Nokia Tune

Hikayenin aslı Doruk’a aittir, ben görünce aklıma gelen eklemeleri söyledim, işgüzarlık edip öyküyü benimsedim.Sağolsun kırmadı ve bu da böyle ilginç bir çalışma oldu.

- – - -

 

”Ne iğrenç bi gün lan, zaman geçmiyo…” dedi içinden. Aradan üç saniye geçmeden dıtdıt dıtdıt şeklindeki mesaj geldi sesini duydu, bir an heyecanlandı, kesin türkseldendir dedi ve heyecanını yendi. Heyecanlandırabilitesi olan bir mesajdı, sevgilisi diyordu ki, ben, Alperen, Yeliz, Candan, Ufuk Kolon*’dayız, akşama kadar burdayız, gel istersen.
Güzel bir fikirdi, ama tembel bir insan olduğu için çok da sıcak bakmadı bu fikre, internette biraz işim var, gelecek olursam üç gibi gelirim şeklinde, külliyen yalan bir mesajla geri döndü sevgilisine.
İnternette gezindi biraz, Facebook’a baktı, beş dakika sonra tekrar baktı, beş dakika sonra tekrar baktı, yeni notif yoktu. İki gündür inboxına gelen mailler, başkalarının fotoğraflarına başkaları tarafından yorumlarla ilgiliydi. Bütün arkadaşları tatilde/memlekette olduğu için çok yalnız hissediyordu kendisini.Alperen, Yeliz, Candan ve Ufuk’u sevmese de oraya gitmeye karar verdi.
Hazırlanmaya başladı, üçe yirmi kala ayakkabısını giymekle uğraşıyordu. Ayakkabısıyla olan münasebeti bitip, kapıyla münasebeti başlamadan önce telefonu acı acı çaldı. Aslında bildiğin nokia tune’la çaldı. Arayan kız kardeşiydi, ağlamaklı bir sesi vardı, sevgilisinin kendisini aldattığını ve ayrıldığını söylüyordu.
Hemen geliyorum, ağzına sıçıcam o şerefsizin dedi. Kardeşi gelme! sakın gelme! dediği sırada bariz ağlıyordu. Neden gelmemesi gerektiğini anlattı kardeşi, ”Seni seviyorum Zeynep, kendinle iyi geçin.” diyip kapattı telefonu. Ama dayanamazdı, arabasına atladığı gibi herifin ağzına sıçmak için yola koyuldu.
Yolu yarılamamışken tekrar telefon çaldı, yine kız kardeşi arıyordu, geleceğini tahmin ettiğini, sevgilisiyle barıştıklarını, gelmemesi gerektiğini söyledi. Bu gelişme için mutlu olmuştu ama bar ters yönde kaldığı için sinirlenir gibi oldu, sinirlenmedi.
Yüz metre ilerdeki kavşaktan sola döndüğünde kardeşini de sevgilisi olacak herifi de unutmuştu.
Beş dakika sonra tekrardan çaldı telefonu, kankası arıyordu, memleketi Lüleburgaz’dan yeni gelmişti, gelir gelmez de bir halı saha organizasyonuna dahil olmuştu.
Maç her şeyden önce gelirdi ve bir anda tüm programını maça göre değiştirdi. Bagajda maç için, halı saha ayakkabısının yedek ipinden tekmeliğine kadar, gerekli her şeyi saklardı. Tekrar yönünü değiştirdi. Saha şehrin çıkışına yakın bir yerdeydi. Kavşağa yüz metre kala tekrar telefonu çaldı, yine kankası arıyordu. Halı sahanın sahipleri silahlı saldırıya uğradığı için maç iptal olmuştu.
Kolon’da sevgilisinin embesil arkadaşlarıyla takılacaktı illa. Yüz metre ilerdeki kavşaktan döndü. Beş dakika sonra telefon çalmayınca ruhunu büyük bir huzur kapladı.
Bir süre daha gittikten sonra aynı caddede üç defa tur attığını bile unuttu. Ta ki telefon tekrar acı acı çalana kadar. Bu sefer arayan annesiydi ve Almanya’dan dayısının geldiğini ve büyük yeğenini görmek istediğini söyledi. İçinden lanet olsun dedi ve etrafına baktı, evi çoktan geçmişti.
Tam eve doğru direksiyonu kırmışken telefonu bir daha çaldı, gene arayan kardeşi Zeynep’ti, gene ağlıyordu. Tam “Bu kez sıçıcam ağzına…” diyecekken kardeşinin başka bir şey söylemeye çalıştığını farketti, “Ne, ne diyorsun? Bir daha söyle!”
Kankasının aradığı halı sahadaki silahlı saldırıda Zeynep’in sevgilisi de vurulmuştu. Tam kavşağı dönecekken telefonu bir daha çaldı, annesi nerede kaldığını merak ediyordu…
“Hastanede nasılsa bana gerek olmaz…” diyerek yapılabilecek en makul hareketi yaptı ve direksiyonu – bir kez daha – evine doğru kırdı.
Aynı saniyelerde Nokia Tune sesiyle doldu bir kez daha araç… Kız arkadaşıydı bu seferki… Telefonu açtığında bir ağlama sesiyle daha karşılaştı, “Ya sabır…” diye içinden geçirdi…
“Ne, ne diyorsun? Bir daha söyle!”
Hıphızlı bir şekilde virajı dönen ve doğal olarak hızını alamayarak Kolon’a dalan ambulansın yarattığı gürültünün eşliğinde ağlayan bir ses gelmişti kulağına… Arka fonda susmak bilmeyen bir ambulans sireni vardı, bu karambolde bile ambulansın kafeye daldığını ve masaları tarumar ettiğini anlayabildi.
“Şimdi nasılsınız?”
Ambulans sireni susmuştu ancak bu sefer de arka planda bağrışlar duyuluyordu… Yine de sadece yere düşen Alperen ve Candan’ın kafalarını birbirlerine çarptıklarını, Ufuk’un da masaya ağzını çarptığı için dişinin kırılıp burnunun kanadığını öğrenebildi…
“Geleyim mi?”
Olumsuz cevap sonucu direksiyonu kırma gereksinimi duymadı, eve doğru yollandı. Ama aklına gelen bazı şeyler tekrar direksiyonu hastane yoluna kırmasını sağladı.
Dayısını en son 10 yaşındayken görmüştü ve Almanyalardan gelip de hediye getirmediği için küsmüştü. Bunu hatırlayınca, annesine Almanya’dan gelen dayı kavramına karşı olduğunu ve dayısını görmek istemediğini söyledi. Çünkü artık bir an önce sevgilisini görmek istiyordu, 14 yıldır görmediği dayısıyla da bir muhabbeti olamazdı zaten.
Ama annesi gelmesi konusunda ısrar edince kıramadı. Yüz metre ilerdeki kavşakta direksiyonu kırdı ve eve döndü.
14 yıl dayısını daha da itici bir insan yapmıştı. Dayısına çok kızdı çünkü binbir ısrar eve çağrılmasına rağmen konuşmasına bile izin vermiyordu. Yarım saat kadar oturduktan sonra gitti.
Saat dördü on geçiyordu, tekrar ayakkabısını giymek için çekmeceden çekeceği aldı.
Ayakkabısıyla olan münasebeti bitip, kapıyla münasebeti başlamadan önce telefonu acı acı çaldı. Bu sefer arayan erkek kardeşiydi. Senin gibi telefonun amına koyayım! dedi ve telefonu açtı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Alper Kaya nokta org © 2012, Alper KAYA