tecrübe etmişlerdi, evet. İki adam başlarını sessizce salladı.</p>
<p>“Oteli ilk bulduğumda da şok oldum! Çünkü bir haftadır rüyalarımda dev dalgalar tarafından yerle bir edilen otel… Buydu.”</p>
<p>Konuşmadan birbirlerinin yüzüne bakmayı sürdürdüler. Normal şartlar altında olsa buna gülüp geçebilirlerdi ancak, Mystére’in Neanderthal yardımcısı Java’nın gördüğü rüyalar da bununla aynı olduklarından dolayı kolay kolay bir sav öne süremiyorlardı. Akşam yemeği saatinin geçmiş olması nedeniyle de kafeteryada sadece içecek bulunmaktaydı. Mystére’in önerisiyle, kasabaya inip bir şeyler yemeye karar verdiler. Hem Diana’nın teptiği onca yolun bir kıymeti olmalıydı!</p>
<p>İskoçya’nın dağların eteğine kurulmuş yerleşim yerlerinde gezinen üç yabancı; aslında alışageldik bir manzaraydı. Zira bölge Loch Ness isimli “canavarı” nedeniyle pek bir meşhurdu. Hatta bu varsayılan canavarın gezdiği gölden alınan sular, şişelenip satılmaktaydı! Normal hayat şartları süren insanlar için hayli ilginç gelebilen bu tip hadiseler, ömrünü çoğu kişi için bir masaldan ibaret olabilecek şeylerin peşinde harcayan Martin Mystére ve yardımcısı Java için çocuk hikayeleri gibi geliyordu.</p>
<p>Peki bu sıra dışı dedektifi ve yardımcısını, hatta karısını, İskoçya’nın bu bildik bölgesine sürükleyen neydi?</p>
<p>Dalgın dalgın yürüyen Mystére, karısı ve yardımcısının uyarılarıyla yolun kenarına çekilerek yoldan hızla geçen bir taksinin altında kalmaktan kurtulunca sadece düşündüğü şeylerden uzaklaşmakla kalmadı; bir de tehlike çanlarını duymaya başladı.</p>
<p>Kurt dedektif,  çoğunlukla tehlikeye uğrardı. Özellikle araştırmaları birilerinin, mesela Kara Adamlar’ın, yoluna taş koyuyorsa ölümcül pek çok tehlikeye uğramışlığı vakiydi. O yüzden şok olma evresini pek yaşamadı, kafasında ihtimalleri dans ettirmeye koyuldu. O bunları düşünürken yardımcısı ve karısı, bir lokantada karar kılıp Mystére’i de peşlerinden sürüklemişlerdi.</p>
<p>Masaya oturduklarında Diana, daha önceleri pek çok kez sevdiği adamın tehlikeleri atlatmasını görmüş olan o kadın, hala şoktaydı. Java kendine has homurtusuyla masadaki sükuneti sağladıktan sonra Mystére’e, kimden şüphelendiğine dair bir soru sordu.</p>
<p>Mystére, Java’nın kimlerden şüphelendiğini biliyordu. Ancak, Neanderthal adamının aksine bu kez Kara Adamlar’dan şüphelenmiyordu. Kara Adamlar da Mystére gibi doğruyu, saf doğruyu arama ve gizemleri aydınlatma peşinde bir gruptu. İmkansızlıklar dedektifiyle ayrıldıkları taraf ise, Kara Adamlar’ın gizemleri aydınlattıktan sonra insanlığın duymaması için uğraşmalarıydı. Mystére ise, tam tersi. Herkese ulaştırma çabasındaydı.</p>
<p>Bu kez kendi yoluna çıkanın bir kara adam olmadığı kanısında olma sebebi ise, bir kara adamın ısrarcı oluşu nedeniyleydi. Karşısındaki eğer bir kara adam olsaydı, o aracın geri dönüp bir daha ve bir daha, hatta bir kez daha kendi üzerine geleceğini düşünüyordu Mystére. Bu kadar çabuk vazgeçmesi kafasında şüphe yaratıyordu.</p>
<p>Bunu dile getirdiğinde masada biraz da onaylama manasına gelen bir suskunluk hâsıl oldu. Garson, bu suskunluğu fırsat bilip sahneye dalıverdi ve üçünün de önüne mönü bırakıp sessizce çekildi.</p>
