<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alper Kaya nokta org</title>
	<atom:link href="http://www.alperkaya.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.alperkaya.org</link>
	<description>Alper Kaya&#039;nın Resmi Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 13:42:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Söykü</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/soyku</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/soyku#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 13:42:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=651</guid>
		<description><![CDATA[Söykü 7. Sayı &#8220;Deri&#8221; * &#8220;Deri Döngüsü&#8221; Sayının tamamına ulaşmak için tıklayınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img src="http://www.soykudergi.com/wp-content/uploads/2012/04/soy021.png" alt="http://www.soykudergi.com/wp-content/uploads/2012/04/soy021.png" /><strong></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Söykü 7. Sayı &#8220;Deri&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: center;">* <a href="http://www.alperkaya.org/deri-dongusu" target="_blank">&#8220;Deri Döngüsü&#8221;</a></p>
<p style="text-align: center;">Sayının tamamına ulaşmak için <em><a href="http://www.soykudergi.com/2012/05/soyku-dergisi-sayi-7-deri/" target="_blank">tıklayınız.</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/soyku/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ateş Falı</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/ates-fali</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/ates-fali#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 14:04:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Bahçede, tek başına oynayan minik kız çocuğunu; iki meraklı göz izliyordu. Sonra, gözler dört oldu. Hafif kısılmış, hafif de korkuyla bakan bu gözlere dikkat edilseydi; küçük kızın göz rengiyle aynı oldukları fark edilirdi. Baştan beri orada duran ”göz” diğerine baktı. Diğeri, ağlamaklıydı. Sarıldılar. * Adam, karısına bakıp iç geçirdi. Kadın iki haftada çöküvermişti… Göz altları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bahçede, tek başına oynayan minik kız çocuğunu; iki meraklı göz izliyordu. Sonra, gözler dört oldu. Hafif kısılmış, hafif de korkuyla bakan bu gözlere dikkat edilseydi; küçük kızın göz rengiyle aynı oldukları fark edilirdi.</p>
<p>Baştan beri orada duran ”göz” diğerine baktı. Diğeri, ağlamaklıydı. Sarıldılar.</p>
<p>*</p>
<p>Adam, karısına bakıp iç geçirdi. Kadın iki haftada çöküvermişti… Göz altları morarmış, saçları parlaklığını kaybetmişti. Üstündeki kıyafeti kim bilir kaç gündür değiştirmiyordu. Kadına yaklaşıp alnından öptü, durdu..</p>
<p>Gömleğinin cebindeki piposunu çıkardı. Kadın pipoyu görünce devamını anlamıştı, gözleri büyüdü, “Yapma…” diye fısıldayabildi sadece. Adam dudaklarını kemiriyordu. Defalarca direkten dönen kararlılığı bu kez inatçılıkla birleşmiş; cebindeki kibrite eli gitmişti. Kadın yalvarırcasına bakıyor, kolunu kaldırmaktan aciz haliyle sadece başını iki yana sallayabiliyordu.</p>
<p>Adam kibrit kutusundaki tek kibriti çıkardı, parmaklarının arasına alıp esnek bir hareketle kibriti çakıp dibinden tuttu. Kibrit yanınca çıkan ses, kulağa gelmezdi ama bahçede oynayan küçük kız bir anda irkilip ayağa fırlamıştı. Adam piposunu yakarken odada beliren minik alev huzmesini yarı hayranlık yarı nefretle izliyordu.</p>
<p>Dikkat edilseydi, gözbebeklerinin renginin değiştiği görülürdü.</p>
<p>Kadın bu hareketler üzerine iyice kötüleşip baygınlık geçirerek olduğu yere yığılmıştı. Adam ise, gözlerini minik kıza dikmiş; lüzumundan fazla bir ciddiyetle bakıyor, piposundan derin nefesler çekiyordu.</p>
<p>Her nefes çekişinde kızın gözündeki nefret biraz daha artıyordu.</p>
<p>Ve belli etmese de, adamdaki korku da…</p>
<p>**</p>
<p>Duvarlara dokundu, gittikçe ısınıyorlardı. İnceden başlayan değişim gittikçe bütün evi sarmıştı. İlk günleri hatırlıyordu… Tamircilere dünyanın parasını döktükten sonra işi gayet cüzzi bir fiyata bir falcının çözmesi! Ne kadar da ironikti…</p>
<p>Gariplikler, falcıdan sonra mı başlamıştı; önce mi? Bilmiyordu. Uzun süredir hiçbir şey bilmiyordu, günler nasıl geçmiş; hangi mevsim gelmiş; hiçbir şey… Tek bir duygu vardı artık: Korku.</p>
<p>[1 AY SONRA]</p>
<p>Ev-ofis tarzında çalışan adam, saatlerdir başında olduğu projeden başını kaldırıp odayı kolaçan etti. Alışagelmiş bir ritüeldi bu. Nerede olduğunu, saatin kaça geldiğini hep unuturdu çalışmaya kendisini kaptırıp gidince.</p>
<p>Odaya gözleri alışınca havanın karardığını fark etti. Dehşete düştü, kim bilir kaç saattir çalışıyordu! Saatine bakınca dehşeti daha da arttı: Yedi saattir ara vermeden kod yazmıştı! Gözlerini ovuşturarak masadan kalkacakken yerine yığıldı. Bacakları uyuşmuş ve kenetlenmişti. Bir süre dişlerini sıkarak ayak parmaklarını hafifçe hareketlendirdi… Çözülme başlamıştı. Beklerken, karnının ne kadar acıktığını fark etti.</p>
<p>Ayağa kalkınca yaptığı ilk iş bir sigara yakmak olmuştu. Ellerinin titrediğini de böylece fark etti. Her çalışma maratonunda bünyesine bu denli yabancılaşması, zaman zaman senarist karısını bir bilimkurgu filmi yazmaya itmişti. Kadıncağız henüz tamamlayamadığı “şaheseri”nde halen 90. sayfadaydı.</p>
<p>Çalışma odasının kapısını açınca garip bir tabloyla karşılaştı adam. Evin içi aşırı sıcaktı ve ışıklar tamamen kapalıydı. Adam kendisini bir Saramango romanı olan “Körlük”te hissetti. Bir anda kör olmuştu sanki… Ve delice terliyordu! Ağzını açıp karısına seslenmek istedi ama boğazı kurumuştu. Yutkundu, sanki kor üzerinde bir buz parçacığı yürüdü boğazından aşağı.</p>
<p>Gözleri yaşarmıştı, beyni zonkluyordu.</p>
<p>Trabzana tutunup üst kata çıkmak istedi ama trabzan alev alevdi! İlk basamağa adımını atacakken kalbi tekledi… Gözlerine zınk diye bir perde inmişti adeta! Başını yere çarptığını hayal meyal fark etti…</p>
<p>Zorlayarak kendisini, biraz araladı gözlerini. Merdivenlerin başında bir karartı var gibi geldi. Yutkunmaya çalıştı, yapamadı. Karartı gittikçe yaklaşıyordu. İki basamak kala ayak seslerini de duyar olmuştu. Bir hayalde yaşamadığını anladı. Karartı büyüdü, büyüdü, büyüdü ve gözlerini kapladı. Arada kıpırdanıyordu. Yüzüne değen havadan, yüzüne doğru eğildiğini anladı adam. İrkildi.</p>
<p>Ve gözlerini fark etti. Gözlerine dikilmiş, kıpkırmızı minik iki alev topu.</p>
<p>Ağzının içinde farklılık hissetti. Gözünün önündeki alev topları “sönmüştü”. Durumu fark edince irkilmek için çok gecikmişti: Altı yaşındaki kızı, ağzını ağzına dayamış; nefesini çekiyordu. İçinde bir yangın hissetti. Sanki tüm organları alev almış, kaçacak yer bulamayan kanı ise damarlarına fazla gelmeye başlamıştı. Damarlarının acıdığını hissetti. Kıpırdamaya çalıştı ama enerjisi kalmamıştı. Beklediği son, beklemediği bir anda gelmişti. İçinden, içindeki son vicdan kırıntılarını yaratmış olan karısına küfürler savurdu…</p>
<p>İki ay önce kararlılığını muhafaza edebilseydi…</p>
<p>Vücudunun iyice kuruduğunu hissetti. Kollarında bazı pelteleşmeler seziyordu. Parmak uçlarını kıpırdatmaya çalıştığında daha da dehşete düştü; damarları yarılmış, yer yer Musa’nın kavmini geçirdiği okyanus gibi ikiye ayrılmıştı derisi.</p>
<p>O an, o saniye aklına falcı geldi. Daha da sövdü kendisine ve karısına.</p>
<p>[2 AY ÖNCE]</p>
<p>Falcı kadın, üzerindeki devasa örtüyü çekiştirerek içeri girdi. Burnunu çekip duruyordu. Adama ve kadına baktı, kaşının birini kaldırarak evi incelemeye başladı.</p>
<p>Oturma odasında fazla durmadı, merdivenlere yöneldi. Tam merdivenlerin başına geldiğinde duraksayıp merdivenin altındaki odaya yanaştı. Bir elini kaldırıp işaret etti: “Ne bu?”</p>
<p>Adam genizden bir nefes koyuverdi. “Falcı değil misin, e bil madem?” diyerek bıyık altından gülümsedi. Sinirleri iyice bozulmuştu.</p>
<p>Falcı kadın kaşını indirip adama boş bir akış attı.</p>
<p>Aradaki gerginliğin lehlerine bir durum olmadığını fark eden, adamın karısı araya girip ekledi: “Orası Erhan’ın çalışma odası…”</p>
<p>Falcı kadın burnunu çekerek merdivenlerden çıkmaya başladı. Gayet yavaş adımlarla, duvarı hafifçe okşayarak çıkıyordu. Arkasını döndüğünde kocasının koltuk altına bir dirsek attı kadın. Sinirli sinirli bakarak falcı kadının peşi sıra seğirtti.</p>
<p>Adam omzunu silkip peşlerinden çıkmaya başladı.</p>
<p>Falcı kadın, “tam yeri”ne gelince durdu ve adam o an önyargılarını yıkabileceğini hissetti. Kadına şikayetlerini söylememişlerdi ama anlamıştı. Kapalı bir kapının arkasındaki odayı bilmemesi çok da mühim gibi gelmez oldu adama.</p>
<p>Falcı, dönüp çifte baktı. Bir yandan eliyle hafifçe duvardaki bir noktaya bastırıyordu. Gözünün biri seğirtmeye başlamıştı. Burnunu daha sık çekmeye başladı. Ağzını konuşmak için açtığında hafif bir duman çıkınca karısı korkarak adama sarıldı.</p>
<p>Falcı nefes nefese kalmıştı. Konuşmuş kadar yorgundu, gözünün seğirtmesi gittikçe artmış; burnunu çekmekten nefes alamaz hale gelmişti ve birden jölenin ezilmesine benzeyen bir ses duyuldu: Falcı kadının burnundan oluk oluk kan akmaya başlamıştı.</p>
<p>Adam atik davranarak cebindeki peçeteleri çıkarıp falcıya uzattı. Hep cebinde peçete taşırdı, ilk kez bu kadar işine yaramıştı. Falcı kadın peçeteleri burnuna dayayıp elini duvardan çekti. Birkaç dakika sonra kan akışı durduğunda başını azıcık havaya kaldırıp bekledi, sonra lafa girdi:</p>
<p>“Çocuğunuz sizin değil, bunu biliyorsunuz değil mi?”</p>
<p>Kadın şoka girmiş, kilitlenmişti. Kocasının kolunu tutmaya çalıştı, tutamadı. Kocası da şaşırmış, falcıya doğru sinirle bakmaya başlamıştı.</p>
<p>“Siz ne dediğinizin farkında mısınız?!” diye bağırarak kadının üstüne yürümeye başladı. Falcı kadın korku emaresi göstermiyor, bilakis adama yaklaşıyordu. İyice karşı karşıya kaldılar. Adam sinirlenmişti ancak göz ucuyla karısının tepkilerini süzmeye başlamıştı. Onun kadar sinirlenmemesi, aklına bir şüphe düşürmüştü.</p>
<p>Karısı bayılınca ister istemez falcıya odaklanmayı bırakıp onu tutmaya çalışmıştı. Neden bayıldığını düşünürken iyice sinirlenmişti. Falcı kadında ise ne bir şaşkınlık ne de bir korku vardı. Karısını oturma odasındaki kanepeye yatırdıktan sonra bir kolonya alıp şakaklarını ovmaya başladı. Falcı kadın, bileğinden tutunca irkildi. Sanki o, orada yokmuş gibi davranınca son beş dakikayı geri alabilecekmiş gibi hissediyordu ama nafile.</p>
<p>Mecburen kadının konuşmasına izin verdi. Çünkü, inanmayacaksa bile konuşup gitmesini istiyordu.</p>
<p>“Duvarda hafif bir ateş var, sıkıntınız bu; değil mi?”</p>
<p>Adam başını salladı.</p>
<p>“Yaklaşık bir – bir buçuk ay önce belirdi böyle bir sorun, değil mi?”</p>
<p>Adam başını salladı.</p>
<p>“Siz evlenmeden önce birlikte olmuştunuz, eşiniz hamile kalınca evlenme kararı aldınız; değil mi?”</p>
<p>Adam duraksayıp, iç çekip başını salladı.</p>
<p>“Bu bir lanet…”</p>
<p>Adam duraksadı, sorudan ziyade kanaat gelince afallamıştı. Ve böylesi sert bir kanaat…</p>
<p>“Eşiniz başka birisinden hamile kalmış Erhan Bey, inanmamakta özgürsünüz tabii ki ama bu sizin işinizi daha da zorlaştırır zira eşiniz…”</p>
<p>Duraksayan falcının devam etmesi için ağzının içine bakıyordu.</p>
<p>“Size garip geleceği şüphesiz ama hiç, şeytanla sevişilebileceğini duydunuz mu?”</p>
<p>Adam yüzünü buruşturdu, iş iyice saçma sapan bir noktaya gelmişti. Falcı, onun cevap vermesini beklemedi.</p>
<p>“Normal bir sevişme değil, hemen aklınıza gelen sahneleri savın. Bakın, bu es geçilebilecek bir husus değil; bana dürüstçe cevap verin: Karınızın satanizme kaydığı dönemler oldu mu?”</p>
<p>Adam irkildi. Babası bir psikologdu, karısı Aysın’la babasının ofisinde beklerken tanışmıştı… Aysın o dönemler bir genç kızı ayinle katleden bir gruba dahil olduğu için psikolojik terapi görüyordu. 12 yıl hapisle cezalandırıldığında 15 yaşındaydı.</p>
<p>Adamın sustuğunu gören falcı kadın, üzüldüğünü belli eden mimikleriyle devam etti.</p>
