Nereden kaybediyoruz?
sporx / onsekiz ekim ikibinonbir
Herhangi bir başarısızlığı tek bir kişiye yıkmak kadar kolaycılık yoktur. Bunu bu yazıda yapmayacağım, sadece bazı örnekler vereceğim ama düşünmeyin ki başarısızlıkları sadece o isimlere yıkıyorum. Kaldı ki, neye göre “başarısızlık”?
Jose Mourinho’yu sevin, sevmeyin. Futbolun felsefesini çözmüş bir adam olduğunu kabul etmeliyiz. Ki ukalalığını çok sevmesem de, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekir. Neyse, bir sözüne dikkat çekmek istiyorum.
Bir gazetecinin “Takım yorgun muydu?” sorusuna “Yorgun mu? Günde 15 saat çalışıp ayda birkaç yüz euro’yla evine dönen baba yorgun olur, biz değil…” diye cevap vermişti.
Birkaç hafta önceye gidiyoruz, Türkiye’ye gelene dek çoğu sporseverin adını bile duymadığı Carvalhal’a çeviriyoruz mikrofonları. Beraberlik alan takımını savunuyor Portekizli Hoca: “Takım çok yorgun…”
Kimse, kimseden UEFA Kupası’nı namağlup kazanmasını veya Türkiye Kupası’nda her maçta yedi – sekiz gol atmasını beklemiyordur şüphesiz. Ama bize yutturulmaya çalışılan jargonları afiyetle yememizi de kimse beklemesin. Bize teknik direktör diye dayatılan insanların iş ahlakı ve ciddiyeti dikkatli gözlerden kaçmaz.
Milli takımı Hiddink’e verdiniz. Ancak adam sadece Oğuz Çetin’in prompter’ı! Bir etkisi, bir yetkisi varmış gibi görünmüyor. Dahası, milli takımda olması gereken enerji, daha da beteri, sinerji yok. Güven vermiyor. Konumuna hakimmiş imajı vermiyor. Uyuşmuyor. Federasyon ne yapıyor? Ersun Yanal’a diş geçirebiliyor anca… Milli takım seviyelerindeki teknik direktörleri kaçınız inceliyor? Son iki ayda kaç yetkili direktör işi bıraktı, haberiniz var mı?
Şu da sanılmasın, Fatih Terim varken çok mu iyiydik? Her maçı son ana bırakan, kaderine razı, vurursa gol olup cesaret ederse vurabilen bir takım vardı sahada… Milli takımın üzerine ölü toprağını, biz serptik. Kabul edelim. “Karizmatik değil”, “Ceketi güzel değil”, “Saç traşı çok kötü” diye diye Şenol Güneş’i kovduğumuz gün hem hocaya ayıp ettik hem de kendi geleceğimizi ipotek ettirdik.
Sadece milli seviyede değil, takımlar bazında da mantalite hatalarıyla dolu insanlara takımları emanet ediyoruz. Metin Diyadin’i çok severdim, nacizane, takdir ettiğim teknik direktörlerdendi. Ancak bugün bir demecini okudum ve gerçekten bugüne kadar ona sempati beslediğim için üzüldüm…
Henüz altıncı maçlar yeni oynanmış. Ligde kalmış yirmi sekiz koca maç. Play off’lar buna dahil değil üstelik! Diyadin çıkmış, “Her maç bizim için final!” buyurmuş. Hocam, futbolcuları hırslandırmak için onları strese sokmayacağın bir slogan bulamadın mı?
Bir başka slogan-sever Güvenç Kurtar, geçen hafta “Yüzde yüz şampiyonuz” diyordu. Denizlispor beş yedi, Güvenç Hoca elinde bavul; istifa dilekçesi dolduruyor!
Şimdi, Metris’te davasını bekleyen Bülent Uygun’u da böyle iddialı sloganlarla hatırlıyorduk. En son Ankaraspor’dan yediği golle yedek kulübesindeki panoyu tekme tokat dağıttı. O pano gibi kariyeri de dağılıverdi.
Bu örnekler daha çok artırılır. Eminim ki okuyanların kafasında direkt birkaç isim daha belirmiştir. Artırmaya gerek var mı cidden, hep aynı yere açılan kapıların sayısını?
Ülkeye getirilen yabancılara artık ne vaad ediyorsanız adamlar sadece tatil yapıyor. O tatilciyi yenebilen yerli direktör de kendisini “ermiş” sayıyor. Oysa ki sadece “erimiş” oluyorlar…
Diyeceksiniz ki, “Ulan dört resmi kategori var, üstüne amatör ligler de… Bir tane bile mi adam gibi teknik direktörümüz yok?”
Var! Olmaz olur mu! Hem de pek çoğunun adını bile duymamışsınızdır…
Onlar da diğer yazıda…