<p>Diana, eğilip az kişi olan restoranda sesinin duyulmaması için kısık bir sesle tam olarak ne bulmak için İskoçya’ya geldiklerini sordu. Tam cevap verecekken, Mystére’in gözü arkada birilerine takıldı ve kalakaldı…</p>
<p>Java ve Diana da usta dedektifin odaklandığı yere baktıklarında az önce siparişlerini alan garsonun, kasa yakınındaki bir telefonun ahizesini kaldırmış; sırtı müşterilerine dönük bir yerlerle görüştüğünü gördüler.</p>
<p>Düşük bir ihtimal dahilinde, yerel bir örgütle karşı karşıya olabileceklerini düşünüyorlardı aynı anda. Çabuk hareket etmeleri karşılarındaki insanlara bir mesaj olacaktı ve bu doğrultuda dikkatsizlik yapabilecekleri gibi olası düşmanları da uyandırmış olacaklardı. Mystére çok telaşa vermeden bunları dile getirdiğinde masada sessizce onayladılar. Sipariş verdikleri yemekler geldiğinde havadan sudan bahsetmeye koyulmuşlardı. Garson geri dönerken Mystére atik bir hamleyle kolunu hafifçe tuttu.</p>
<p>Garsonun aşırı şaşkınlığı görülmeye değerdi. Mystére ise hiç bozuntuya vermeden bölgenin en çok gezilesi yerlerini, bir turistmiş gibi sordu. Bazı şato ve kumsal tavsiyeleri aldıktan sonra kibarca başını sallayıp teşekkür etti.</p>
<p>Yemeklerini sessizce yerken üçü de nadiren kurdukları göz temaslarıyla, karşılarındaki düşmandan hemfikir olduklarını ifade ediyordu.</p>
<p>Yemek ve tatlı seansı bittikten sonra hiçbir terslikle rastlaşmadan otele dönmüşlerdi. Bu durum Java’nın oldukça canını sıkmışa benziyordu. Zira bu sadık dost, Mystére’in canına kast edenleri bir an önce yakalamak istiyor dahası birkaç saat önceki karşılaşmalarındaki etkisizliğini kendine dert ediyordu…</p>
<p>Otelde resepsiyonist biraz telaşlı bir şekilde yollarını kesivermişti.</p>
<p>“Şeyy… Bay Mystére, siz iki kişilik oda ayırtmıştınız. Ancak eşiniz de gelince ikinci bir oda şart oldu fakat otelde sadece tek bir kişinin yanı boş, o da bir hanımefendi. Ve takdir edersiniz ki…”</p>
<p>Gözü, cümleyi bitirmeden Java’ya kaymıştı. Mystére, bir tatsızlık çıkmasını istemediğinden eliyle “olur” diye işaret etti. Diana da üzülmüştü ancak yapacak fazla bir şey yoktu. Odalarına çıkıp vedalaştıklarında, sabah ilk iş olarak her şeyi anlatacağına Diana’ya söz vermek zorunda kaldı bir hayli yorgun düşen dedektif.</p>
<p>Her zaman yaptığı gibi, günlük raporunu kişisel bilgisayarında tuttu. Geçirdiği tehlikeye dair ayrıntılı bir yazı olmuştu. Gerinip baktıktan sonra odaya dönüp göz attığında Java’nın çoktan uyumuş olduğunu gördü. Diana’nın içkisi de bitmişti. ‘İyi geceler öpücüğü’nü aldıktan ve vedalaştıktan sonra odasının yolunu tuttu. Esneyerek bilgisayarını kapatan Mystére  de başını yastığa koyar koymaz uyumuştu.</p>
<p>Mystére, üç gündür bulunduğu İskoçya’da; hayatının aşkıyla aynı otelde uyuduğu için midir bilinmez, ilk defa huzurlu bir uyku şekilde yatağına uzanmıştı. Diana’nın aksine…</p>
<p><em>İskoçya, üçte birini kapladığı Britanya adasının en kuzeyinde yer alır. Güneyde İngiltere’ye komşu olan ülkenin doğusunda Kuzey Denizi, batısında ise Atlantik Okyanusu yer alır.</em></p>
<p><em>Coğrafı olarak İskoçya, kuzeyden güneye 92 ana bölgeye ayrılmıştır. Bunlar dağlık bir bölge olan Highlands, deniz seviyesine yakın olan Central Belt ve tepelik bir araziden oluşan Southern Uplands’dir. İskoçya nüfusunun çoğu Edinburgh, Glasgow ve Stirling gibi en önemli şehirlerin içinde yer aldığı Central Belt bölgesinde yaşamaktadır. Bunun yanında İskoçya’ya bağlı 130’u yerleşim bölgesi olan 790 ada vardır. İskoçya, dağları, nehirleri ve gölleriyle zengin bir doğaya sahiptir. </em></p>