<p>“Şeytana kendisini adayan, hediye eden kadınlar; ender de olsa onunla ‘sevişirler’ Erhan Bey… Ancak normal bir sevişmeden farklı olarak, çocuk doğmaz. Sadece, doğacak ilk çocuğuna şeytanın ruhu üflenir… Aslında, bu gibi durumlarda çocuğun doğmasına izin de verilmez!”</p>
<p>Adamın iyice afalladığını gören falcı kadın son vuruşunu yapar:</p>
<p>“Geç kalmış sayılmazsınız. Kendinizi ve eşinizi kurtarabilirsiniz…”</p>
<p>Adam silkelenip, sinirle falcıyı kovmaya girişti. İnanmak istemiyordu, inanmayacaktı. Falcı kadın çok büyük zorluk çıkarmadı, ödemeyi peşin aldığı için kovulmuş olmak onu incitmezdi… Kapı yüzüne kapatılırken son kez fısıldadı, adam bir daha falcıyı görmedi.</p>
<p>“Eğer inanmak istiyorsan, kızın yanında bir kibrit çak. Hayatının nasıl yandığını göreceksin…”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/ates-fali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FutbolExtra Mayıs Sayısı</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/futbolextra-mayis-sayisi</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/futbolextra-mayis-sayisi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[&#160; YAŞ OTUZ, FUTBOLDA YOKUZ! Alper Kaya 13 Mayıs 2008’de, Türkiye Futbol Federasyonu yayınladığı bir bildiriyle Üçüncü Lig’de yaş sınırını otuz olarak belirlediğini; mevcut futbolcuların sözleşmelerinin devamına karar verdiğini fakat yeni sözleşmelerde 24 yaş ve altı şartını getirdiğini ifade etti. Takımlara, 25-30 yaşları arasında sadece altı futbolcu bulundurabilme ve bunların da sadece dördünü müsabaka listesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage" style="text-align: center;"><a href="http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/380307_10150894156842768_629567767_9768002_1017828109_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage img" src="http://a2.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/380307_10150894156842768_629567767_9768002_1017828109_n.jpg" alt="" width="266" height="260" /></a></div>
<div id="imagestage" class="imageStage" style="text-align: center;"><a href="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/555293_10150894158022768_629567767_9768004_563454164_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/555293_10150894158022768_629567767_9768004_563454164_n.jpg" alt="" width="376" height="248" /></a></div>
<div class="imageStage">
<div id="imagestage" class="imageStage"><a href="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/527707_10150894158947768_629567767_9768006_972532115_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage aligncenter" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/527707_10150894158947768_629567767_9768006_972532115_n.jpg" alt="" width="375" height="247" /></a></p>
<div id="imagestage" class="imageStage" style="text-align: center;"><a href="http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/525872_10150894157477768_629567767_9768003_1512579402_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/525872_10150894157477768_629567767_9768003_1512579402_n.jpg" alt="" width="177" height="235" /></a></div>
</div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>YAŞ OTUZ, FUTBOLDA YOKUZ!</strong></p>
<p><strong>Alper Kaya</strong></p>
<p>13 Mayıs 2008’de, Türkiye Futbol Federasyonu yayınladığı bir bildiriyle Üçüncü Lig’de yaş sınırını otuz olarak belirlediğini; mevcut futbolcuların sözleşmelerinin devamına karar verdiğini fakat yeni sözleşmelerde 24 yaş ve altı şartını getirdiğini ifade etti. Takımlara, 25-30 yaşları arasında sadece altı futbolcu bulundurabilme ve bunların da sadece dördünü müsabaka listesine yazabilme hakkı tanıdı.</p>
<p>Bu kararın yankıları dinmeden, geçtiğimiz yıl benzeri bir yaptırım Bölgesel Amatör Lig’e de sıçradı: Amatör Lig takımlarının 27 yaş üstü sadece dört oyuncuyu esame listesinde bulundurabileceği kararı çıktı. Karara tepkiler çok olduysa da, bir şekilde sümenaltı edilerek yaptırımlar uygulandı.</p>
<p>Verilen tepkilerin nedenleri, ağırlıklı olarak o zamana değin bir şekilde futboldan ekmek kazanmış; hatta ailesini sadece futboldan kazandığı parayla geçindirmiş olan emekçilerin kazanç kapısının bıçakla kesilircesine aniden kesilip; atılması ve bu kararı destekleyecek, bu kararı haklı çıkarabilecek herhangi bir gelişimin yaşanmamasıydı.</p>
<p>Federasyonun, genç futbolcu yetiştirilmesini istediği için çıkarttığı bu kararı takımlara sormadan, takımlardan görüş almadan bir anda çıkartması bir yana; amatör kulüplere ve Üçüncü Lig kulüplerine tesisleşme yolunda hiçbir destek vermemesi bu kısıtlamayı sorgulamamıza neden oluyordu.</p>
<p>Düşünün, 30 yaşa sınırı çekip; çektiğiniz gibi bırakıyorsunuz. Takımlara futbolcu yetiştirebilecekleri bir ortam yaratmayıp veya bu ortamı oluşturmalarına yardımcı olmayıp; oynatabilecekleri futbolcuların yaşını belirliyor, emrivaki bir sistemle oturttuğunuz bu yaptırımın sağlıklı sonuçlar üretmesini bekliyorsunuz.</p>
<p><strong>DEĞİŞİM?</strong></p>
<p>Peki, ne oluyor? Hiçbir şey değişmiyor. Üçüncü Lig’de, Amatör Lig’de yıllardır kör topal ilerleyen maçlar hala aynı sistemle dönüyor; U-21 U-18 gibi milli seviyelere, yıllardır oyuncu yollayan Dardanelspor ve Gençlerbirliği’nin pilot ekibi Hacettepe haricinde nadiren oyuncu çıkıyor.</p>
<p>Bunun haricinde, tek gelir kapısı yasal bahis şirketinin bültenine giren maçları olan Üçüncü Lig kulüpleri 1990 – 1993 aralığındaki oyuncularla dolup taşınca bu oyuncuların yetiştirilmesi için uygun ortam bulunamaması, üstüne üstlük kör dövüşü misali ilerleyen bir lig mücadelesinin bayraktarları olmalarıyla hormonla yetiştirilmiş meyvelere dönmeleri; federasyonun çıkardığı yaş sınırının tamamen ters tepmesine neden oldu.</p>
<p>Genç futbolcu yetiştirilmesinin sağlıklı olmayacağı bu ortamda, futbol normlarınca olası karşılanabilecek hadiseler de cereyan etmiyor elbette. Futbolcuların tesis, yemek ve ulaşım ihtiyaçları nadiren sorunsuz hallolurken; bir de maddi sıkıntılar işin içine girince yetişme çağında ateşe düşmüş buluveriyorlar kendilerini…</p>
<p>Üstüne üstlük tek etkisi ilgili ligler üzerinde olmadı bu kararın. Üçüncü Lig’de oynayamayan futbolcuların bir şekilde İkinci Lig’e geçişleri gerçekleşti ve İkinci Lig bir anda otuz yaş ve üzeri futbolcularla doldu. Haliyle, Üçüncü Lig’de başlayan oyun kalitesindeki düşüş İkinci Lig’e de sirayet etti.</p>
<p>Bu oyuncuların ağırlıklı olarak askerlik vazifesini erteletme amaçlı sürdürdüğü kariyerleri İkinci Lig’de bir şekilde devam ededursun, adını vermek istemeyen bir futbolcu bu duruma dair “Ben 24 yaşındayım, bir kulüple görüşme yaparken asla istediğim miktarda paraya anlaşamıyorum. Çünkü bir önceki yıl, otuz yaşındaki bir futbolcu benim isteyeceğim paranın dörtte birine; sırf askere gitmemek için anlaşmış ve haliyle piyasadaki dönüşü düşürmüş… Benim alacağım paraya da engel oluyor böylece!” diyor.</p>
<p>Peki, son olarak amatör kümede de yaş sınırı getiren federasyon kanadının bu konudaki savı neydi?</p>
<p>TFF Amatör Kurulu Üyesi ve İstanbul Futbol İl Başkanı Yemen Ekşioğlu, kararlarının nedenini şu şekilde açıklamıştı: “İstatistiklere göre Türkiye’de lisanslı amatör futbolcuların yüzde 22’si 26 yaş üstü. Bu da amatör liglerin profesyonel liglerde tutunamayan yaşı büyük futbolcuların yeri haline gelmeye başladığının göstergesi. Oysa amatör futbol, profesyonel ligin altyapısıdır. Altyapının gelişmesi için böyle bir karar aldık.”</p>
<p><strong>SAĞLIK SKANDALLARI</strong></p>
<p>Aynı federasyonun, daha 2009 yılında amatör kulüplerden alınan katkı payının hiçbir yönetmelikte yer almadığını belirterek TFF işleyişlerine dair dava açan Petrol Ofisi Spor Kulübü’nü davayı geri çekmediği için kapattığını da belirtelim. Aynı Petrol Ofisi, zamanında Gökhan Ünal ve Umut Bulut gibi futbolcuları yetiştirmişti…</p>
<p>Altyapının gelişmesini isteyen federasyon, sağlıkçı olmadığı için maçlara çıkmayı reddeden amatör kulüpleri küme düşürmeyi de biliyor. Altyapının gelişmesini isteyen bir federasyonun yönetiminde, amatör kümede sahada kalp krizi geçiren ve müdahale edecek kimse olmadığı için hayatını kaybeden futbolcu sayısı yılda çift haneli rakamlara ulaşıyor.</p>
<p>Bu konuda canı en çok yanan kulüp İzmir’deki Altınırmak Spor Kulübü olsa gerek. Maçlarına sağlıkçı atanmadığı için müsabakaya çıkmayı reddeden alt yaş kategori takımı, her şeye rağmen ligde iddialı bir konumda kalmayı başarır ve final maçına kadar yükselir. Ancak final maçına federasyonun bilinçli bir tercihle sağlıkçı atamadığı sonradan ortaya çıkacak, maça çıkmamış olan Altınırmak Kulübü ise bir alt kümeye düşürülecektir…</p>
<p>Altınırmak Kulübü teknik direktörü Hilmi Bayer yaş sınırına dair “TFF bu kararı alırken çok detaylı araştırma yapmalıydı. Bu konu bu kural koyucuları da aşar. Tamamen bilimsel araştırma yapılmalıydı. Türkiye’deki altyapıların niteliği, kulüplerin yapısı, sporcuların spordan kopma nedenleri gibi konuları da kapsayan çok detaylı araştırmalar yapılmalıydı. Bu durumda ilginç sonuçlar da ortaya çıkar ve daha sağlıklı kararlar alınabilirdi. Benim görüşüme göre şartlar ne olursa olsun futbolda yaş sınırının konuşulması anlamsız. 3. Lig’e yaş sınırı getirenler A- 2 takımlarını da gençlerin önünü açacaklarına yabancı oyuncuların hafta sonunu boş geçirmemeleri için kullandıkları bir alan durumuna getirmediler mi? Bence bu konuda karar verirken teknik adamlar, basın, sporcular ve spor konusunda uzman sosyologlardan da görüş alınmalıydı…” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Sağlık hizmeti tahsis etmediği, haksız yere katılım payı aldığı bir ligin gelişimi için yaptığı tek hamle yaş sınırı koymak olan federasyon; verilen tepkileri de kulak ardı etmeyi başarıyor. Bu duruma en basit örnek olarak karar mağduru futbolculardan Mahir Kılıç’ın yaptığı açlık grevine dair sessiz kalınmasını verebiliriz.</p>
<p>Mahir Kılıç, Balıkesir; İzmir ve Tavşanlı gibi kulüplerde oynamış olan, karar neticesinde kadrosunda bulunduğu Ulucak Belediyespor’dan ayrılmak zorunda kalan bir futbolcu. Kazanamadığı para sonucu bir aylık kızını doyuramadığı için bu kararı protesto etmek için 2009 yılında açlık grevine başlıyor, federasyon bu greve karşı sessiz kalıyordu!</p>
<p><strong>MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜ</strong></p>
<p>Madalyonun öbür yüzüne baktığımızda; kararın çıktığı yıl, ilginç bir tesadüf olarak 33 yaşındaki Yusuf Şimşek’in Denizlispor’dan Bursaspor’a transfer olduğunu görüyoruz. Oyuncunun 34. yaş gününü Beşiktaş’ta kutladığını da belirtelim…</p>
<p>Dünya futbolunda ise Makelele 36 yaşında Chelsea’den Paris Saint Germain’e transfer olmuş; Rivaldo AEK’dan Bundyakor’a geçtiğinde yaşı 37’yi gösteriyormuş; Cafu Milan’dan Carriere’ye 39 yaşında transfer olmuştu… Hatta ve hatta Josico 34 yaşındayken Villareal’den kurtarıcı olarak Fenerbahçe’ye gelmişti.</p>
<p>Bugün itibariyle, dünya futbolunda yaş sınırından ziyade genç futbolcu yetişimine öncelik verilmesi; liglerin yasal sınırlardan evvel futbolcu yetiştirme koşullarına uygun hale getirilmesi sağlanırken, ki bu duruma en iyi örnek de beş ulusal ligi olan İngiltere olsa gerek! “30 yaş sınırı” olarak özetlenebilecek futbolcu ve futbol katili bu yasanın geçerliliği olmadığı aşikardır.</p>
<p>Kararı çıkartan Hasan Doğan’ın adının bugün çeşitli spor komplekslerine verildiğini, bir takım zümrelerce “TFF’nin Efsane Başkanı” olarak anıldığını da hatırlatmakta fayda görürken; sözü bu kararın en büyük mağdurlarına yani futbol emekçilerine bırakıyoruz…</p>
<p><strong>Ali Mumcu (Kızılcahamamspor AŞ Futbolcusu)</strong></p>
