Kainat-ı Kitap Sayfası Söyleşisi

Facebook’ta, “Kainat-ı Kitap” Sayfası’ndan teklif geldi, kırmadık, bir online söyleşi yaptık. Sonra da üşenmeyip düzenleyerek buraya aktardık. Buyurun efendim:
- - -
Sercan Pamuk: Hoşgeldiniz hemen sorumu sorayım :) Neden yazarlık ??
Alper Kaya: Hımmm. Neden, çünkü bazen başka şansın yoktur. Yani, sen seçmezsin, o seni seçer. Ben kendimi bildim bileli bir şeyler yazıyorum. Bu yüzden “yazarlık” :)
İrem İvgin: Ben de sorumu sorayım. Neden bu kitap ismi? Yani hani nasıl geldi aklınıza?
Alper Kaya: Bazı yazarlar isimler konusunda çok sıkıntı yaşar. Bense tam tersi, bir şeyi yazarken (bu öykü olsun, roman olsun fark etmez) ismi aklımdadır. Yüzde doksan bilerek başlarım yazmaya.
Romanın da konusuna uygun olarak, 08.00 ismi çok güzel geldi, kafamda tarttım ve editörümüze sordum, o da beğendi. Bu şekilde ismi belirledik.
Aişe Özyer: Yazmaya ilk ne zaman başladınız? “İlkokul yıllarında” mı klasik cevaplardan?
Alper Kaya: Yazmaya “ilkokul yıllarında” değil tam olarak yedi yaşımda başladım.
Yeliz Bora: Öncelikle yaşamınızın her alanında başarılar diliyorum. Sanırım ilk romanınız 08.00. Kitabınız üzerine sorum olacak karakter yada kahramanlarını merak ettim biraz açıklar mısnız?
Alper Kaya: Teşekkürler. İlk romanım evet. Karakterler, altı kişi var. Bir tanesi barmen, diğer beşi müşteri. Bunlar, farklı sosyal statüler ve mesleklerden insanlar. (hani geniş geniş yazarsam olay örgüsünün büyüsü kaçabilir diye fazla ipucu vermek de istemem doğrusu :) ) Ama okuyan ve kitabı bir sitede yorumlayan bir arkadaşım, karakterleri çok iyi aktardığımı söylemişti… Yani, o kişiye dair satırları okurken kim olduğu ve ne iş yaptığı rahatça anlaşılabiliyormuş.
Hazal Şimşek: Kitaptan biraz bahsedebilir misiniz ben hiç bilmiyorum da :)
Alper Kaya: Kitabın konusu, bir barda gece dört ve sabah sekiz arasında bir grup insanın tanışması ve bu tanışma ritüelinde, Rus ruleti oynamaları. Temel olarak bu. Sanırım şimdi tüm taşlar yerine oturmuştur :)
Ahmetcan Öztaş: Ben de sorumu sorayım; şiiir yazmayı neden hiç düşünmediniz ¿
Alper Kaya: Şiir yazmayı düşündüm ama ona kafam pek gitmedi, ben şiir yazdığımda hep Word’de ortalanmış düzyazı gibi durdu. Şiir tınısı yakalayamadım yoksa yazmaya çalıştığım bazı “şiirimsi”lerim olmadı değil :)
İrem İvgin: Gayet hoş bir adı var. Peki ya kapak tasarımı? Size mi ait yoksa tasarımcı arkadaşlara mı?
Alper Kaya: Kapak tasarımını Doğan Yayınları’nda çalışan bir ağabeyimle birlikte hazırladık. Ama ağırlıklı olarak fikir bana ait, ortadaki tabanca figürü ise tamamen onun fikri ve bence çok güzel oldu :)
Sercan Pamuk: Bir soru daha: Yazmak mı, okumak mı ?
Alper Kaya: Yüzde yetmiş yazmak, yüzde otuz okumak.
Tuğba Yüksel: Merhaba… Aldığınız ”övgü ödülü’ bu kitabınızın çıkmasında ne kadar etkili oldu? Ayrıca bundan sonra inşallah daha çok ödül almanıza vesile olucak eserlerle bizlerle olursunuz.