<p><em>İskoçya bağımsız bir ülke olmasa da kendine ait bir bayrağı, başkenti ve parlamentosu vardır. İskoçlar, kendi kültürlerine ve geleneklerine bağlı, geçmişlerini sürekli canlı tutan, tarihe önem veren bir millettir.</em></p>
<p>Diana, odasına doğru giderken elindeki anahtara baktı. 262, Mystére ve Java’nın odasının üç solundaki odaydı.  Kapısının altından ışık görünmediği için meçhul oda arkadaşının uyuduğu kanısına vardı ve yeterince sessiz olarak kapıyı açıp içeri adımını attı.</p>
<p>Daha kapıya uzanamadan bir elin sertçe bileğinden tuttuğunu ve başka bir elin de ağzını kapattığını duyumsadı. Telaşlandıysa da kontrolünü kaybetmemek için elinden geleni yaptı. Odanın kapısının sertçe kapatılması ise, odada kendisini tutandan başka birisinin de olabileceğini düşündürtüyordu. Her ihtimale karşı kendini hazırlayarak aklından yapabileceklerini geçirdi.</p>
<p>Hafif ittirilerek odanın ortasına kadar götürülürken kafasında ölçüp biçtiği ihtimaller içinden balkona çıkıp aşağıya atlamayı mantıklı bulmuştu. 2. katta olduklarından dolayı çok zorlanmayacağını düşünüyordu. Ağzını kapatan eli yapabileceği kadar ısırdı ve bir anda rastgele tekmeler savurmaya başladı. İki farklı inleme sesi gelince yeterince şaşırttığını düşünerek balkona koştu.</p>
<p>Otelde oluşunun avantajı olarak, mimarisi standart odalarda balkonu eliyle koymuş gibi buluvermişti. Kapı kolunu çevirip kapıyı açtı ve yüzüne çarpan serin havayı içine çekerek gözüyle aşağıda bir yeri kestirip balkondaki bel hizasına kadar yükselen korkuluğun üstüne çıkıp kendisini aşağıya bıraktı…</p>
<p>Üç yanındaki odada da ilginç bir hareketlilik vardı. Ancak o an, o hareketlilikten daha önemli dertleri vardı Diana’nın. Hayatta kalmak gibi…</p>
<p>Geceli biraz daha serin bir havası olan İskoçya’da, rüzgar hafiften şiddetini arttırıp cama tıklatmaya başlarken Mystére ilginç bir sesle yeni daldığı uykusundan uyanıvermişti. Java’nın gene rüya gördüğünü ve uykusunda konuştuğunu düşünse de, yatağının titremesiyle gözünü ardına kadar açıverdi.</p>
<p>Güçlü bir el, Mystére’in ağzına bastırıyordu. Elinde bir bez olduğunu hissetti imkânsızlıklar dedektifi. Aklına gelen ilk ihtimal, kloroform olmuştu. Birkaç adım uzağındaki yataktan da mücadele sesleri geliyordu. Her kimseler, Java’yı zapt etmelerinin zor olacağını düşünerek; içinde bulunduğu tehlikeye mukabil içi biraz olsun rahat bir şekilde eliyle cılız ittirişler yaparak göremediği düşmanıyla mücadeleye giriştiyse de bayıltıcı gazın bulunduğu bez etkisini kısa sürede göstermişti.</p>
<p>Mystére gözünü açtığında karanlık ve soğuk bir yerdeydi. Elleri ve ayakları bağlı, yere popo üstüne oturtulmuştu. Bir müddet, soluk alış verişinin havaya buhar halinde aksedişini izledi. Aklına Titanic filminin final sahnesinde yolcuların ağzından çıkan soğuk hava buharının nasıl çekildiğini okuduğu makale geldi.</p>
<p><em>Meksika’da çekilen filmde soğuk havadan kaynaklanan nefes alış verişinde çıkan buhar, filme bir depoda karanlıkta nefes alıp verip buhar çıkartan figüranların görüntülerinden montajlanarak eklenmiştir.</em></p>