<p>Öncelikle yaş kanunu neden niçin çıktı? Amaç genç oyuncu yetiştirmek miydi? Genç oyuncu yetiştirmek isteyen bir futbol federasyonu Süper Lig’de kadroda yabancıyı serbest yaparsa, alt liginde de 4 yabancı derse nasıl genç oyuncuya sahip çıkıyor anlamıyorum! 3. Lig’e bakarsak, 24 yaşına kadar genç kabul edilen futbolcular 26 yaşında bir anda “yaşlı” oluveriyor ve kontenjana giriyor… Komedi! Bu yasa esasen borçlu ve parası olmayan kulüplerin işine gelen bir yasa ama kimse işin o boyutunu irdelemiyor…26 yaşından sonra iyi para kazanacakken futbolcuyu tehdit edip, 3. Lig’deki kontenjanı ve askerlik sorununu bahane ederek 2. Lig’de çok cüzi fiyatlara oynatıyorlar. Para almadan, peşinat almadan sırf maç başıyla oynatılıyor üstelik boş sözleşmeye imza attırılıyor. Sırf zorunluluktan akbabaların kucağına düşüveriyor futbolcular. Başkanlar iddaa’dan, reklamdan, stat gelirinden dünyanın parasını alırken sen onların insafına kalıyorsun… Asıl üzücü konu ise futbolcunun hakkını kimsenin aramaması…</p>
<p><strong> Tekin Adar (Gümüşhanespor Futbolcusu)</strong></p>
<p>Benim abim de futbolcuydu; 2. ve 3. Lig’de çok maça çıktı. Ben de o dönemde çok keyifle izliyordum maçlarını… Tecrübeli oyuncular oynardı, gençler de onlardan bir şeyler öğrenirdi. Şimdiyse ben 25 yaşındayım, gençler benden öğrenmek zorundalar. Ben ne kadar iyiyim ki benden bir şey kapacaklar?</p>
<p><strong>Abdurrahman Kılıç (Keçiören Sportif AŞ Kulüp Müdürü)</strong></p>
<p>Bu yasa yüzünden mağdur olan bir sürü arkadaşım oldu. Pek çoğu da evliydi ve geçim kaynakları sadece futboldu… Bu iş ellerinden alınınca yapacak başka işleri kalmadı! Bana kalırsa, otuz yaşına gelen oyuncu hala oynayabilir. Oynatıp oynatmamak da kulüplerin tasarrufundadır. Bu yasa çıkarılırken muhtemelen bir hareketlilik getirmek istediler ancak yasa sıkıntı yarattı. İlla olacaksa, yaş sınırı daha yukarı çekilerek olabilir…</p>
<p><strong>Turhan Özyazanlar (Diyarbakır BŞB Teknik Direktörü)</strong></p>
<p>Bu yasayı apaçık insan haklarına aykırı buluyorum. Futbolu geçim kaynağı yapmış olan insanları belli bir yaşa gelince –ki bu yaşın çok erken olduğu kanaatindeyim- oynatmıyorlar. Başka hangi meslekte bu kadar katı bir kısıtlama uygulayabilirler? Bu insanlar illa hırsızlık mı yapmalı? 20 yaşındaki oyuncular oynayınca çok mu verimli futbolcu yetişiyor? Bu yasa kesinlikle kaldırılmalı.</p>
<p>Başka meselelerde hep “arz-talep” bahanesi uygulanır, bunda niye geçerli olmuyor? Sınırlama getirme, kulübün inisiyatifine bırak. Oyuncunun hayatını neden etkiliyorsun?</p>
<p>Ama tek kızdığım nokta yasa değil… Futbolculara da kızıyorum. Tuzu kuru olanların hiç umurunda değil tabii. Evi olan, kira geçimi sağlayan, ticarete atılmış olanların umurunda değil. Herkes sesini çıkarmalıydı. Bunun yolu da sendikadan geçiyor. Futbolcuya sorsan sendikadan korkar, kaçar ama mağdur olan da gene kendisi! Topyekün bir karşıt duruş olsaydı bu yasa kabul edilemezdi…</p>
<p>Ben de gençlerin oynamasını istiyorum ama Bank Asya’da 20 yaşında iki yıldız oyuncu sayamazsınız. Süper Lig’de dikiş tutturamayan oraya geçiyor. O lige sınır koyabiliyor musun? 70 milyondan üç tane oyuncu çıkartabiliyorsun ancak! Birkaç sene önce Bank Asya’da en yaşlı üç takım küme yükselmiş, en genç üç takım küme düşmüştü. Gençleri doğru eğitmedikten sonra sınırın da yasanın da faydası olmaz.</p>
<p><strong>Serkan Erok (Dersimspor Futbolcusu)</strong></p>
<p>32 yaşındayım. Sezon başında Kızılcahamam’daydım, maddi olarak anlaşamadık. 2. Lig’de başka takımlarda da maç başı ücretle oynamak istemedim. İlk devreyi boş geçirdim, ikinci devre başında Dersimspor’la bedelli askerlik parası için anlaştım…</p>
<p>2008’de, yasa çıktığında, ben Kasımpaşa’daydım. Beni ilgilendirmiyor dedim, geçtim. Günü geldi beni vurdu işte… Kasımpaşa’da şampiyon olduk, o kadrodan futbolu bırakanlar oldu sırf bu yasa yüzünden. Ben de emekliliğim için işlemlere başladım, bir daha profesyonelliğe dönmeyi düşünmüyorum. Futbolla ilgili insanlarla muhatap bile olmak istemiyorum.</p>
<p>Yasa çıktığından beri Türk futbolu ne kadar ilerledi? Kalite arttı mı? Süper Lig’de yabancı sınırsız, yasayı çıkaranların tutarsızlığını en iyi özetleyen durum budur bence.</p>
<p>Düşünün, bir futbolcu 27 yaşına geliyor; Amatör Lig’de bile anlaşma yapamıyor. İşsiz kalıyor. Futbolcular 34-35, oluyorsa 36 yaşına kadar oynamalı. İkinci Lig’de benimle aynı durumda olan arkadaşlarım maç başı oynamaktan çok sıkıldı artık. Bakıyorsunuz, sezon başında maddi sorunlar nedeniyle İspanya ve İtalya’da ligler geç başlıyor. Bizde de dört büyüklerden futbolcular taşın altına elini soksa bir şeyler değişir bence. Üçüncü Lig’den üç-dört futbolcunun lafıyla olmaz maalesef bir şeyler…</p>
<p><strong>İhsan Mert (Belediye Vanspor Futbolcusu)</strong></p>
<p>Saçmasapan, hiç dayanağı olmayan bir yasanın nesini tartışalım? A2 ligi kuruldu, bakıyoruz 35 yaşındakiler, Alves’ler, bilmem kimler oynuyor. A2 gençler için değil miydi esas olarak? 30 yaşındaki adam A2’de oynayabiliyor ama Üçüncü Lig’de oynayamıyor, Amatör Lig’e de artık gidemiyor… Bu konuda asıl üzerinde durulması gereken nokta şu: Hiçbir hoca bindiği dalı kesmez. Bizim takımda 95 doğumlu çocuklar da oynuyor. Oynayabiliyor ki, hocadan onayı alıyor. Kısacası oynayabilene formayı hocalar zaten verir, bu işin yasayla; yasakla olacağı yok…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/futbolextra-mayis-sayisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deri Döngüsü</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/deri-dongusu</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/deri-dongusu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 21:38:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[Güneş sakallarından süzülüp havaya karışıyordu adeta… Yaşlı adamın beyaz-sarı karışımı sakalı uzun, tel tel dökülen bir görüntüye sahipti. Bu haliyle çok da ümit vaat etmiyordu ihtiyar. Ağır aksak yürüyor, önüne gelen çöp konteynerlerini bir kaşı havada, merakla karıştırıyor; hemen hemen çoğundan bezgince ayrılıyordu. Ayaklarını yerde sürürken çıkan sese, eliyle çektiği yirmi beş yıllık pazar arabasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş sakallarından süzülüp havaya karışıyordu adeta… Yaşlı adamın beyaz-sarı karışımı sakalı uzun, tel tel dökülen bir görüntüye sahipti. Bu haliyle çok da ümit vaat etmiyordu ihtiyar. Ağır aksak yürüyor, önüne gelen çöp konteynerlerini bir kaşı havada, merakla karıştırıyor; hemen hemen çoğundan bezgince ayrılıyordu.</p>
<p>Ayaklarını yerde sürürken çıkan sese, eliyle çektiği yirmi beş yıllık pazar arabasının artık pastan yarı dönmez hale gelmiş tekerlekleri de karışıyordu. Pazar arabasının içi boş sayılırdı: Eski bir çizgi roman (pek çok sayfası eksikti, bir kısmı da yanmıştı ama cildi hala sağlamdı), bir portatif el radyosu, paket lastiğiyle sımsıkı sarılmış yırtık pırtık bir iskambil destesi, tabanı yer yer delik bir çift ayakkabı ve deriden; içi hemen hemen boş bir cüzdan vardı.</p>
<p>Sabahın ilk saatlerinden bu yana sokakları arşınlıyordu yaşlı adam. Karnını zar zor doyurabilecek üç beş lokma, bir çift ucu hafif yanmış çorap –ki onları hemen ayağına geçirip iki haftadır giydiklerini kendisinden daha çok ihtiyacı olan birisinin alması için çöpe bırakmıştı- ve bir çatal bulmuştu. Çatalı, biraz üstüne silip temizledikten sonra çantasının içine dikkatlice yerleştirmişti.</p>
<p>Kolundaki saate baktığında henüz yedi olmadığını görünce hayıflandı. Zaman çabuk geçiyordu, şehrin boş halini çok seviyordu. İronik geldi bu durum, şehir gerçekten boş olsa o aç kalırdı. Yani, zaten hep açtı ama… Tamamen aç kalırdı.</p>
<p>Ürperdi.</p>
<p>Bu düşünceler eşliğinde karşıdan karşıya geçerken acı bir fren duymasıyla bulutlardan yere düştü. Yere düşme kısmı mecazi değil, ah, hayır. Yaşlı adam havada süzüldü ve yere kapaklandı! Ona çarpan arabadan önce fren, sonra kapı açılıp kapanma sesi ve bir süre sonra tekrar gaz sesi duyuldu.</p>
<p>İhtiyar, birkaç nefes daha aldıktan sonra gözlerini ilelebet kapattı.</p>
<p>Araç gittikçe hızlanırken meçhul sürücü, dikiz aynasından bakıyordu. Yaşlı adamın ayağa kalkmadığını görünce içi rahatlamıştı. Hayatta kalıp acı çekmesindense ölüp gitmesini yeğlerdi, azıcık kalmış vicdanıyla. Yanındaki koltuğa elindeki cüzdanı bırakmadan önce kabının üzerinde parmağıyla biraz gezindi.</p>
<p>Böyle bir cüzdanın o adamda ne işi olduğunu bilmiyordu. “Muhtemelen çalmıştır!” diye içinden geçirdi sapağı dönerken. Ayakları hala birazcık titriyordu ama ilk kez karşılaştığı bir kazaya karşılıklı çok soğukkanlı davrandığını düşünüyordu: Adamın kimliğini belirlemelerini bir nebze engellemişti cüzdanını çalarak. Aracının önünde olası kan izlerini bir hayvana ait olduğunu söyleyebilirdi, dna testi yapılsa bile adamın kayıtlı olacağını sanmıyordu…</p>
<p>Tabii ki, cüzdanın içinde kimliği varsa!</p>
<p>Endişelenip cüzdana uzandı, araladı. İki katmandan oluşan, ince bir cüzdandı. İçinde kimlik falan yoktu; sadece iki üç yarım yamalak fotoğraf…</p>
<p>Sinirlendi, fren yaptı; sert bir fren. Durumu kafasında tartmaya girişti. Dönüp tekrar adama baksa, saat henüz yediyi iki geçiyordu. Vitesi bire alıp sinyal dahi vermeden direksiyonu kırıp gazı kökledi. Ancak öyle bir ses gelmişti ki, motordan gelmesi mümkün değildi… Başını sağa sola çevirmek istedi ama namümkün! Boynu kopacak gibi acıyordu. Elini götürdüğünde ılık bir sıvı geldi ve beyni, o sıvıyı görünce çalıştı: Aracını döndürürken dönüş yönünde gelen bir araç onunkine bodoslama dalmış olmalıydı. Midesi bulandı ama kusamadı. Midesine bir şeyler batıyordu… Direksiyonu tutan elinde cüzdanın olduğunu hayal meyal fark etti, görüş alanı kararıyordu… Son gördüğü şey, cüzdanın çekilip alındığı olmuştu.</p>
<p>Cüzdanı çekip alan, nispeten zayıf bir kadındı. Kendi aracında fazla hasar yoktu ama çarptığı arabanın neredeyse tamamen içine göçmüş olması ilk bakışta korkunçtu! Neticede, o aracın içinde o da olabilirdi! Cüzdana, arabasına dönerken baktı; içi boştu. Şaşırdı. Paraları olmamasını anlardı da, öyle lüks bir araca binen birisinin kimlik veya ehliyetini taşımaması?</p>
<p>Tekrar araca bakmak için dönerken aracın alev aldığını gördü. Gözleri büyüdü, dönüp sarıldı direksiyonuna; rotasını tamamen terse çevirdi. Olabildiğince erken hızlandı, gözleri dönmüştü. Daha önce de bir kez ölümle sonuçlanan kaza yapmıştı ancak olay yerine gelen polise biraz “ilgi” gösterince hepsi hallolmuştu… Tabii, adresini bulan polise o günden beri her ay birkaç kez daha “ilgi” göstermek zorunda olması hariç bir sorun yoktu. Hapis yatmaktan iyidir, diye homurdandı.</p>
<p>Cüzdanı hafifçe okşadı. Kabı deridendi; sarı, pullu bir şeydi. Hafifçe araladı. Üç tane siyah beyaz fotoğraf vardı. Hüzünlendi, siyah-beyaz fotoğraflar onu hep hüzünlendirirdi. Gözleri hafifçe dolmuştu. Rahmetli anneannesinin dedesinin fotoğraflarına bakışı geldi aklına. Siyah beyazdı onlar da…</p>
<p>Dalmış gidiyorken, arabasıyla bir şeyin üzerinden geçti. Sarsılmıştı. Durdu. Dönüp bakınca yerde yatan bir adamı gördü, şaşkınlıktan açılan ağzını eliyle kapatmak zorunda kaldı. Çevresini de kolaçan ederek araçtan inip yerde yatan adama ilerledi… Elinde hala cüzdanın olduğunu adamın başına gelince fark etti.  Yerde yatan adam çok yaşlıydı… Eliyle hala sımsıkı tuttuğu pazar çantasına pek ihtiyacı kalmamışa benziyordu artık. Çevredeki apartmanlara dikkatlice bakan kadın kimsenin onu görmediğini fark edince derin bir soluk koyup elindeki cüzdanı yaşlı adamın çantasının içine atıverdi. Kimsenin cüzdan üzerinde parmak izi arayacağını düşünmüyordu.</p>
<p>Üstelik garip bir şekilde, cüzdanı çantaya attıktan sonra yaşlı adamın yüzünün daha huzurlu göründüğü izlenimine kapılmıştı! Arabasının tekerine kan bulaşmadığını görünce de mutlu olan kendisi olmuş ve gazlayıp gitmişti…</p>
<p>(***)</p>
<p>Üç gün sonra evinde oturup kahvesini içerken, tüm keşmekeşi unutmuş; hazırlamakta olduğu projeden başka bir şey düşünemez olmuştu kadın. Hatta kapı çalınınca ilk başta duymadı, ısrarlı ısrarlı çalınınca daldığı işten başını kaldırabildi.</p>
<p>Kapıyı açınca &#8216;o&#8217;nu gördü. Kabusunu.</p>
<p>&#8220;Şimdi olmaz! Çok önemli bir işim var…&#8221; diye tıslarcasına kapıyı kapatacak oldu, adam kolunu ve ayağını eşiğe koyup kadını durdurdu. Kadın şaşırdı. Daha bir sert iteleyecek oldu, kapıyı tek hamlede açtı polis.</p>