Alper Kaya: Merhabalar Tuğba Hanım. Açıkcası bilmiyorum. Yayıneviyle bir süre dirsek teması kurduk, ödülü kazandığımı kendi sitemde yayınladıktan sonra beni aradılar. Sanırım biraz etkisi oldu :)
İrem İvgin: Bir de köşe yazarısınız. :) Köşe yazılarına bayılırım. Hangi takımlısınız diye sorsam?
Alper Kaya: Gençlerbirliği :)
Sercan Pamuk: Valla Boğaz Köprüsünde yol sıkışık, bu söyleşi iyi geldi. Bir soru daha en sevdiğiniz yazar ve en sevdiğiniz kitap nedir ;) ??
Alper Kaya: Stephen King’i çok severim. Misery (Sadist) kitabı ve Kara Kule Serisi’ni ise, en çok sevdiğim kitaplar arasına koyarım.
İrem İvgin: Peki yerli yazarlardan? :)
Alper Kaya: Yerli yazarlardan bilhassa son dönemde Gülşah Elikbank’ın kitaplarını sevdim. Şebnem Pişkin, Aşkın Güngör, Korkut Aldemir (ki bu üç isim de benim kitabımın arkasına yazarak beni onurlandırdılar), Göktuğ Canbaba gibi isimleri severim.
İrem İvgin: Çok beğendiğim yazarlar. :) Çok soru mu soruyorum bilmiyorum amma: Hayatta ‘iyi ki’leriniz mi yoksa ‘keşke’lerınız mi fazladır?
Alper Kaya: Çok soru iyidir! :)
Keşke’siz olmaz ama sanıyorum “iyi ki”lerim daha fazla.
İrem İvgin: En iyisi ‘iyi ki’nin fazla olması. :) Peki keşke en çok hangi anlamlıdır? Beklenti mi, pişmanlık mı?
Alper Kaya: Pişmanlık.
Sercan Pamuk: Hımm Demet Altınyeleklioğlu’nu okudunuz mu, okuduysanız ne düşünüyorsunuz ?
Alper Kaya: Açıkcası hiç duymamıştım, şimdi siz söyleyince baktım ve tarihsel romanlar yazdığı izlenimine kapıldım. Pek sevdiğim bir tür değil ama realist görüşleri var gibi, saraylardaki harem kültürü üzerine bilhassa.
Yeliz Bora: Köşe yazarı olarak en çok hangi alanda yazı yazmayı seviyorsunuz?
Alper Kaya: Futbol. Eskiden siyaset de yazıyordum ama bıraktım.
Aişe Özyer: Kitabınız hakkında eleştiriler en çok ne yönde oldu ? Kapak tasarımı, içeriği, üslubu ..?
Alper Kaya: Burada bir yanlışı düzeltmek istiyorum, biz eleştirilerden hep olumsuz şeyleri anlıyoruz (genel bir hata). Oysa bir yapıta, bir esere vesaireye dair her türlü görüş eleştiridir.
Olumlu olarak, kurguya dair çok dönüş aldım. Kapak da keza çok beğenildi. Ancak karakterler üzerinde biraz daha durabileceğime dair nazar boncuğu denilebilecek bir yorum da geldi. Ama okuyanlar beğenilerini ifade etti daima.
Aişe Özyer: Alper Bey özendiğiniz yada kendinize idol olarak gördüğünüz yazarlar var mı ? :)
Alper Kaya: Var tabii ki, olmaz mı. Michael Palmer’i tıbbi gerilim konusunda, Stephen King’i gerilimi ve korkuyu en normal ailelere de yansıtması bakımından, Tami Hoag’ı ise olay örgüleri bazında çok ama çok beğeniyorum. Olur ya bir gün adımız aynı satırlarda anılır, o gün mutluluktan ölebilirim :)
Erol Çelik: Alper, takipçinim.
Alper Kaya: Eyvallah Erol Ağabey, bilmukabele; biliyorsun :)
Hazal Şimşek: Ağlatan yerler var mı kitabınızda?
Alper Kaya: Şimdilik pek ağlayan çıkmadı ama insan psikolojisi belli mi olur ağlayan çıkabilir. Ama insani yönü kuvvetli diye düşünüyorum 08.00′ın.
Sercan Pamuk: Sanırım daha çok fantastik kitaplar okuyorsunuz değil mi ?
Alper Kaya: Bilakis, polisiye ve macera daha çok.