<p>Durup dururken bunu niye hatırladığını düşünürken daha hızlı soluk alıp verdiğini fark eden Mystére, sonunda içinde bulunduğu durumun tehlikesinin ayırtına varmıştı. Bileklerini birbirine sürttürerek iplerini gevşetmek istediyse de bunun mümkünatının olmadığını fark edip enerjisini harcamamak adına durdu.</p>
<p>Gözleri ve diğer duyuları karanlığa alıştığında yapayalnız olduğunu fark etti. Daha da ürperdi ancak bu durum, Diana ve Java’nın hâlâ güvende olduğuna işaret olabilirdi.</p>
<p>Geniş bir yerde tutulduğunu da hayal meyal anlayabildi. Az eşyalı ve soğuk bir depoda olabilirdi. Sırtının yaslı olduğu yere hızlı bir şekilde ileri gidip gelerek vurdu. Sırtının acısı bir yana, tok bir ses gelişi boş bir kutuya sırtının yaslandırıldığı izlenimi vermişti.</p>
<p>Eliyle sırtının dayalı olduğu zeminin altında çıkıntı veya yükseklik ararken tam vazgeçtiği anda bir çıkıntı yakaladı. Çok büyük olmamakla birlikte, avuç içini dayayıp güç alabileceği kadar geniş bir çıkıntıydı. İki elini avuç içlerini aşağı bakacak şekilde dayayıp kollarından güç alarak kendisini kaldırmaya çalıştı.</p>
<p>Bacaklarının uyuşukluğu, bu hamlesini başarısız kılmıştı. Bir süre bileklerini yukarı aşağı ittirerek kan dolaşımını ipler el verdiğince yeniden sağlamaya çalıştı. Bu arada ne kadar süredir baygın olduğunu hesaplayamadığını fark edince biraz daha telaşlanmıştı.</p>
<p>En son hatırladığı şey, yanındaki yataktan gelen mücadele sesleriydi…</p>
<p>Daha da hırslanıp aceleci hareketlerle ellerini tekrar çıkıntıya dayayıp olanca gücüyle kendisini ittirdi. Şaşırsa da ayağa kalkabilmişti. Bir süre öyle kalakaldı. Eli ve ayakları bağlı, ne yapabileceğini düşündü. Kozasını yırtamamış bir tırtıl gibi minik zıplayışlarla duvara gitmeye çalıştı. Ancak düşündüğünden daha uzaktaydı duvar. Birkaç zıplayıştan sonra geniş odanın bir duvara sahip olmadığını bile düşünmeye başlamıştı ki omzu sert bir durdurucuyla karşılaştı.</p>
<p>Sırtını duvara yaslayıp gözlerinin tekrar karanlığa alışmasını bekledi. Birkaç saniye sonra daha iyi görebiliyordu etrafını. Az önce kalktığı yerdeki kutu hariç odada tek tük kutular vardı. Hepsi de aynı boyda ve şekildeydi.</p>
<p>İçlerinde ne olduğu merak etmekle birlikte el ve ayaklarındaki bağları def etme çabasındaydı Mystére. Odada kendisinden başka kimsenin olmadığına kanaat getirince biraz daha rahatlamıştı. Geldiği yönün aksi yöndeki ilk kutuya doğru yavaş hareketlerle yöneldi.</p>
<p>Bir gürültü koptuğunda, kutuya henüz varmıştı. Sürgülü bir kapının açılmasına benzer bir ses duydu. Paslanmış bir zeminde sürüklenen kapı, tiz bir ses çıkarıyordu. Yabancı sesler duyar duymaz kendisini yere bıraktı, yuvarlanarak duvarla kutu arasında mevzilendi. Bileklerindeki ipler artık canını acıtır hale gelmişti. Acısını bir süreliğine unutup konuşmalara kulak kabartmaya çalıştı.</p>