<p>&#8220;İki cinayetten aranıyorsun!&#8221; diye bağırdı kapıyı sertçe kapatırken. Kadın önce mevzuyu anlamasa da, sonra gözleri büyüdü.</p>
<p>&#8220;Birisi kazaydı, yaşlı adam da zaten ölmüştü…&#8221; diye mırıldanarak kalakaldı. Polis başını salladı, &#8220;Ben bilmem!&#8221; diye homurdandı: &#8220;Aracını tespit ettiler, kimliğini bulmaları an meselesi…&#8221;</p>
<p>&#8220;N…nasıl?&#8221; diye sordu kekeleyerek, saçlarını ellerinin arasına almıştı.</p>
<p>&#8220;Senin çarptığın adam, yerdeki adama çarpmış. O adamdan sana kadar geleceklerdi işte…&#8221;</p>
<p>&#8220;Sen benim olduğumu nasıl anladın?&#8221; diye çıkıştı bu kez kadın.</p>
<p>Adam derin bir nefes alıp, bilgiç bir edayla konuştu: &#8220;Bendeki parmak izinle emniyetin elindekini karşılaştırma fırsatım oldu diyelim… Ama, sana güzel bir haberim var…&#8221;</p>
<p>Elini arka cebine götürüp bir şey çıkardı. Bu, ona ulaşmalarına engel olacak tek nesneydi: Camdan giren güneş ışığıyla parlayan, sarı deriden bir cüzdan…</p>
<p>Kadın gülümseyerek uzandıysa da, polis elini geri çekti. Şaşırmış bir halde adama bakarken, adam boştaki eliyle kadının beline sarıldı; kendisine doğru çekti. Kadın sustu, dişiyle dudağını kemirmeye başladı… Adam dudağıyla hafifçe boynunda gezinirken, tahrik dahi olamıyordu… Nefreti, tüm cinsel ve hormonal faaliyetlerini sınırlıyordu; başından beri…</p>
<p>Adamın nefesini teninde hissederken bir eliyle ensesinden kendisine bastırdı, diğer elini ise kendi arkasına götürdü. Adamın soluk alışverişi hızlanmıştı, duraksayıp başını hafifçe havaya kaldırıp kendisini çenesinin altından öpmesi için izin verdi adama. Isırma-öpme arası çenesine yönelen adam gözlerini kapatmıştı… Soluğu hızlanıp yavaşlıyordu. Birden gözleri büyüdü, soluğu önce kesilip sonra aşırı hızlandı ve ağzını bile açamadan soluk alışverişi durdu. Gözleri büyük halde kalakalmıştı.</p>
<p>Yaptığı projede kullandığı mukavvayı kesmek için maket bıçağını açık bir halde, tulumunun arka cebinde bulundurması; işini kolaylaştırmıştı. Adamın ense köküne sapladığı maket bıçağını hafifçe çekti, adam önünde yere yığıldı.</p>
<p>Eğilip cüzdanı aldı ve aynı cüzdan olduğuna emin olmak için fotoğrafları kontrol etti, aynıydı. Gülümseyerek yerde yatan polise baktı. Bıçağı temizlemek için lavaboya giderken cüzdanı hafifçe okşadıktan sonra cebine koydu…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/deri-dongusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Loch Ness&#8217;in Gizemi &#8211; Nisan Sayısı</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-nisan-sayisi</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-nisan-sayisi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 14:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=619</guid>
		<description><![CDATA[Loch Ness&#8217;in Gizemi -bölüm 2- Çıkan kısmın özeti Martin Mystére ve Java İskoçya&#8217;da özel bir dava için bulunurken, Diana çıkagelir. Genç kadın, ikilinin bu kez nasıl bir olayı araştırdığını bilmiyor ve öğrenmek istiyordur&#8230; Martin meseleyi anlatacakken sokakta bir araba onları ezmek için hamle yapar ve Mystére, Java ile Diana canlarını zor kurtarır. Geceyi geçirmek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Loch Ness&#8217;in Gizemi</strong><br />
<strong> -bölüm 2-</strong></p>
<p>Çıkan kısmın özeti</p>
<p>Martin Mystére ve Java İskoçya&#8217;da özel bir dava için bulunurken, Diana çıkagelir. Genç kadın, ikilinin bu kez nasıl bir olayı araştırdığını bilmiyor ve öğrenmek istiyordur&#8230; Martin meseleyi anlatacakken sokakta bir araba onları ezmek için hamle yapar ve Mystére, Java ile Diana canlarını zor kurtarır. Geceyi geçirmek için otellerine döndüklerindeyse, saldırıya uğrarlar. Mystére ve Java bayıltılırken Diana odasının balkonundan atlamayı başarmıştır. Mystére kendine geldiğinde devasa kutularla dolu bir depodadır ve yanında kimse yoktur&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8211;</p>
<p>Mystére gözünü açtığında karanlık ve soğuk bir yerdeydi. Elleri ve ayakları bağlı, yere popo üstüne oturtulmuştu. Bir müddet, soluk alış verişinin havaya buhar halinde aksedişini izledi. Aklına Titanic filminin final sahnesinde yolcuların ağzından çıkan soğuk hava buharının nasıl çekildiğini okuduğu makale geldi.</p>
<p>Meksika’da çekilen filmde soğuk havadan kaynaklanan nefes alış verişinde çıkan buhar, filme bir depoda karanlıkta nefes alıp verip buhar çıkartan figüranların görüntülerinden montajlanarak eklenmiştir.</p>
<p>Durup dururken bunu niye hatırladığını düşünürken daha hızlı soluk alıp verdiğini fark eden Mystére, sonunda içinde bulunduğu durumun tehlikesinin ayırtına varmıştı. Bileklerini birbirine sürttürerek iplerini gevşetmek istediyse de bunun mümkünatının olmadığını fark edip enerjisini harcamamak adına durdu.</p>
<p>Gözleri ve diğer duyuları karanlığa alıştığında yapayalnız olduğunu fark etti. Daha da ürperdi ancak bu durum, Diana ve Java’nın hâlâ güvende olduğuna işaret olabilirdi.</p>
<p>Geniş bir yerde tutulduğunu da hayal meyal anlayabildi. Az eşyalı ve soğuk bir depoda olabilirdi. Sırtının yaslı olduğu yere hızlı bir şekilde ileri gidip gelerek vurdu. Sırtının acısı bir yana, tok bir ses gelişi boş bir kutuya sırtının yaslandırıldığı izlenimi vermişti.</p>
<p>Eliyle sırtının dayalı olduğu zeminin altında çıkıntı veya yükseklik ararken tam vazgeçtiği anda bir çıkıntı yakaladı. Çok büyük olmamakla birlikte, avuç içini dayayıp güç alabileceği kadar geniş bir çıkıntıydı. İki elini avuç içlerini aşağı bakacak şekilde dayayıp kollarından güç alarak kendisini kaldırmaya çalıştı.</p>
<p>Bacaklarının uyuşukluğu, bu hamlesini başarısız kılmıştı. Bir süre bileklerini yukarı aşağı ittirerek kan dolaşımını ipler el verdiğince yeniden sağlamaya çalıştı. Bu arada ne kadar süredir baygın olduğunu hesaplayamadığını fark edince biraz daha telaşlanmıştı.</p>
<p>En son hatırladığı şey, yanındaki yataktan gelen mücadele sesleriydi…</p>
<p>Daha da hırslanıp aceleci hareketlerle ellerini tekrar çıkıntıya dayayıp olanca gücüyle kendisini ittirdi. Şaşırsa da ayağa kalkabilmişti. Bir süre öyle kalakaldı. Eli ve ayakları bağlı, ne yapabileceğini düşündü. Kozasını yırtamamış bir tırtıl gibi minik zıplayışlarla duvara gitmeye çalıştı. Ancak düşündüğünden daha uzaktaydı duvar. Birkaç zıplayıştan sonra geniş odanın bir duvara sahip olmadığını bile düşünmeye başlamıştı ki omzu sert bir durdurucuyla karşılaştı.</p>
<p>Sırtını duvara yaslayıp gözlerinin tekrar karanlığa alışmasını bekledi. Birkaç saniye sonra daha iyi görebiliyordu etrafını. Az önce kalktığı yerdeki kutu hariç odada tek tük kutular vardı. Hepsi de aynı boyda ve şekildeydi.</p>
<p>İçlerinde ne olduğu merak etmekle birlikte el ve ayaklarındaki bağları def etme çabasındaydı Mystére. Odada kendisinden başka kimsenin olmadığına kanaat getirince biraz daha rahatlamıştı. Geldiği yönün aksi yöndeki ilk kutuya doğru yavaş hareketlerle yöneldi.</p>
<p>Bir gürültü koptuğunda, kutuya henüz varmıştı. Sürgülü bir kapının açılmasına benzer bir ses duydu. Paslanmış bir zeminde sürüklenen kapı, tiz bir ses çıkarıyordu. Yabancı sesler duyar duymaz kendisini yere bıraktı, yuvarlanarak duvarla kutu arasında mevzilendi. Bileklerindeki ipler artık canını acıtır hale gelmişti. Acısını bir süreliğine unutup konuşmalara kulak kabartmaya çalıştı.</p>
<p>Gelenlerin iki kişi olduğunu fark etti. Ve bir tanesinin telaşlı konuşmasına eşlik eden sesi hemencecik tanımıştı: Silaha sürülen kurşunun çıkarttığı metalik inlemeydi bu.<br />
Mystére hızlı hareket etmesi gerektiğini hissetti ve içgüdüsel bir şekilde açılan kapıya doğru koşmaya başlamıştı. Önünden birkaç el silah sesi duydu, şanslıydı ki kötü bir nişancıyla karşı karşıyaydı. Karanlıkta, gözlerini yarı yarıya kapamış bir şekilde koşarken kuvvetli omzu bir şeye çarptı. Veya, birisine.</p>
<p>İkinci ihtimal daha doğru gibiydi zira bir çığlık duyuldu, ardından yere düşme sesi. Mystére hız kesmedi, koşarken birisinin seslendiğini duyar gibi oldu: &#8220;Dur, kaçma!&#8221;</p>
<p>Fakat bu komik bir yaklaşımdı, dudaklarının kenarı kıvrılırken ışık giren aralığa varmıştı; inleyen kapıyı biraz daha ittirip boşluktan dışarı çıktı&#8230; Ancak dışarıyı kontrol etmediğini de o an fark etmişti.</p>
<p>*</p>
<p>Koşuyordu. Ne kadar süredir koştuğunu; nerelere gittiğini ve şu an nerede olduğunu bilmiyordu. Çalılar yüzünü kesmiş, bacaklarındaki kaslar iflas etme aşamasına gelmişti. Nefes alırken artık soluğu hırıltı şekline bürünüyor, boğazından geçen hava dalgası sanki iç çeperlerine baskı yapıp delip geçercesine akciğerlerine gidiyordu&#8230;</p>
<p>Durdu.</p>
<p>Havayı dinledi, çıt çıkmıyordu. Elini yanağına götürdü, ince bir çizgi halinde kan zerrecikleri kuruyup kalmıştı yüzünde. Tırnağıyla fazla bastırmadan, istemsizce onları kopardı. Derin yanmalar hissetti yüzünde. Soluğu kesilmişti. Ciğerlerinin iflas edercesine, kalbinin de sanki ağzındaymışcasına kıpırdandığını düşündü. Gözleri kararıyordu. Başını geri çevirdiğinde kimseyi göremeyince şaşırmadı&#8230;</p>
<p>Odasından yere atladığından beri koşuyordu Diana&#8230;</p>
<p>Ayağına uzandı, bileği biraz sızlıyordu. Düştüğünde yere çarpmış, büyük bir şans eseri bileğini burkmamıştı. Bu yüzden düşer düşmez ayaklanıp koşmaya başlamış; ilk olarak şimdi durmuştu.</p>
<p>O an sanki dünya dönüşünü durdurdu ve yer ayağından kayıp gitti gibi geldi. &#8220;Martin?&#8221; diye mırıldandı. Sonra kendiliğinden ekledi: &#8220;Java!?&#8221;</p>
<p>Bir ikileme düştü, acilen karar vermesi gerektiğini hissetti ve kararını da çabucak verdi&#8230; Geldiği yöne doğru, otele doğru, döndü ve daha düşük tempoyla ve temkinli bir şekilde koşmaya başladı.</p>
<p>*</p>
<p>Tüm vücudu kalın halatlarla bağlanmıştı. Kendisini mumya gibi hissetmeye başladı ve eski bir hatıra canlandı gözünde, tek dostu sayılabilecek; sadık yardımcısı olduğu Mystére&#8217;i ilk kez gördüğü o an&#8230; Gene vücudu bağlıydı, bu kadar kalın ve çok fazla halatla değildi ama bağlıydı&#8230; Sergei Orloff diye bir psikopat tarafından işkence görüyordu.</p>
<p>Sonradan Mystére odaya girmiş, Sergei ile boğuşmuşlardı. Mücadeleyi Mystére kaybetmişti ama ölümün eşiğindeyken vücudundaki bağları çözen Java tarafından kurtarılmış sonra da bu tanışıklığın akabinde hiç yolları ayrılmamıştı ikilinin. (* Tay Yayınları #16 &#8211; Şeffaf Gölgeler Kenti)</p>
<p>Şimdi?</p>
<p>Nereydi Mysére? Hatta, kendisi neredeydi? Niye bağlanmıştı? Nereye bağlanmıştı?</p>
<p>Kim bağlamıştı?</p>
<p>Düşünceler iyice karışıyordu kafasında. Üst üste biniyorlardı. Ancak son düşünce vurgun etkisi yapmıştı.</p>
<p>Kimdi bunu yapan? Yapanlar?</p>
<p>En son hatırladığı şeyleri düşündü. Başının ağrıdığını fark etti&#8230; Bir ilaç mı vermişlerdi?</p>
<p>Kim?</p>
<p>Kaslarının kasıldığını düşündü. Burnunun sızladığını&#8230; Burnuna kapatılan bir bezi hatırladı. Bir boğuşma olmuştu. Yatak odasında&#8230; Otel odasında!</p>
<p>Başı daha çok ağrımaya başlamıştı, dişlerini sıktı. Bileklerindeki halat, belirginleşen damarlarını kesecek kadar sıkıydı. Durdu. Soluk alış verişi çok dengesizleşmiş, başı iyiden iyiye dönmeye ve midesi bulanmaya başlamıştı.</p>
<p>Ayrıca, odada yalnız değildi ki&#8230;</p>
<p>Mystére! O neredeydi şimdi?</p>
<p>*</p>
<p>Koridora çıktığında bir süre duraksadı&#8230; Işık gözünü almıştı ama duraksamasının tek sebebi bu değildi. Koridorda ona saldırabilecek, yoluna engel olabilecek birileri veya bir şeyler var mıydı; görmek istemişti. Gözünü hafifçe açtığında önünde ilerleyen koridorun bomboş olduğunu fark etti. Çıktığı odada bir hengame vardı, yere düşen adam(?) çoktan kalkmış ve ikisi onun peşine düşmeye koyulmuş olmalıydı.</p>
