Gözlerimden Bir Damla Uzakta

Gözlerimi kapadığım anın bir sonrasıydı…

Çoğu kişinin isteyeceği türdendi, uykumda ölmüştüm… Şimdi ise sonsuza kadar elimde bir milimlik bahçemle çiftçilik yapıyor, kendi bahçemden domatesleri sabah kahvaltımda yiyordum. Sonra bisikletle dışarıda geziyordum.

Bir yanımdaki ev, ineğiyle beraber yaşayan Hintli Rajhar’ın eviydi. Zaman zaman bana körili mısır verir, ben de ona domateslerden veririm. Domatesi bile köri sosuyla yer! Tanırsanız çok seversiniz! Ama dikkat edin de ineğinin gözlerine fazla bakmayın, insan dalıp gidiyor; büyülü sanki! Sonra zavallı Rajhar iki saat bir şeyler anlatmaya çalışır size…

Onun yanındaki ev Yahudi ailesinin evi. Zaman zaman kavga etsek de, iyi anlaşırız. Tek sorun onlara her sabah götürdüğüm taze domateslerimi para karşılığı almaya çalışmaları! Ticareti bazen o kadar abartıyorlar ki!

Onların yanında Koreli gay futbolcular var. Bazen maç yaparız tüm semtce, onlar hiç aynı takımda oynayamaz; sonuçta kabiliyeti iki eş parçaya bölemezsek terazi dengelenmez değil mi?

Son ev de Hristiyan Kızılderili kabilesinin villası. Semtin en güzel evi onlarda çünkü onlar günahsız ölmüşler, her semtte bir tane villa var. Adamların şansı Hristiyanlığa geçer geçmez öldürülmüş olmaları… Bahçelerinde öküz ve at beslemeleri zaman zaman sorun çıkarsa da sonuçta çeşitlilik iyidir değil mi?

Bugün karşı semtte oturan arkadaşıma gidiyorum, o benden daha şanslı çünkü büyük bir evde oturuyor ama semti çok karanlık ve sessiz, genelde harakiri sonucu ölmüş olan japonlar ve çete kavgasında can veren Harlemciler varmış… Zaman zaman şarkıcı olan yan komşusuyla akşamları çilingir sofrası açarız ama nadiren. Çünkü komşusu sarhoş olunca sapıtabiliyor… Dahası, ayarında içemediği için kısa süreliğine aşağıya “atılıyor”.

İlk geldiğimde yollar bozuktu ve Yahudilerle Koreliler gelmemişti. Sonrasında önce yenilgi sonrası taraftar grubu tarafından linç edilen Koreliler geldi, sonra orta doğudaki bir savaş yüzünden ölen Yahudiler… Bütün evler dolup da semt olarak komşuluk üst düzey olunca “yukarıdakinin” ödülü olarak önce yol düzeldi, sonra ağaçlandırıldı… Arkadaşımın semtinde yol hala bozuk! Hatta geceleri yanan lambalar bile yok!

Neyse, bugün gündem farklı; denize gideceğiz! Evet, şu meşhur bal akan sularda akıntıya karşı yüzeceğiz… Bazen Newton’un bizi kıyıdan izlediğini görüyorum, tam ağzını açtığında – muhtemelen uyaracakken – başımı terse çeviriyorum… Orada da Mariyln Monroe ve Einstein’i hararetli bir tartışma içinde görüyorum!

Tabii kulağıma Mozart ile Bach’ın şarkılarının gelmesi de mucize değil, balkonlarında karşılıklı atışıyorlardır muhtemelen…

Burası çok güzel bir yer, bazen kendimi kaptırıp arkadaşımla denizde öpüştüğümde dudağımda azıcık yanık hissediyorum ama o kadar kusur olur, ya Einstein gibi pantolonumun önü komple yansaydı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Alper Kaya nokta org © 2012, Alper KAYA