<p>Gelenlerin iki kişi olduğunu fark etti.  Ve bir tanesinin telaşlı konuşmasına eşlik eden sesi hemencecik tanımıştı: Silaha sürülen kurşunun çıkarttığı metalik inlemeydi bu.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">1. Kısmın Sonu</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-ocak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Basın</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/ulusal-basin</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/ulusal-basin#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 13:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[&#62; BirGün &#62; HD Gazete &#62; Sporx &#62; FutbolExtra]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.alperkaya.org/birgun" target="_blank">&gt; BirGün</a></p>
<p style="text-align: center;"><a title="Sporx’teki Çalışmalarım" href="http://www.alperkaya.org/hd-gazete" target="_blank">&gt; HD Gazete</a></p>
<p style="text-align: center;"><a title="Sporx’teki Çalışmalarım" href="http://www.alperkaya.org/sporx" target="_blank">&gt; Sporx</a></p>
<p style="text-align: center;"><a title="FutbolExtra" href="http://www.alperkaya.org/futbolextra" target="_blank">&gt; FutbolExtra</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/ulusal-basin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne Sağcı Ne Solcu Oğlumuz Futbolcu</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/ne-sagci-ne-solcu-oglumuz-futbolcu</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/ne-sagci-ne-solcu-oglumuz-futbolcu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 21:17:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[BirGün Gazetesi / 10 Kasım 2010 Fenerbahçe kaptanı Alex&#8217;ti sanırım, bir röportajında veya demecinde araya laf sıkıştırmıştı: &#8220;Biz futbolcular robot değiliz.&#8221; Bu sözü, pek ilgi görmedi skor basınında. Zira onların aradığı söz, &#8220;Ben X&#8217;le birlikte oynamam&#8221; veya &#8220;Takım huzursuz çünkü hoca kötü&#8221; gibi sözlerdi. Haber istiyorlardı. Eski çağ filmlerinde vampirin şatosuna koşan eli meşaleli köylüler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BirGün Gazetesi / 10 Kasım 2010</p>
<p>Fenerbahçe kaptanı Alex&#8217;ti sanırım, bir röportajında veya demecinde araya laf sıkıştırmıştı: &#8220;Biz futbolcular robot değiliz.&#8221;<br />
Bu sözü, pek ilgi görmedi skor basınında. Zira onların aradığı söz, &#8220;Ben X&#8217;le birlikte oynamam&#8221; veya &#8220;Takım huzursuz çünkü hoca kötü&#8221; gibi sözlerdi. Haber istiyorlardı. Eski çağ filmlerinde vampirin şatosuna koşan eli meşaleli köylüler gibi bekliyorlar ya genelde maç çıkışlarında&#8230; Artık &#8220;kulüp dergisi&#8221; kisvesi altında o şatoya da, futbolcunun evine, giriyorlar&#8230;<br />
En son, Beşiktaş çıkışlı Eskişehirsporlu golcü Batuhan&#8217;ın evinde verdiği röportajını izlerken bu hisse kapıldım. İnternette &#8211; pek çoğu argo olmak üzere &#8211; bu röportaja dair sonsuz yorum var. Röportajı zikretmenin manası yok. Batuhan daima sorumsuzluğuyla, ukalalığıyla ön plana çıkan bir oyuncu. Bir futbolsever ve ucundan kıyısından Eskişehirspor takipçisi olan bendeniz için bu bir kıstas değil, çıksın golünü atsın pasını versin. Benim Batugol&#8217;le alakam bu kadardır. Ferrarisine kız arkadaşına ve tavırlarına &#8211; oturuşuna &#8211; bakmam. Tek bir farkla. Irkçılığına bakarım. Irkçıysa bir insan, insanlık nezdinde sıfıra iner değeri bendenizin gözünde.<br />