<p>Bakarken, çıktığı kapıyı fark etti. Geniş, paslı bir sürmeli kapıydı bu. Bir garaj kapısı gibi. Üstelik, kilidi de üzerindeydi! Elini uzattı, kapağı çekip sürgüde kaydırdı ve kapattı. Kilidin ucunu, deliğine soktu ve metal kilit sesini duydu. Birkaç saniye sonra içeriden patırtılar gelmeye başlamıştı. İçeride kalmış olan iki kişi, elleriyle ve ellerindeki silahların kabzalarıyla kapıya vuruyor olmalıydı. Mystére bilgiçce gülümsedi ve koridoru kontrol ederek yürümeye başladı.</p>
<p>Beyaz halılı, beyaz duvarlı ve tavanı floresan lambalarla dolu bir koridordu yürüdüğü&#8230; Sık sık arkasına bakıp birilerinin gelip gelmediğini kontrol ediyordu ama kimse yoktu etrafta&#8230; Arkasına vurulduğu için gürültü çıkan kapı da uzaklarda kalmış gibiydi.</p>
<p>Sonra garip bir şey oldu: Ses yaklaşmaya başladı.</p>
<p>*</p>
<p>Artık yorgunluktan bitap düşüyordu. Diana bitmiş, yol da bitmişti. Otel uzaktan görülmüştü. Mavi-yeşil neonla yanan adı, arkasındaki kayalara vuran dalgaların sesi, etrafındaki çam ağaçları&#8230;</p>
<p>Yaklaşırken daha da temkinliydi. Kendi çevresine, otelin çevresine dikkatli gözlerle bakıyor; bir silah namlusunun parıltısını veya olası bir yaşam belirtisi görüp görmeyeceğini merak ederek ama etrafa baktığını fark ettirmemeye de çalışarak yürümeyi sürdürdü.</p>
<p>Otelin kapısına vardığında hiçbir engelle karşılaşmamasına hem şaşırmış hem de sevinmişti. Resepsiyona girerken duvardaki dev saate baktı. Sabaha karşı dördü geçiyordu&#8230; Resepsiyondaki çocuk yarı uykulu, yarı uyanık bir halde gözünü Diana&#8217;ya dikti.</p>
<p>O an fark etti Diana, bir gariplik vardı.</p>
<p>&#8220;Merhaba, biraz garip bir durum, farkındayım ama polisi aramadınız mı; önce bunu sorayım?&#8221;</p>
<p>Bir soru cümlesi olmamakla beraber, soru amaçlı kurulmuş bir önermeydi bu. Resepsiyondaki çocuk garip garip bakmayı sürdürdü. Neden sonra, kendisine seslenildiğini anlayıp ağzını açtı; birkaç saniye sonra konuştu.</p>
<p>&#8220;Niçin?&#8221;</p>
<p>Diana şoktaydı.</p>
<p>&#8220;Niçin mi? Odamda saldırıya uğradım; balkondan atlayıp kaçtım. Birkaç yan odamda kalan kocam mutlaka boğuşma seslerini duyup size şikayet etmiş ve yokluğumu fark etmiş olmalıydı&#8230;&#8221;</p>
<p>Resepsiyondaki çocuk hala boş boş bakıyordu.</p>
<p>&#8220;Kocanız mı? Niye yan odanızda kalıyordu ki?&#8221;</p>
<p>Diana sinirlenmeye başlamıştı.</p>
<p>&#8220;Siz, öyle söylemiştiniz! Sadece bir hanımın yanı boş dediniz ve beni o odaya kaydettiniz&#8230; Ayrıca, bunu şu saatte sorgulamamızın bir faydası var mı!&#8221;</p>
<p>Bu cümlesi de soru cümlesi olmasına karşın daha çok bir öfke nöbetinin habercisiydi. Çocuk da bunu fark etmiş olmalıydı ki, daha akil davranmaya girişti.</p>
<p>&#8220;Tamam, eşinizin oda numarası kaçtı?&#8221;</p>
<p>Diana duraksayıp, düşündü ve &#8220;204&#8243; dedi.</p>
<p>Resepsiyonist önündeki deftere bir süre bakındıktan sonra başını sallayarak, &#8220;Bu imkansız hanımefendi&#8230;&#8221; dedi.</p>
<p>Diana&#8217;nın sabrı taşmaya başlamıştı. &#8220;Ne imkansız? İmkansız olan ne?&#8221;</p>
<p>&#8220;204 numarada bir haftadır aynı çift kalıyor, eşinizin o odada kalma imkanı yok&#8230; Siz hangi odada kalıyordunuz?&#8221;</p>
<p>Diana iyiden iyiye sinirlenmişti. &#8220;208!&#8221; diyebildi sadece.</p>
<p>Resepsiyonist gene defteri inceledi, sonra dirseklerini masaya dayayıp ellerini çenesinin altında birleştirip Diana&#8217;nın gözlerinin içine bakmaya başladı.</p>
<p>&#8220;Hanımefendi, siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? 208 numaralı odada bir aydır iki kız kardeş kalıyormuş&#8230; Eğer bu bir kamera şakasıysa, inanın şu saatte hiç çekilmiyor&#8230; Komik de değil üstelik!&#8221;</p>
<p>Diana&#8217;nın siniri, başka bir hisse devşirmişti kendisini şimdi: Şaşkınlığa&#8230;</p>
<p>2. Kısmın Sonu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/loch-nessin-gizemi-nisan-sayisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FutbolExtra Nisan 2012</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/futbolextra-nisan-2012</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/futbolextra-nisan-2012#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 08:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=615</guid>
		<description><![CDATA[BOL ACILI VEDALAR Futbolda her küme düşme bünyesinde dram barındırır elbette. Ancak bazı vedalar var ki, taraftarın onlara üzülmek için çok daha fazla sebebi oluyor. İşte yakın tarihimizden muhteviyatında bol acı bulunduran düşüşler&#8230; Yalova’yı amatöre düşüren gol Sakarya Atatürk Stadı’ndayız… Sene, 2010. Klasman Grupları’ndayız. Peki, neden buradayız? Sakaryaspor, sezonun son maçında Yalovaspor’u ağırlıyor. Yalova 44, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage"><a href="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/562533_10150737326357768_629567767_9503625_1989339613_n.jpg"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage img" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/562533_10150737326357768_629567767_9503625_1989339613_n.jpg" alt="" width="372" height="246" /></a><a href="http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/523109_10150737326597768_629567767_9503626_992902001_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash3/s720x720/523109_10150737326597768_629567767_9503626_992902001_n.jpg" alt="" width="371" height="245" /></a></div>
<p><strong>BOL ACILI VEDALAR</strong></p>
<p>Futbolda her küme düşme bünyesinde dram barındırır elbette. Ancak bazı vedalar var ki, taraftarın onlara üzülmek için çok daha fazla sebebi oluyor. İşte yakın tarihimizden muhteviyatında bol acı bulunduran düşüşler&#8230;</p>
<ul>
<li><strong>Yalova’yı amatöre düşüren gol</strong></li>
</ul>
<p>Sakarya Atatürk Stadı’ndayız… Sene, 2010. Klasman Grupları’ndayız. Peki, neden buradayız?</p>
<p>Sakaryaspor, sezonun son maçında Yalovaspor’u ağırlıyor. Yalova 44, Sakarya 46 puanda. Bozüyük’ün de 46 puanı var ve bu üçlüden birisi küme düşecek. Bozüyük aynı gün, aynı saatlerde kendi sahasında küme düştüğü kesinleşen Zeytinburnu’nu ağırlıyor. Bir önceki hafta Bozüyük Yalova deplasmanından bir puanı gol atmadan çıkarabilmiş…</p>
<p>41. dakikada gol sesi geliyor… Ama taa Bozüyük’ten. Deplasman ekibi sürpriz yapıp 1-0 öne geçiyor. 42. dakikada bir gol daha; Bozüyük skoru eşitliyor, puanını 47’ye denk düşürüyor. Atatürk Stadı’nda ise gol yok henüz…</p>
<p>İkinci devre farklı bir maç oluyor; Yalova, rakipten gelen haberlerle midir bilinmez farklı oynuyor. O güne değin yedi gole imza atmış olan Haluk Zeybek 60. dakikada atıyor sekizinci golünü, stat buz kesiyor. Aksi gibi, Bozüyük maçından başka haber de çıkmıyor.</p>
<p>Maçlar bu skorlarla bittiğinde Yalovaspor ile Bozüyük kümede kalıyor; Sakaryaspor ise  düşüyor. Sakaryaspor’un bir özelliği var o sezon; gol kralı onlardan. Kötü durumlarına karşın o maça değin 21 gol atmış bir golcüleri var: Ercan Güneri.</p>
<p>Seksen beşinci dakikada kırmızı kart görüyor Sakaryasporlu Şaban Özel, aynı dakikada Ercan Güneri 22. golüne imza atıyor. Sıralama bir anda değişiyor. Kalan dakikalarda gol atamayan Yalovaspor, bir sene önce yükseldiği 2. Lig’den küme düşüyor.</p>
<p>Düşüş paraşütsüz hasıl oluyor; bir sonraki sezon 34 maçtan 35 puan çıkartabilen Yalovaspor, 15. Kepez Belediyespor’dan dört puan farkla yirmi yıldan sonra amatör kümeye düşüyor… Ercan Güneri’nin golü kadar kırılma noktası olan 2010-2011’deki iki maç ise kendi sahasında Kepez’le 1-1 berabere kalıp deplasmanda 2-1 yenildiği maçlar olsa gerek. Herkes kendi gönlünün ekmeğini yiyor, kendi golünün/atamadığı veya attığı/ bedelini ödüyor. Dramı ise yadigar kalıyor…</p>
<ul>
<li><strong>Dört yıllık saadetin sonu</strong></li>
</ul>
<p>2001-2002’de yükseldiği Süper Lig’de –şimdilik- son senesi Malatya’nın. Onlar ise bunu bilmiyor tabii; işin trajik yanı bir de kırkıncı yılları! 2005-2006’ya gidiyoruz, herkesin ilk iki sıraya odaklanıp küme düşenin dramını unuttuğu “efsane” sezona…</p>
<p>Son maçlara küme düşmeye üç aday kulüp giriyor stres ile: Malatya, Denizli ve Ankaraspor. 36 puanda olan üç kulüp, sırasıyla Gaziantep, Fenerbahçe ve Erciyes ile son maça çıkacaktı… Bildiğiniz üzere, Denizlispor Fenerbahçe’den kopardığı puanla şampiyonu belirledi. Son dakikalarda kümede kalması kesinleşmişti. Peki nasıl?</p>
<p>Dakikalar 65’i gösterirken Gaziantep bir korner kazanıyor. Kornerde ceza alanında dokuz Malatyasporlu (bir de kaleci Bora ile 10 ediyor) ve dört Antepli vardır. Yapılan orta herkesi ıskalayıp arka direkteki Ömer Erdoğan’a gelir. Beklenmedik bir şey olur ve Ömer’in göğsüne çarpan top Bora’yı şaşırtarak kapatmadığı köşeye tıngır mıngır gider…</p>
<p>Kalan dakikalarda Ankaraspor deplasmanda Erciyes’i 84. dakikada Kürşat Duymuş ile mağlup edince tüm ihtimaller tükenir ve Malatya küme düşer…</p>
<p>Üç sezon Bank Asya 1. Lig’de can çekişen Malatya önce 2. Lig’e, ardından geçen sene 3. Lig’e düşer… Maddi durumu hala toparlanamadığı için Bölgesel Amatör Lig’de de düşmeye oynadığı 2011-2012 sezonunda 2006’nın dramını unutabilmiş gibi görünmüyor.</p>
<ul>
<li><strong>Etek giydiren yedi puan</strong></li>
</ul>
<p>2005-2006’ya gitmişken, 2006-2007’yi de ziyaret etmemek olmazdı: Antalya ve Çaykur Rize’nin 39’ar; Denizli’nin 40 puanla son haftaya girdiği; Yılmaz Vural’ın “Etek iddiası”yla gündeme geldiği sezon…</p>
<p>Son haftalarda neler olmuştu? Denizlispor Vestel Manisaspor deplasmanından 0-0’la puan çıkartmış, Rize küme düşmesi kesinleşmiş Sakarya ile 1-1 berabere kalmıştı. Antalyaspor ise Gençlerbirliği’ne 3-1 yenilerek küme düşüyordu…</p>
<p>İlk yarısı 0-0 biten maçta perdeyi Metin Aslan açıyor, kendi kalesine attığı golle Gençlerbirliği’ni 1-0 öne geçiriyordu 53. dakikada. 62. dakikada Sandro ile farkı ikiye çıkaran başkent ekibine 69. dakikada İlyas ile “Dur” diyordu ev sahibi ekip. Ancak son sözü Dramani söylüyor ve 85. dakikada attığı golle Antalya’nın durumunu netleştiriyordu.</p>
<p>Futbol normlarında olası bir sonuç gibi görünen bu maça dek talihsizlikler yakasını pek bırakmaz Akdeniz ekibinin…</p>
<p>İlk devredeki Manisa maçıyla başlar dramı. 90. dakikada Straka ile skoru 2-2’ye taşıyan Antalya uzatmalarda Holosko’ya engel olamayınca bir puanı havaya karışıyordur. Kendi sahasında ağırladığı Beşiktaş karşısında gol düellosu gibi geçen maçta 85. dakikada skoru 4-3’e getiren Antalyaspor 90. dakikada Bobo’nun golüne engel olamaz ve iki puan da böylece yok olur.</p>
<p>Bir sonraki hafta Ankaragücü deplasmanında, 0-0 giden maçta 90. dakikada Agali’den yediği golle bir puanı da başkente gömer Antalyaspor. Bir hafta arayla geldiği Ankara’da bu kez Gençlerbirliği’ne 90. dakikada Okan Öztürk’ün golüyle mağlup olur ve başkentte bıraktığı puan sayısı ikiye yükselir. Kayseri deplasmanı, Beşiktaş maçının kopyası olur: Coşkun’un hat tricki ile 65. dakikada 4-3’e gelen maç 90’daki Gökhan Ünal imzalı golle 4-4’e devşirir kendisini. Giden iki puan olur.</p>
<p>Kısacası, 90’da yediği gollerle yedi puan kaybeden Antalyaspor haybeye küme düşer. Son not: O yedi puan onları 9. sıraya taşıyordu… Bir de, Yılmaz Hoca iddiaya konu olan eteği giymedi.</p>
<ul>
<li><strong>Alibeyköy’ün 1-1’leri</strong></li>
</ul>
<p>Alibeyköy; Oktay Delibalta, Uğur Boral, Alp Küçükvardar gibi oyuncuları yetiştirmiş olan 1950 kuruluşlu İstanbul ekibidir. Eski adıyla 1. Lig(şimdiki Süper Lig)’de ilk kurulduğu sezonlarda iki yıl mücadele etmişliği de olan Alibeyköy son yıllarda biraz “kötü” bir durumda.</p>
<p>2009-2010 yılında, 22. dakikada öne geçtiği İnegöl maçında eğer galibiyeti koruyabilse, 49 puanla kümede kalacaktı fakat ilk devredeki maçta da iki gol atmış olan Mustafa Özkaya’nın 47. dakikadaki golüyle Bursa ekibi Oyak Renault’tan bir puan farkla küme düşer Alibeyköy. Yani, İnegöl bir diğer Bursa takımını kurtarmıştır.</p>
<p>1-1’le düşüş o kadarla kalmaz Alibeyköy için. Bir sonraki sezon play out uygulamasına denk gelir. Yani, bir alt kademeden yukarı çıkmak için oynayacak olan bir kulüple Alibeyköy oynayacaktır; kazanan taraf istediğini alacaktır. Alibeyköy kümede kalmak için, eşleştiği İstanbulspor ise yükselmek için oynayacaktır.</p>