Yeliz Bora: En beğendiğiniz sporcu kim Alper Bey :)
Alper Kaya: Eskilerden Edgar Davids’i çok seviyorum. Hagi, keza. Güncel sporcuları ise öyle ahım şahım bulmasam da Yusuf Şimşek’i çok iyi buluyorum :)
İrem İvgin: Alper Bey, peki kitaplarınızın filminin çıkmasını ister miydiniz?
Alper Kaya: İstemeyen var mıdır ki ? :)
Şaka bir yana böyle girişimlerimiz yok değil. İleride belli mi olur… Bunun dışında film projelerim de var, bayramdan sonra güzel haberler çıkabilir…
Sercan Pamuk: Kitabınızı yazarken olumlu veya olumsuz neler yaşadınız ??
Alper Kaya: Yazarken olumsuz pek şey yaşamadım. Kitabı beklediğim sürede bitirebildim. Biraz planlı birisiyimdir. Ancak bazen ikilemlerde kaldım, biraz kısa bir kitap olacaktı ve bu, bu türün okurları arasında küçümseme yaratır mıydı? Daha önce psikolojik gerilim kitabı olan “Deliliği Beklerken”i çıkartmış olan Onat Bahadır ağabeyimle muhabbetimde bu soruna değindim. Onun kitabı benimkinden elli sayfa fazla sadece. O da, benim bunu düşünmemem gerektiğini; sadece yazabileceğimi yazmama bakmamı salık verdi. Be de öyle yaptım :)
Erol Çelik: Bir soru da ben sormak istiyorum. Karakterlerine kötülük yaptırman gerektiğinde bundan keyif alıyor musun?
Alper Kaya: Erol Ağabey, tehlikeli bir soru oldu :)
Yazarken, açıkcası çok garip hislerim oluyor. Ama çoğu, çok şükür, bilgisayarın ekranını kapattığımda orada kalıyor. Şimdilik :)
Ve evet, keyif alıyorum :)
Erol Çelik: Ben de :)
Alper Kaya: Yurt dışında, senin benim gibi adamları gözaltına alıyorlar. Testere filminin senaristlerini sorgulamışlardı en son :)
İrem İvgin: Bir de soracağım şu var hani insan küçükken der ya ‘Ben doktor dolacağım, öğretmen olacağım’ falan. Siz ne dediniz peki?
Alper Kaya: Ben küçükken “Yazar olacağım” derdim :)
İrem İvgin: Aa ne güzel. Küçüklükten beri istediğiniz meslektesiniz. Ne mutlu ya hu, özendim şu anda. :)
Alper Kaya: Henüz kendimi yetkin hissetmiyorum ama. Erken konuşmayalım ya hu :)
İrem İvgin: Alper Bey, peki konuyu nasıl belirlediniz? Herhalde bayağı zaman almıştır?
Alper Kaya: Ukalalık gibi algılanmayacaksa, bir şeyi belirteyim. Ben konu belirlerken hiç zorlanmıyorum. Ufacık bir fikir kıvılcımı bile bende devasa kağıt yığınları halinde vücut buluyor. 08.00′ın konusu da böyle oldu. Bir anda geldi ve beni buldu :)
Aişe Özyer: İham perileriniz iyi çalışıyor o zaman :))
Alper Kaya: Sanırım öyle :))) Hatta benimkiler fazla mesai falan yapıyor olmalı :)
Aişe Özyer: Alper Bey hayvanlarla aranız nasıl ? :)
Alper Kaya: İyidir, evimde iki kez su kaplumbağası beslemişliğim var. Kedileri, köpekleri de çok severim.
Fırat Özdemir: Alper Bey bir soru sormak istiyorum dedenizi çok mu severdiniz?
Alper Kaya: Evet. Dört yıl önce tam da bugün kaybetmiştik dedemi. Sanıyorum profilimde bir şiirden dolayı bunu sordunuz.
İrem İvgin: Aslında başka bir yazar olsa derdim en çok konu zamanını almıştır diye. Peki sizin en çok zamanınızı alan şey neydi?
Alper Kaya: En çok zamanımı alan, dünyevi sorunlardan kafamı arındırıp oturup yazma sürecim oluyordu.
Hazal Şimşek: En çok hangi saatlerde yazdınız?
Alper Kaya: Değişiyordu. Ama en verimli olduğum saatler daima sabah 9 ile öğlen 1 arası oldu.
