İstanbul Sokakları
Hep yanında O’nun olduğu Beyoğlu turunu şimdi yalnız yapıyordu… Saatine baktı, 20:22′ydi…
Hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı da… Dükkanlar birer film şeridi gibi geçiyordu sağından solundan… İnsan selinin içinde boğulacaktı ki; tramvayın sesi duyuldu, herkes kaçıştı… Gene bir eylül akşamıydı, İstanbul’a ilk geldiği zamandı, ilk defa çıkmıştı bu caddeye… Gene hüzünlüydü, yeni bir hayata başlayacaktı; okumaya gelmişti…
Mağazalardan geçerken duraksadı, vitrinlere bakmayı severdi O, şöyle bir göz attı vitrinlere…
Sonra kalabalığa karışmak ister gibi akışa kaptırdı kendini, zar zor da olsa duraksamadan ilerledi bir süre… Ancak birlikte takıldıkları kafe – kitapçının önünden geçerken ayakları demirleşmişti adeta.
Yavaş adımlarla yanaştı, içeriden gene müzik sesleri yükseliyordu…
Döndü, yürümeye devam etti…
Galatasaray Lisesi’nden sola döndü… Ara sokaklarda çok güzel lokantalar, hiçbir yerde olmayan kitapların olduğu kitapçılar vardı, hep O göstermişti buraları…
Omzu çökük ayakları geri geri gide gide yürüdü, en sonunda ana caddeye bir daha çıkmıştı… Barların olduğu sokağa çarptı gözü… Hemen hemen bir yıl önce o sokağa girerken çarpışmışlardı, bu sayede tanışmışlar ve bir hafta sonra da aşık olmuşlardı birbirlerine…
Nefesi tıkanır gibi oldu, heyecanına değil, yokuşa verdi bunu… Kendine kabul ettiremiyordu özlediğini… Ama…
Sokağı dönerken gözlerini hafif kapadı, deja vu bekledi, olmadı; kimseyle çarpışmamıştı…
Hayal kırıklığı mıydı bu hissettiği, kalp ağrısı mı? İçmeye karar verdi, alelade bir bara girip barmenden bira istedi… Köpüklerin içinde kayboldu, bardağa sığamadı…
Ardından bir tane daha, bir tane daha… Bir yandan da jukebuxtan yükselen seslere kulak veriyordu… En sonunda “İstanbul Sokakları” çıktı, daha fazla işkenceye gerek olmadığını düşünerek hesabı ödedi, dışarı çıktı; hava iyice kararmıştı… Soğuk bastıracak gibiydi, üzerindeki montun yakasını kaldırıp ellerini cebine soktu, acele adımlarla sokağa doğru döndü…
Bir ince çığlık duydu, duraksadı; biriyle çarpışmıştı… Kısa şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra elini uzattı, tutulan eli çekti ve karşısındaki biraz toparlanana kadar sustu, sonunda bakışları çarpıştı ve özür diledi…
“Önemli değil” dedi şiirsel bir tonla karşısındaki sarı saçlı melek… Bir an duraksadı…
“Görüşmek üzere…” dedikten sonra küçük bir gülümseme yayıldı dudaklarına… Ve gitti…
Tanışabilirdik, diye mırıldandı adam…
Geldiği yolu geri alacaktı şimdi metroya binebilmek için, saatine baktı 23:22′ydi.
Yolu dönerken aklında hep çarpıştığı kız vardı… Bu sefer kitapçıyı, vitrinleri fark edemedi bile… Metroya da yetişebilmişti… Bindi, muhtemelen son metroydu bu… Tam hareket etmişken merdivenlerden birisi koşarak gelmeye başladı, ancak kapılar kapanmıştı. Bir an göz göze geldiler, bu deminki kızdı… Buruk bir şekilde tebessüm etti çocuk, kız da omzunu silkti ve gülümsedi…
Önüne döndü; tanışabilirdik, diye mırıldandı… Saatine baktı 23:49′du…