<p>Alemdağ Stadı’nda 4. dakikada Ozan Yörükçü ile öne geçen Alibeyköy’e o maça değin kurulduğu sezondan bu yana her sezon şampiyon olmuş olan İstanbul Lisesi Derneği’nin İstanbulspor’u  67. dakikada karşılık verir. Maç 1-1 biter.</p>
<p>97. dakikada Çağlar Öztürk’ün golü Alibeyköy’ü heyecanlandırsa da 120. dakikada Gürkan Demirci’nin penaltıyla bulduğu gol maçı penaltılara taşıyacaktır. Penaltılarda kalecisi devleşen İstanbulspor  6-4 gibi kritik bir skorla maçı kazanır; Alibeyköy için dram sürer…</p>
<ul>
<li><strong>Ligi tamamlayamayanlar</strong></li>
</ul>
<p>2000-2001 sezonunda o dönemki adıyla Birinci Lig’den düşen Erzurumspor’un dramı da az buz değil. 2009-2010 sezonunun ikinci yarısında maçlara çıkmadığı için İkinci Lig’den, 2010-2011’de ise ligin ilk iki maçına çık(a)madığı için Üçüncü Lig’den küme düşürülen 1968 kuruluşlu kulübe çok değil; bir yıl sonra kardeş kulüp geldi.</p>
<p>Erzurum’dan bir yıl sonra kurulmuş olan Mardinspor, 2011-2012 sezonunda ikinci devreye altı lisanslı oyuncuyla girdiği için –doğal olarak- maçlara çıkamadığından; İkinci Lig’den düşürüldü. Ekonomik borcu sahiplenecek kimsenin çıkmaması halinde Mardin ekibi, Erzurum’la aynı kaderi 2012-2013 sezonunda paylaşacak.</p>
<p>Bu iki örnekle aynı durumda olmasa da ligi tamamlayamayanlar grubuna dahil edebildiğimiz Ankaraspor da 2009-2010 yılında küme düşürülmüş fakat davası ip yumağına dönüşüp federasyonun ayağına dolanmıştı. Bildiğiniz gibi hala durumu netleşmiş değil…</p>
<p>Bu üçlüden farklı bir dramla bu başlığı sonlandırmak istedik… Bursaspor B Takımı’nın dramıyla! Şu an böyle bir takımın olmadığı malumunuz. Ancak 1988-1989 sezonunda (ondan önceki iki sezon gibi) şampiyon olup yükselişini Birinci Lig’e sığdırmak isteyen Bursaspor B Takımı dönemin federasyonunun başını hayli ağrıtır. Zira Bursaspor da Birinci Lig’dedir ve iki aynı kökenli kulübün varlığının rekabet kavramına zıt olduğunu öne sürerek B Takımı’nı kapatırlar. Tazminat olarak o dönemin parasıyla bir milyar verip ikinci Bakırköy’ü şampiyon ilan ederler.</p>
<p>Sonra ne mi olur? Bursa B Takımı dağılır, futbolcuları bir sonraki sene Birinci Lig’e yükselip ilk maçında Kadıköy’de Fenerbahçe’ye altı atan Aydınspor’un belkemiğini oluşturur.</p>
<ul>
<li><strong>2012’nin dramı</strong></li>
</ul>
<p>2011-2012’de küme düşürülen Mardinspor haricinde, ekonomik yokluklar ve kongre krizleri nedeniyle küme düşmesi Süper Lig’in bitimine altı hafta kala kesinleşen bir başkent efsanesi Ankaragücü dramı izledik.</p>
<p>Süreci iyi analiz etmek için Ankaraspor’un düşürüldüğü sezona inmek gerekiyor. Boynunda Ankaragücü atkısıyla kongrede (oğlunun aday olduğu kongrede) şampiyonluk sözü veren Ankaraspor onursal başkanı Melih Gökçek yüzünden mavi-beyazlı ekip küme düşürülmüş; sonrasında mükerrer oy skandalıyla kongre iptal edilmiş, peş peşe üç kongre daha iptal edilmiş ve Cemal Aydın’ın yasal girişimiyle Gökçek ailesinin Ankaragücü kulübünden üyelikleri yargı kararıyla silinmiş; üstelik Ankaragücü kapısı onlara ilelebet kapatılmıştı.</p>
<p>Sonrasında başkanlık koltuğuna oturan herkes bir şekilde bıraktı/bıraktırıldı. Bu isimlerden en ilginci herkesten habersiz yaptığı transferlerin çeklerini gizlice bozduran Sami Altınyuva’ydı şüphesiz. Tabii, ondan sonra başkanlığa oturan ve maça bile çıkmadan istifa eden Haluk Ilıcan da garip bir portreydi.</p>
<p>Velhasıl-ı kelam; 1980’in son izlerinden birisi olan Ankaragücü hak etmediği bir şekilde küme düştü. Acı çeke çeke, acı çektire çektire. Daha önce maddi sıkıntılarla Süper Lig’den düşenler henüz dönemedi. Ankaragücü bu dramda yeni bir sayfa açtırıp, başka bir film çeker mi bilinmez. O daha iyisini yapana kadar, en kötüsü bu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/futbolextra-nisan-2012/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FutbolExtra Mart 2012</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/futbolextra-mart-2012</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/futbolextra-mart-2012#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 19:56:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=607</guid>
		<description><![CDATA[ADINI SEN KOY! Türk futbolunda bazı takımların izini sürmek hiç de kolay olmuyor. Bunun nedeni futbol coğrafyamızdaki çoğu takımın bir anda ismini değiştirip yola bambaşka bir kimlikle devam etmesi. İşte isim değiştirme çeşitleri ve yakın zamandaki örnekleri&#8230; 2011-2012 sezonunda Kızılcahamam AŞ olarak boy gösteren geçen senenin Pursaklar’ı ve Ankara kulüplerinden örnekleyerek gitmemiz gerekirse Şekerspor’dan devam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage" style="text-align: center;"><a href="http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/420388_10150676563992768_629567767_9301429_804826982_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage img" src="http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/420388_10150676563992768_629567767_9301429_804826982_n.jpg" alt="" width="457" height="302" /></a></div>
<div class="imageStage">
<div id="imagestage" class="imageStage" style="text-align: center;"></div>
<div class="imageStage" style="text-align: center;"><a href="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/429923_10150676564822768_629567767_9301431_666401474_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/429923_10150676564822768_629567767_9301431_666401474_n.jpg" alt="" width="456" height="293" /></a></div>
</div>
<div class="imageStage"><strong>ADINI SEN KOY!</strong></div>
<div class="imageStage">Türk futbolunda bazı takımların izini sürmek hiç de kolay olmuyor. Bunun nedeni futbol coğrafyamızdaki çoğu takımın bir anda ismini değiştirip yola bambaşka bir kimlikle devam etmesi. İşte isim değiştirme çeşitleri ve yakın zamandaki örnekleri&#8230;<br />
2011-2012 sezonunda Kızılcahamam AŞ olarak boy gösteren geçen senenin Pursaklar’ı ve Ankara kulüplerinden örnekleyerek gitmemiz gerekirse Şekerspor’dan devam edebiliriz. Etimesgut Şekerspor, Beypazarı Şekerspor ve bu seneki değişimle “Akyurt Şekerspor” olan kulübün değişimlerinin sırrı tamamen ‘duygusal’! Hangi belediye ihtiyaca yönelik hareket ederse onu temsil ediyor…  Sadece Ankara takımları değil üstelik bunları yapan…</p>
<p>Peki Türkiye’de belli başlı diğer isim değiştirme vakaları neler? Yazıyı okurken aklınıza şu formül gelebilir: İsmini değiştirmek isteyen kulüpler pek âlâ taraftarlarına sorup anket yapabilir! Çok mu garip? Pekala, pekala; günü gelir de bir takım onuncu kez adını değiştirirken koyacak isim bulamazsa bu yöntemi hatırlatırız…</p>
<p><strong>2007’deki Deprem</strong></p>
<p>2007 senesinde, ulusal çapta bir isim değişimi krizi yaşamıştık. Türkiye geniş çapta yankı bulan bir değişime şahitlik etmiş; ülke gündeminde bu olay deprem etkisi yaratmıştı.</p>
<p>Hatırlarsanız TFF’nin o dönemki yönetiminin hatalı karar konusunda çığır açtığı bir Trabzonspor-Sivasspor maçı vardı. Uzatma dakikalarında sahaya giren bir taraftar, tatil edilen bir maç; maçı tatil ettiği için disiplin kuruluna sevk edilen bir hakem ve herkesin tepkisini çeken kararlar.</p>
<p>Benzeri bir olayın bir önceki sene gerçekleştiğini, aynı federasyonun taban tabana zıt kararlar aldığını hatırlamakta fayda var. İşte, o zıt kararların “nesnesi” konumunda olan Vestel Manisaspor’da takımın sponsor ayağı Vestel’in sponsorluktan sırf TFF’ye tepki olarak çekildiğini açıklaması ülke gündemine adeta ateş gibi düşmüştü. Bu sponsorluktan çekilme süreci sonunda tabii ki takım yola Manisaspor olarak devam etti ama o sezon çoğu spor otoritesi bilhassa televizyonlarda yaptıkları yorumlarda “Vestel Manisaspor” ifadesini kullanmaktan vazgeçmemişti.</p>
<p><strong>Mor Beyaz’ın Serüveni</strong></p>
<p>Liglerimizde Orduspor, Hacettepe ve Gebzespor ile beraber mor-beyaz renk kullanan diğer takım Afyonkarahisarspor da isim konusunda zaman zaman kararsızlıklar yaşayan bir diğer kulüplerimizden. 1967’de ilk kuruluşunda adı “Afyonspor” olan, renklerini de haşhaş çiçeğinden alan kulüp 1974 – 1975 sezonunda amatör kümeye düşünce kapatılır ve 1981’de yeniden kurulur.</p>
<p>1982 – 1983 sezonunda tekrar profesyonel liglere katılınca on dört yıl sürecek bir “Yeni Afyonspor” serüveni başlar. Bu süreçte sık sık ikinci lige çıkıp tekrar üçüncü lige düşen kulüp 2003 – 2004’te tekrar amatör kümeye düşünce kerametin isimde olduğuna kanaat getirmiş olacak ki isim olarak “Afyonkarahisarspor”u seçip liglere tekrar katılır. Bu katılış biraz da kimlik değişimiyle gerçekleşir gerçi: O sezon profesyonel liglere yükselen Afyon Şekerspor’un ismini değiştirip liglere dahil olurlar. Mor beyazlılar 2006-2007’de gol kralı çıkartarak yükseldikleri ikinci ligden iki sezon sonra düşmüş, hâlen daha üçüncü ligde mücadelelerini sürdürüyor.</p>
<p><strong>Hacettepe’nin Kimlik Bunalımı</strong></p>
<p>Mor-beyazlı bir diğer kulübümüz olan Hacettepe’nin yolu da bu yazıdaki en ilginç yollardan birisi gibi görünüyor. Kulüp 1951’de Ankara mahalli liglerine katılır, fırtına gibi estiği sekiz senenin akabinde o yıl (1959) kurulan Milli Lig’e katılır. İyi kötü ilerlediği yolu, 1988’de kesilir. Başka bir Ankara takımıyla, bizzat Ankara Belediye Başkanı tarafından birleştirilir, rengi aynı kalır ama adı Keçiörengücü oluverir.</p>
<p>Bu serüven burada bitmez ama ara verir. 2001’de Gençlerbirliği ASAŞ kurulur, alt liglerden taa Süper Lig’e kadar fırlar. 2006’da sponsor sorunu nedeniyle adı Gençlerbirliğ OFTAŞ olur. Kimliği hala Gençlerbirliği nüfusuna kayıtlı, bir alt yapı oluşumudur.</p>
<p>Ancak işler Süper Lig’deki ilk senesinde değişir. Daha önce Bursaspor B Takımı’nın şampiyon olduğu halde Süper Lig’de oynamasına izin vermeyen yönetmelikler Süper Lig’deki OFTAŞ’ı tehdit eder. Ve Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav bir gecede kulübün kimliğini değiştiriverir. Hacettepe Spor Kulübü yıllar sonra liglere, hem de en üstten, giriş yapmıştır.</p>
<p>Adı değişse de nüfusu hala Gençlerbirliği’ne kayıtlıdır. Hatta tüm bu tartışmalara binaen 2007-2008 sezonu ilk hafta maçı Hacettepe-Gençlerbirliği arasında oynatılır. İlhan Cavcav maçtan önce “Bahis oynayacak olsam Hacettepe’ye oynardım” der, Hacettepe bu öngörüyü(!) boşa çıkartmaz ve maçı kazanır. Amma velakin hikayenin devamı kötü gider, Hacettepe üç sene peş peşe küme düşer. Şu an üçüncü ligde, zirve mücadelesi veriyor. Antrenörü, futbolcuları Gençlerbirliği tarafından belirlenen takımlardan birisi olarak; günü gelince kimlik mücadelesi de verirse başarılı olmalarını diliyoruz. Elimizden gelen sadece bu…</p>
<p><strong>Sponsorun “Yap” Dediği</strong></p>
<p>Türkiye’de en sükseli sponsorlu kulüplerden birisi olan Siirt Jet-PA ile hatırlayabiliriz adında sponsorunun emaresi olan kulüpleri.  1983’te Siirt Yol-Su-Elektrik Spor olarak kurulan, sonra Siirt Köy Hizmetleri Spor ve Siirt Jet-PA Spor olarak değişen isimleri esnasında bir yıl da olsa Süper Lig’de oynayabilen; şimdiyse Siirtspor adıyla 2007’den beri üçüncü ligde mücadele eden sarı lacivertliler sponsor kanatlarına sığınan ne ilk ne de son kulüp.</p>
<p>Türk futbolunun Ajax’ı, alt yapı fabrikası Dardanelspor da ilk kurulduğunda böyle değildi pek tabii. 1966’da kurulmuş Çanakkalespor yola 1991’e kadar sıkıntısız devam eder. Yönetim sorunu yaşayan kulübün imdadına Dardanel Şirketler Grubu başkanı yetişir ve Çanakkale Dardanelspor ilk kez üçüncü ligde belirir. Ligi ikinci bitirir, Dardanel cephesinin elini güçlendirir. Bu güçlenme, Süper Lig’e kadar çıkar ve 1996-1997 sezonunda tavan yapar. Kulüp şirketleşir, adı da Dardanelspor AŞ olur. Oluş o oluş, halen yola üçüncü ligde aynı isimle devam ediyor…</p>