Batuhan genç. 20 yaşında. Batuhan&#8217;la tanışın: O, bu ülkenin bilhassa 80 döneminden sonra apolitikleştirmeye çalıştığı gençlik hezeyanının bir şelalesi. Siyaset umrunda değil. Sosyal sınıflar? Belki bilmiyor bile. Eğitimi? Kötünün altında. Batuhan biz&#8217;iz. Belki de internette kızdıkları kendileri. Alkış tuttukları siyasi düzene, artık kusma noktasına geldikleri apolitik kısıtlamalara bir kusma gösteriyorlar yorumcular.<br />
Milli formaya kadar yükselmiş olan Fenerbahçeli eski futbolculardan Kemalettin Şentürk&#8217;ü bilmemek ayıp, öğrenmemekse değil. Genel seçim akabinde solcu olduğunu açıklayan Kemalettin, sarı-lacivertten koparılmıştı. Git gide düşüşe geçen Kemalettin bu duruma kendi eliyle dur deyip 2007&#8242;de siyasete atıldı. Dürüst adamlar dönek olmaz neticede&#8230; Ve korkusuz adamlar dürüst olur. Bu ülke, futbolcular başta olmak üzre korku imparatorluğuyla apolitikleştiriliyor. Bilhassa demin de değindiğim üzre 80 darbesinin neticesiyle hasıl olan &#8220;Ne sağcı ne solcu oğlumuz futbolcu, futbolcu!&#8221; deyişi nice canlar yakmıştır.<br />
<strong> MANTIK SIFIRLANIRKEN&#8230;</strong></p>
<p>Bu mengene, bir yerden sonra iflas ediyor. Milli takımın popüler oyuncularından ve üç İstanbul takımından birinin kaptanı, canlı yayında telefonla bağlandığı programda o günkü attığı golü için tebrik eden meclis erkânına laubali konuşması ve referanduma gönderme yapan bayağı &#8220;Hayırlı akşamlar başbakanım!&#8221; cümlesiyle kapadığı telefonuyla düşüncelere gark ettiriyor&#8230; Kaldı ki, bir diğer milli oyuncu ve başka bir İstanbul kaptanı da röportajında &#8220;Bizler kamuoyuna mal olmuş insanlarız. Herhangi bir siyasi görüşü ya da bir parti ile alakalı olumlu veya olumsuz düşüncemizi ifade etmemizi doğru bulmuyorum&#8221; demekten beis duymuyor ve belli ki bu cümlenin doğruluğuna dilinden düşürmediği dini inancı kadar bağlı&#8230;<br />
Düşünün, öyle bir ülkeyiz ki bu ülkede çok formda olduğu dönemlerde bile milli takıma seçilemeyen oyuncular için çıkarılan &#8220;Alevi oldukları için seçilmiyorlar&#8221; iddiasına bir yetkili mercii bile &#8220;Yahu ne saçma bir iddia bu!&#8221; tarzında açıklama(cık) bile yapmıyor.<br />
Milli takıma kadar yükselme imkânı olan bir futbolcunun yolu nasıl kesilir peki? Almanya&#8217;da oynarken bir maçta “% 100 ALLAH” yazılı tişörtüyle gol sevinci yaşayan Tevfik Köse kadar, destekçisi olduğu partinin sembolüyle gol sevinci yapan Ediz Bahtiyaroğlu&#8217;nun da sevinme hakkı var. Sonuçta ne oluyor? Tevfik Köse Türkiye&#8217;ye &#8220;postalanıyor&#8221;, Ediz ise Ankara&#8217;dan Antalya&#8217;ya yolcu ediliyor. Ve bu ince hesap, bir yerden sonra kendisini eksiliyor. Ruhun eksilendiği yerde mantık sıfırlanıyor: Rakibine karşı galibiyeti kutlarken sahanın ortasına Filistin bayrağı diken futbolcuyu gördü bu ülke. Rakibi İsrail&#8217;di sanki, bir de neşeli arkadaş bayrağı dikerken. Mağrur savaşçı rolleri&#8230; Bu ülke futbolcularına bunu biçiyor: Savaş ama sorma. Düşünme. Kamuoyuna mal edelim seni, o yüzden sus.<br />
Oğlumuz futbolcu olsun tabii ki, Ümit Karan&#8217;ın deyimiyle &#8220;Futbolcu olamazsa başka sanat dallarına da yönelmesini isterim&#8221;, ancak sağcı da olsun solcu da. Yeter ki &#8220;oku&#8221;sun.</p>
<p>ALPER KAYA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/ne-sagci-ne-solcu-oglumuz-futbolcu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