İrem İvgin: Anladım. :) Peki imza günleri düzenliyor musunuz?
Alper Kaya: Bu konuda kesin prensibim var. Salt imza günü düzenlemeyeceğim. Ha ama bir panele konuşmacı vesaire olma onuruna layık görülürüz, orada okuyucular (ki bunu demek de çok garip, sanki çok ukalaca geliyor) imza talep eder -veya panelle alakalı bir standda kitaplarımız satılıyordur- o vesileyle imzalarım ama sadece “08.00 İmza Günü” tarzında bir etkinlik yapmam. İlerideki kitaplarım için de…
Aişe Özyer: Peki Alper Bey kitapların çok satması hakkında düşünceleriniz nedir ? Bir yazar tanınmışsa ve yeni bir kitap çıkartıyorsa onun kitapları çok satıyor ve korsanları da daha fazla çıkıyor yanlış mı düşünüyorum ?
Alper Kaya: Bir kitabın çok satıp satmaması belli parametrelere bağlıdır. Dediğin gibi, tanınıyorsa, önceki kitapları da satmışsa vesaire vesaire. Ve tabii, reklama da çok bağlı. Korsan konusunda maalesef haklısın, satılıyorsa illa ki korsanı da çıkıyor. Ne bu korsan sevdası ya hu :)
Aişe Özyer: Ama bazı kitaplar da çok pahalı ya hu! :) 30 tl bir kitaba verilir mi öğrenciye çok para :)
Alper Kaya: O konuda haklısınız maalesef. Ama yayıncılar da haklı zira kağıt, mürekkep paraları da anca çıkıyor.
İrem İvgin: Peki siz yayınevinizi nasıl buldunuz?
Alper Kaya: Tesadüf oldu. Sıklıkla muhabbet ettiğim bir teknik direktör büyüğümün, eski takım arkadaşının kardeşi bizim yayınevinde matbaa sorumlusuydu. O vesileyle bir iletişim kurduk ve olaylar gelişti :)
Aişe Özyer: Alper Bey evli misiniz ? :)
Alper Kaya: Hayır değilim :) Daha gencim ya hu :)
Yaren Yaldız: Alper Bey Adana kitap fuarına gelecek misiniz?
Alper Kaya: Sanmıyorum. İmza günleriyle ilgili bir soru gelmişti, o konudaki görüşüm nedeniyle yayınevim stand açsa dahi ben geleceğimi sanmıyorum. Ama kitabımızı alıp okuyan çok olursa, dost sohbeti diye koşa koşa fuardan bağımsız gelebilirim.
Fırat Özdemir: Alper Bey, spor hayatınız hakkında bilgilendirir misiniz bizi :)
Alper Kaya: Spor konusunda amatörce takıldım hep ya, belli bir “hayatım” olmadı :) Ama hentbol, basketbol konusunda düzenli çalıştım fakat azimli değildim sanırım peşini kovalayamadım :)
Aişe Özyer: İskender Pala’nın bir kitabını okurken giriş sayfasında “İlk eleştirmenim eşime teşekkür ederim” yazmış çok hoşuma gitmişti :) Peki sizin ailenizde ilk eleştirmeniniz kimdi ?:)
Alper Kaya: Annem, edebiyat öğretmenidir. Hatta, ilk yazdığım öyküyü bir akşam oturmasında çocuklarla oynarken sıkılıp yazmıştım. Anneme göstermiştim. Orada bulunan annemin arkadaşları merak edip okumamı istemişlerdi. Ben kendi yazdığım bir şeyi okuyamam, o gün de okuyamamıştım tabii, annem alıp okumuştu. Sonra oradakiler çok övmüşlerdi öyküyü. Bu bağlamda, ailem hem destekçim hem de eleştirmenim oldu :)
Kainat-ı Kitap: Söyleşimiz bitmiştir arkadaşlar, katılan herkese teşekkürlerimizi sunarız. Alper Bey’e de ayrı teşekkürler.
Alper Kaya: Ben teşekkür ediyorum. Bu gece bu röportajı düzenleyip kendi web siteme koyacağım. Bunu da duyuralım şimdiden :) İyi akşamlar herkese. Beklemediğim kadar ilgiliydiniz, teşekkürler :)