<p>Yozgat Amatör Ligleri’ne 1959 yılında Karagümrük Spor olarak giriş yapan bir başka kulübümüz ise 1961 yılında “Mahalli bir isim alalım” denilerek Bozok Spor’a dönüştürülür. Yönetimin değişmesiyle 1985’te adı Yeni Yozgatspor olur. 1998’e kadar bu şekilde idare eden kulüp sekiz yıllığına adını Yozgatspor yapar. Sonra sponsorlar onların da kapısını çalar ve üç yıl boyunca Yimpaş Yozgatspor adıyla liglerimizde boy gösterir. Sponsordan sıyrıldıkları 2009 yılında (Yozgatspor adıyla) üçüncü lige düşünce çareyi tekrar Yimpaş çatısına girmekte bulan kulüp o günden beri tekrar Yimpaş Yozgat olarak liglerimizde yer alıyor.</p>
<p>Mahalli isimler demişken, 1998 yılında yola Değirmenderespor olarak çıkan Karadeniz takımı 2008 yılında Trabzonspor’un pilot takımı olması vesilesiyle adını Trabzon Karadenizspor olarak değiştirir. Sonrasında 2010 – 2011 sezonunda da 1461 Trabzon Karadenizspor şeklinde son halini alır.</p>
<p>1953 yılında Telspor adıyla Ankara’da kurulan kulüp ise yıl içinde adını PTT yapar. 1999 yılında adı Türk Telekomspor olan mavi-beyazlılar bu sene liglerden çekilmiş durumda. Günü gelir, yerel liglerden yükselen bir Ankara takımına talip olurlarsa o başka. Şimdilik Türk Telekom adı futbol ortamımıza çok uzak…</p>
<p><strong>Emir Belediye’den Gelirse…</strong></p>
<p>Bir de “gizli” sponsor olarak belediyeleri seçen, sonra ya belediye tarafından kendilerinden uzaklaştırılan ya da son dönemde çıkan yasalar yüzünden belediyelerin başını ağrıtmamak için isim değiştiren kulüpler var.</p>
<p>Akla ilk gelen daha bu sezon adını değiştirmiş olan İstanbul Güngörenspor. 1983 yılında Kapalıçarşı Spor Kulübü adıyla resmileşen spor kulübü, 1994’te adını Güngören Belediyespor yapar. Resmi olarak belediye ile bir bağı olmadığını defalarca dikte etmesine karşın 17 yıl boyuca bu isimle profesyonel liglerde yer alır. Nihayet, 2011-2012 sezonunda adını İstanbul Güngörenspor yapar.</p>
<p>Son yılların düşüşü kolay, çıkışı olay bir belediye takımı da bu listeye giriş yaptı. İlk olarak 1978 yılında Ankara Belediye Spor, sonra 1984 yılında Ankara Büyükşehir Belediyespor, 1998’de Büyükşehir Belediye Ankaraspor ve en nihayetinde 2005 yılında Ankaraspor AŞ adını alan mavi-beyazlı kulübün ayrıntılı serüvenini liglerden ihraç edildiğinde çoğu basın organından zaten okumuşsunuzdur. Son dönemde asıl merak edilen şey şu: Ankaragücü düşer, Ankaraspor tekrar Süper Lig’e girerse adı Ankaragücü AŞ olur mu? Kanaatimizce, bugüne kadarki sürece göre olmaması için bir neden yok!</p>
<p>Geçtiğimiz sezon (2010-2011) yılında play offta Orduspor’a yenilerek Süper Lig’e yükselemeyen Gaziantep Büyükşehir Belediyespor da ilk olarak 1988 yılında Sanko Spor olarak kurulur. 1993 yılında üçüncü lige yükselme başarısını gösteren kulüp 1997’de de ikinci lige yükselir ve tabii, gelir – gider tablosu biraz sarsıcı hale gelince kurucusu Sani Konukoğlu tarafından 1999 yılında hem yönetimen hem de ismen belediyeye bırakılır: Gaziantep Büyükşehir Belediyespor Derneği adını alan kulüp 2004 yılından beri Gaziantep Büyükşehir Belediyespor olarak mücadelesini vermekte.</p>
<p><strong>Bir Takım İsmini Arıyor!</strong></p>
<p>2004 yılında Süper Lig’e yükselen Kayseri Erciyesspor adını Kayserispor’la değiştirmişti. Bu değişime bölge halkı çok da yabancı değildi aslında.</p>
<p>1932&#8242;de kurulan Erciyesspor, 1937 yılında Yılmazspor ile birleşerek Erciyes Gençlik adını aldı. 1966 yılında Erciyes Gençlik, Fener Gençlik, Sanayi Spor ve Orta Anadolu kulüplerinin birleşmesiyle Kayserispor kuruldu. 1975 yılında kurulan Emniyetspor 1988&#8242;de Erciyesspor adını aldı. Daha sonra kulübün adı 1992&#8242;de Büyükşehir Belediyesi Erciyesspor, 1997&#8242;de Melikgazi Belediyesi Erciyesspor, 1999&#8242;da Hacılar Belediyesi Erciyesspor ve 2000&#8242;de ise Erciyesspor olarak değiştirildi.</p>
<p>Fakat burada bir ekstra paragraf açmakta fayda var. Kayseri Erciyesspor, Kayserispor’a dönüşünce kulübün delegeleri  de hukuksuz bir şekilde yer değiştirmiş ve esas üyesi olup yıllar boyunca aidat ödedikleri kulüpleri hakkında söz sahipliğini kaybetmişlerdi. Ancak bölge halkı, “Başarı gelecek” diyerek bu durumu sineye çekebildi. Kayseri Erciyesspor 2004’ten beri adını değiştirmedi, küme düştüğü halde Avrupa’da tur atlayan tek Türk takımı oldu. Birkaç yıl daha sabretse belki Avrupa Kupası’nı bile alabilir, kimbilir!</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/futbolextra-mart-2012/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FutbolExtra Şubat 2012</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/futbolextra-subat-201</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/futbolextra-subat-201#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2012 21:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=604</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;MERHABA DEMEDEN ELVEDA DERSİN!&#8221; Eskilerin deyişiyle Birinci Lig, yeni adıyla Süper Lig,  her takımın hayalini süsler. Her kulüp o seviyeye çıkmak ister. Ama çıkmak yetmez. Ya sonrası? Bazıları o mutluluğu yaşadıkları sezon düşüşe geçip bir daha en üst seviyenin yakınından bile geçemeyebilir&#8230; Tıpkı sözleri Hüseyin Çolak&#8217;a, bestesi Semahat Özdenses&#8217;e ait o uşşak şarkı gibi: &#8220;Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="imagestage" class="imageStage"><a href="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/424409_10150601098522768_629567767_9069338_1340796962_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage img aligncenter" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/424409_10150601098522768_629567767_9069338_1340796962_n.jpg" alt="" width="465" height="315" /></a></div>
<div id="imagestage" class="imageStage" style="text-align: center;"><a href="http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/405665_10150601098932768_629567767_9069339_1240725752_n.jpg" target="_blank"><img id="fbPhotoImage" class="fbPhotoImage" src="http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/s720x720/405665_10150601098932768_629567767_9069339_1240725752_n.jpg" alt="" width="464" height="315" /></a></div>
<div class="imageStage" style="text-align: left;">
<p><strong>&#8220;MERHABA DEMEDEN ELVEDA DERSİN!&#8221;</strong></p>
<p>Eskilerin deyişiyle Birinci Lig, yeni adıyla Süper Lig,  her takımın hayalini süsler. Her kulüp o seviyeye çıkmak ister. Ama çıkmak yetmez. Ya sonrası? Bazıları o mutluluğu yaşadıkları sezon düşüşe geçip bir daha en üst seviyenin yakınından bile geçemeyebilir&#8230; Tıpkı sözleri Hüseyin Çolak&#8217;a, bestesi Semahat Özdenses&#8217;e ait o uşşak şarkı gibi: &#8220;Her mevsim içimden gelip geçersin/ Sen vefasız yolcu kalbim viran edersin/ Merhaba demeden elveda dersin&#8230;&#8221;<strong><br />
</strong></p>
<p>Türk futbolu, aktif sezonlarda çoğu skandallarla sarsılır; zaman zaman yıkılır; bocalar; üzülür veya tam tersi sevince boğacak gelişmelere sahne olur ama tek bir gerçek var ki hep bir boşluk olur: Sezon bitimleri, tatil dönemleri.</p>
<p>Bu bitimlerde ise konuşulan transfer söylentileri haricinde, düşen ve çıkan takımlar öznedir. Hani, düşenleri iki kez üç kez konuşur geçeriz ama çıkanların muhabbeti bitmez. Yeni bir transfer mi yaptılar? Başkan ve teknik direktör gerilim mi yaşadı? Taraftarı ne durumda? Sürekli bir haber akışı yaşanacaktır.</p>
<p>Düşenleri ise maalesef kimse düşünmez.</p>
<p>Düşerler, oyuncularıyla sözleşmeleri fesh etmek zorunda kalırlar, ekonomik olarak dara düşerler, kentin ilgisi bir nebze azalır… Bütün bu süreçler malumunuzdur. Ancak bazıları var ki, bir daha düşmeye fırsat bulamaz; çünkü bir kez daha çıkamamıştır.</p>
<p>-          <strong>Özlemenin Otuz Beş Yıllık Hali</strong></p>
<p>1975-1976 sezonunda, ilk devreyi dördüncü bitiren Balıkesirspor sezon sonunda kümede kalma mücadelesini Beşiktaş’a karşı vermesinin bedelini ödeyerek küme düşer. Kırmızı beyazlılar, sekiz sene mücadele ettikleri ikinci ligden tam birinci lige çıkmışken böyle bir düşüş yaşayınca şok haline girerler.</p>
<p>Bundan sonraki on sezon boyunca ikinci ligde mücadele ederler.  Bu mücadeleleri birinci lige çıkmakla değil, üçüncü lige düşmekle nihayet bulur.</p>
<p>Üçüncü ligde ise pek o kadar duraklamazlar, “sadece” altı sezon sonra –üstelik şampiyon olarak- tekrar ikinci lige dönüyorlardır.</p>
<p>Bütün tarihi uzun süre bir ligde durup, düşerek tekrar çıkmaktan ibaret değildir üstelik Bal-Kes’in. 1995-1996 sezonunda Yükselme Grubu’na kadar çıkarlar! Ancak ekstra play off maçlarında Kardemir Karabükspor’a yenilerek birinci lig özlemlerini giderme fırsatını teperler… Üstelik bu yenilgi, geleceği de değiştirir: Bir sonraki sene bu moral bozukluğuyla küme düşer Balıkesirspor.</p>
<p>Üstelik düşüş, paraşütsüzdür. Dört sezon sonra kendilerini amatör kümede bulurlar. Ancak, amatöre düşüp gözden yitenlerin aksine hırslı ve başarılı olur Balıkesir ekibi. Beş sezonluk çabanın sonucunda tekrar profesyonel liglere “Merhaba!” demiştir.</p>
<p>Ve en azından, eskisi kadar beklemiyordur artık. Dört sezon sonra uzun yıllar boyunca müdavimi olduğu ikinci lige dönmüştür.</p>
<p>Onlar şimdi TFF 2. Lig Beyaz Grup’talar… 2009-2010 sezonunda çıktıkları ikinci ligde pek bir sabırsızlar. Bu yazı yazıldığı sırada grubunda lider olmasının yanı sıra, ligin en az mağlup olmuş ve en çok gol atmış takımıydı Balıkesirspor…</p>
<p>Gerçi, siz söyleyin; bu kadar özledikten sonra siz de daha hızlı koşmaz mısınız sevgilinize?</p>
<p>-          <strong>Azmin Masalı</strong></p>
<p>Ankaragücü’nün pek önemsenmeyen bir ön adı var: MKE. Makine Kimya Endüstrisi yani. Liglerimizde bu ön adı taşıyan başka bir kulüp daha var!</p>
<p>MKE Askeri Fabrikalarının 1930’lu yıllarda kurumlar arası lig müsabakaları için kendi takımlarını kurmasıyla başlar aslında bu ön isim hikayesi. 1950’ye kadar, ulusal liglerde parlayan çoğu oyuncu askerlik serüveninde bu kategoride forma giyecektir. 1950’de ise Askeri Fabrikaların sivilleşmesi neticesiyle bu lig kapanır, bu ligdeki iki takım ise fesh olmayı reddederek amatör kümelerde top koşturmaya devam eder. Birisi Çelik Hadde Futbol Takımı, diğeri ise Kırıkkale Gücü’dür. Kırıkkale’ye bu iki takım başarı anlamında doyurucu gelmeyince, 1957’de kırmızı lacivert renklerle yeni bir takım kurulur. İlk adı Kırıkkale İdman Yurdu olan şimdinin MKE Kırıkkalespor’undan başkası değildir bu.</p>
<p>4. Amatör Küme’de başlayan serüven, her yıl bir küme atlayarak devam eder. 1967 – 1968 sezonunda ise Üçüncü Lig’e alınır. Bölgenin diğer takımı Kırıkkale Gücü’nü de bünyesine aldığı için üç renk belirler kendisine: Kırmızı, lacivert ve beyaz. Bu da onu Türkiye’nin ilk “üç renkli” futbol kulübü yapar.</p>
<p>1967’den itibaren 1973 – 1974 sezonuna değin hep şampiyonluk için oynayan Kırıkkale en sonunda o sezon şampiyonluğa ulaşarak -o dönemki adıyla- 2. Lig’e yükselir. Tabii, bu sürece de bir başarı sığdırır: 1967 – 1968 sezonundan, 1973 – 1974 sezonuna dek üçüncü ligde geçirdiği sekiz koca sezonda sahasında yenilmez ve bu rekoru hala da geçen olmamıştır.</p>
<p>1975 – 1976 sezonunda şampiyonluk maçını, ilk kuruluş adı ve renklerini aldığı Mersin İdman Yurdu ile oynayan Kırıkkalespor, hükmen mağlup edilir ve ligden yükselmeyi ıskalar. Ancak azmeder ve tırmanmayı sürdürür.  İki sezon sonra nihâi amaç sonlanır ve Türkiye’de bir ilki başararak bir ilçe takımı Birinci Lig’e yükselir… Ancak bu başarı, ekonomik gelişmelerle desteklenemediği için bu masal sadece bir sezon sürer, düşüş o düşüş. Önce ikinci kademeye tekrar iner; bir kez daha (1981’de) şampiyonluğu kaçırır, hem de son hafta! Ve 1988’de bir alt kademeye inmiştir.  1999’a kadar dokuz sezon üçüncü ligde oynar, iki sezonluğuna tekrar ikinci lige çıksa da başaramaz bu masalı bir daha yazmayı ve 2009’da üçüncü lige düşer…  Ardında sekiz sezon kendi sahasında yenilmeme, bir sezonda 112 gol atma gibi başarılar bırakarak; gönül telimizi titrete titrete Süper Lig’e uzaktan bakmaya başlar… Bir daha döner mi, bilinmez!</p>
<p>-          <strong>Başarı “Geliyorum” Der mi?</strong></p>
<p>Bazen başarılar “Geliyorum” der ve gelir. Kahramanmaraş için de bu böyle olmuştu!</p>
<p>Üçüncü lige yükseleceği dönemde ligin kaldırılması, buna mukabil sabreden “Akdeniz Aslanları”nın Gençlik ve Spor Bakanlığı Kupası’nı kaldırması, 1983-1984 sezonunda ilk sonucu getirir: Tekrar Türkiye Amatörler Şampiyonu olurlar ve ikinci lige çıkarlar. Üçüncü ligdeki ilk sezonlarında Federasyon Kupası’nda dört tur birden ilerlemelerine karşın çeyrek final için eşleştikleri takımın o sezon sonu Birinci Lig şampiyonu olacak olan Fenerbahçe olmasının şanssızlığını yaşayarak elenirler.</p>
<p>İkinci ligde dört sene duraksayan Kahramanmaraş, gol kralı da çıkartarak şampiyon olur ve Birinci Lig’e yükselir: Sonradan Beşiktaş’a transfer olacak olan Şifo Mehmet ilk parlayışı böylece gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Ancak bu sabır ve bekleyiş dolu yolculuğun Birinci Lig durağı sanılandan çok daha kısa sürmüştür. Sadece bir sezon mücadele ettikleri Birinci Lig’den 1988-1989 sezonunda düşerler.</p>
<p>Düşüş sürer, üçüncü lige kadar inerler. Uzun yıllar ikinci lig mücadelesi verdikten sonra 2007-2008’e tekrar üçüncü kademeye inerler. Bir sonraki sezon tekrar yükselse de, futbolculara borçlarını ödeyemediği için as takım oyuncuları şehri terk eder… Düşüş kaçınılmazdır ama durun, bir sürpriz yapar bize Kahramanmaraşspor!</p>
<p>Düştüğü üçüncü ligde, transfer yapamadığı halde o futbolcularla tutunmayı bilir.</p>
<p>Başarıların ödülünü alabileceğimizin en iyi kanıtı olan kırmızı beyazlı Akdeniz Aslanları, bu başarılarından feyz alarak –ve tabii, takımın borçlarını üstlenen yeni başkanlarına da güvenerek- tekrar Süper Lig’e –eski adıyla Birinci Lig’e- çıkma yolundalar! Daha yol uzun ama başarılı olunacak bir sürü hedef varken, çok da dert olmasa gerek bu uzaklık?</p>
<p><strong>-          Ofis Kapandı, Macera İptal</strong></p>
<p>1954’te Ankara’da başlar macerası “Petrol Ofisi”nin. Maçlarını Cebeci İnönü Stadı’nda oynar, sembolü de bildiğimiz Petrol Ofisi’nin sembolüdür. Ama, 2000 yılında POAŞ’la bir bağı kalmamıştır, o ayrı. Bu macerada az önce saydığımız kulüplerin çoğu gibi kırmızı beyaz renklere bürünmüştür ama onlardan “biraz” farklı biter sonu .</p>
<p>1994 – 1995 sezonunda Süper Lig ekranında belirir ama bir sene sonra gözden de, ligden de uzaklaşır. Sonrasında “asansör” gibi, bir sene bir alt ligde; iki sene ondan da aşağıda, sonra tekrar yukarıda… Derken 2001’de Üçüncü Lig’e düşer.</p>
<p>Buraya dikkat; 2000 yılında POAŞ’tan koptuğu için ekonomik olarak dara çabucak düşer ve profesyonel liglerden çekilir.</p>
<p>Ancak macera bu kadarla sınırlı kalmaz. Tam sekiz yıl amatör kümelerde top koşturduktan sonra TFF tarafından lisansı elinden alınır, kulüp kapatılır. Sebep olarak da “TFF düzenlemelerine aykırı olarak açtığı idari davadan vazgeçmemesi” gösterilir. Kafanız mı karıştı?</p>
<p>Biraz daha açalım konuyu:</p>
<p>Petrol Ofisi Kulübü başkanı Şahin Ulu tarafından kendilerinden lig başlarında alınan katkı payının herhangi bir yönetim kurulu kararına bağlı olunmadan alındığı ve bunun- haliyle- hukuksuzluk olduğu gerekçe gösterilerek TFF’ye dava açılmıştı.</p>
<p>Federasyon buna cevaben Şahin Ulu ve kamuoyuna, bu katkı payını gerçekten anayasaya uygun, hakka hukuka aykırı olmadan aldığını göstermek yerine Umut Bulut ve Gökhan Ünal gibi iki oyuncuyu yetiştirmiş olan Petrol Ofisi’ni kapatıverir. Bu macera da, böylece bitiverir.</p>
<p><strong>- Jet gibi geldiler; Jet gibi gittiler</strong></p>
<p>1969’da kurulmuş olan Siirtspor, bugünkü ismini alana dek dört kez kimliğini değiştirmek zorunda kaldı. Bu değişimlerin 1999 versiyonuyla yüzü biraz gülecek gibi olduysa da, yapamadı. Ve bu listeye dahil oldu!</p>
<p>Siirt’in Süper Lig serüveni Fadıl Akgündüz’ün Jet-PA’sıyla başlar, Jet-PA’sıyla biter. 1999’da takımı sponsorluk vesilesiyle alan Fadıl Akgündüz, Süper Lig’e de yükseltir ve Sergen Yalçın, Ersen Martin, Timuçin Bayazıt, Ceyhun Eriş, Okan Öztürk, Oktay Derelioğlu gibi isimleri Siirt forması altında buluşturur.</p>
<p>Ancak maceranın sonu kötüdür;  on beşinci sıradan tam on iki puan farkla küme düşer Siirt Jet-PA. Otuz dört maçta seksen bir gol yemiş, sadece altı kez galip gelip altı kez de beraberlik kopartabilmiştir.</p>
<p>Oysa çok değil, iki sezon önce 1998 – 1999’da ikinci ligde attıkları 119 gol ile profesyonel liglerin en çok gol atan takımı olmuştur. (Bu rekor halen kırılamadı)</p>
<p>Düşüş beklendiği gibi paraşütsüz değil, kademe kademe oldu. Jet-PA’nın iflasını ilan etmesiyle elbette çok sarsıldı lakin beş sezon boyunca İkinci Lig’de oynamayı da başardı. Siirtspor adını almış haliyle, 2007’den beri Üçüncü Lig’de mücadelesini sürdürüyor.</p>
<p>-          <strong>Tecrübeler, yenilgilerden doğar</strong></p>
<p>1928’de kurulur aslında Bucaspor. Tesadüf ya, kaderini paylaştığı Kırıkkale gibi ilk adında “İdman Yurdu” vardır Buca’nın da. 1928’den 1984’e değin, futbolun yanı sıra güreş, atletizm, masa tenisi gibi branşlarda da aktiftir.</p>
<p>İzmir kulüplerinin hepsi, 1959’da Türkiye’nin o dönemki Süper Lig’i olan Milli Lig’e alınsa da Bucaspor alınmaz. Bunun sebebi ilçenin şehir merkezinden uzak olması kadar küçük de bir yer olmasından ötürüdür.</p>
<p>1984’te üçüncü lig profesyonelce kurulduğundaysa Buca’da çok şeyler değişmiştir. Nüfustan, ilçenin refah seviyesine kadar pek çok yönlerde iyileştirme gerçekleşmiştir ve bu da 1984’te Bucaspor’u profesyonel liglere taşır.</p>
<p>1990 yılına değin Üçüncü Lig’de duraksayan Bucaspor o sezon Edremit’i 1-0 yenerek İkinci Lig’e çıkmıştır. O sezondan sonra 1994-1995’te ve 1996-1997’de Birinci Lig’e yükselmeye yaklaştı “Fırtına”. Ancak ilk seferinde “Kademe Grubu”nda 6.; ikinci seferinde ise 5. Bitirerek “Yükselme Grubu”na kalamadı. Ancak her iki seferinde de İkinci Klasman Grubu’nu lider tamamlayarak Yükselme Maçı oynadı.</p>
<p>İlkinde çeyrek finalde Adanaspor’a, ikincisinde ise – gene çeyrek finalde – Şekerspor’a yenilerek Birinci Lig’i ıska geçti.</p>
<p>Liglerin adı değişti, sistemler değişti, sonra isimler bir kez daha değişti ama Buca’nın kaderi hiç değişmedi. Yükselme Grupları’na kaldı, Kademe Grupları’nda koşturdu fakat bir türlü son noktayı koyamadığı mücadelesinde şansı 2009 – 2010’da döndü.</p>
<p>Yaptığı güzel transferlerin de sonucu olarak Kademe Grubu’nu en yakın rakibi Tarsus İdman Yurdu’nun yedi puan önünde bitirdi. Yükselme Grubu’nda da bir diğer “İdman Yurdu”, Mersin İdman Yurdu’na altı puan fark attı ve şampiyon olarak Bank Asya 1. Lig’e, resmi olarak 2. Lig’e, çıktı.</p>
<p>İkinci Lig’e ilk çıktığı sezon beşte beş yaparak başlayan Buca, Bank Asya 1. Lig’e de üçte üç yaparak başladı. Çoğu Anadolu kulübü gibi ekonomik sıkıntılardan belini doğrultamadığı için ilk devreyi dördüncü sırada tamamladı. Ancak sezon sonunda Adanaspor’u hem genel hem de ikili averajda geçerek adını Süper Lig’e yazdırdı.</p>
<p>İki senede iki küme birden çıkmış, üstelik Süper Lig’in yedi senelik İzmir takımı özlemini gidermişti. Ancak kavuşma kısa sürdü.  Tamamen sıfırdan kurduğu kadrosuyla, çok büyük olaylar yaşayarak 8 Mayıs 2010’da girdiği Süper Lig sıralamasından bitime iki hafta kala 8 Mayıs 2011’de ayrıldı.</p>
<p>Iskaladığı Birinci Lig biletlerinden dolayı tecrübelerin yenilgilerden doğduğunu kanıtlayan İzmir’in sessiz fırtınası, bu listenin en şanslısı. Aynı “son”u yazmaya, en azından diğerleri uzak değil…</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/futbolextra-subat-201/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mine Çelik / 08.00 Yorumu</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/mine-celik-08-00-yorumu</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/mine-celik-08-00-yorumu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Feb 2012 18:43:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=601</guid>
		<description><![CDATA[Okuyucuyu adeta bir filmin içindeymişçesine sahneden sahneye sürükleyen bir kurgu, tanıdık gelen yaşantılar, zaman zaman şaşırtan karakterler ve sürpriz bir final&#8230; Okurken içinde yaşıyormuş gibi hissedebilir, kendinizi karakterlerle empati kurarken yakalayabilirsiniz. Gerilimin ve adrenalin hiç bitmediği bu hikaye&#8217;yi bir solukta okuyacaksınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Okuyucuyu adeta bir filmin içindeymişçesine sahneden sahneye sürükleyen bir kurgu, tanıdık gelen yaşantılar, zaman zaman şaşırtan karakterler ve sürpriz bir final&#8230; Okurken içinde yaşıyormuş gibi hissedebilir, kendinizi karakterlerle empati kurarken yakalayabilirsiniz.<br />
Gerilimin ve adrenalin hiç bitmediği bu hikaye&#8217;yi bir solukta okuyacaksınız.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/mine-celik-08-00-yorumu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>M. İhsan Tatari &#8211; Kayıp Rıhtım Eleştiri</title>
		<link>http://www.alperkaya.org/m-ihsan-tatari-kayip-rihtim-elestiri</link>
		<comments>http://www.alperkaya.org/m-ihsan-tatari-kayip-rihtim-elestiri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 17:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Alper Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alperkaya.org/?p=590</guid>
		<description><![CDATA[Her insanın mutlaka bir sırrı vardır. Ama büyük ama küçük… Saklarsınız onu herkeslerden, gizlersiniz meraklı gözlerden, delik kulaklardan. Fakat şunu iyi bilirsiniz ki bir sırrı saklamaktan çok daha zor bir şey vardır şu hayatta: Bir sırrı açıklamak. Hatta bazen ölüm bile bir sırrı itiraf etmekten daha iyidir. Bu cümle süslüyor on parmağında on bir marifet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her insanın mutlaka bir sırrı vardır. Ama büyük ama küçük… Saklarsınız onu herkeslerden, gizlersiniz meraklı gözlerden, delik kulaklardan. Fakat şunu iyi bilirsiniz ki bir sırrı saklamaktan çok daha zor bir şey vardır şu hayatta: Bir sırrı açıklamak. Hatta bazen ölüm bile bir sırrı itiraf etmekten daha iyidir.</p>
<p>Bu cümle süslüyor on parmağında on bir marifet olan yazarımız Alper Kaya’nın yeni kitabı 8:00’ın gösterişli kapağını. Ve belki de en iyi bu söz tanımlıyor kitabın alengirli konusunu. İstanbul’un izbe bir barında başlıyor ve yine aynı mekânda sona eriyor hikâyemiz. Birbirini hiç tanımayan bir avuç müşteri var içeride. Her biri kendi şahsi meselelerine dalmış, sorunlarını alkolün zihni bulanıklaştıran etkisi yardımıyla unutmaya çalışıyor. Başlangıçta birbirlerine tamamen yabancı olan bu kişiler ufak bir olay sonucu bir anda kendilerini aynı masada oturmuş, dostça muhabbet ederken buluyor.</p>
<p>Kitabın en çarpıcı yeri kesinlikle karakter betimlemeleri… Alper Kaya’nın kaleminden dökülen karakterler öylesine gerçekçi, öylesine derin işlenmiş ki okurken her biri gözlerinizin önünde ete ve kana bürünüyor. Teker teker tanımaya başlıyoruz hepsini. Ya da daha doğrusu tanıdığımızı sanmaya… Çünkü işler çığırından çıkıp kendi aralarında Rus Ruleti oynamaya başladıklarında hep bildiğiniz ama itinayla görmezden geldiğiniz bir gerçeği vuruyor kitap yüzünüze: Aslında hiç kimse anlattığı kişi değildir.</p>
<p>Her karakterin geçmişine ait, açıklamaktansa ölmeyi tercih ettiği bir sırrı olduğunu öğreniyoruz yavaşça. Ve aslında her birinin normal hayata uzak, gazetelerin üçüncü sayfasına yaraşır kişiler olduğunu… Sahibinin “Hatırlatma tabancası” adını verdiği silah, içindeki tek mermiyle elden ele dolaşırken sayfalar da gözlerinizin önünde hızla akıp gidiyor. Ardından Alper Kaya yine yapacağını yapıyor ve okuyucularını bir anda ters köşeye yatırıveriyor. Ne mi yapıyor? Eh, bunu burada anlatıp da okuma zevkinizi baltalayacak değilim ama kesinlikle şaşıracağınızı, kitaba bakış açınızın o anda katmerlenerek artacağını garanti edebilirim. Bir de yazarımızın fantastik kökenine bir selam çaktığı final bölümü var ki sormayın gitsin.</p>
<p>Kısacası 8:00 kısa görünümüne rağmen dolu bir içerik sunmayı, bir ilk roman olmasına rağmen ise akıllara kazınmayı hakkıyla başarıyor.</p>
<p>Nice romanlara sevgili Alper…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alperkaya.org/m-ihsan-tatari-kayip-rihtim-elestiri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

