Saat Farkı

- Demek herkesin içinde bağırmıştı? diye sordu dedektif, artık bu davadan bezmiş bir şekilde.

Ağlamaktan gözleri ve dudakları şişmiş olan sarışın kadın – ki normal şartlar altında gayet güzel görünebilirdi ancak ablasının cinayeti için ifade verirken biraz paspal bir görüntüsü vardı – kafasını sallayarak onayladı. Elindeki not defterine bir şeyler karalamakta olan yardımcı dedektif Necmi kafasını kaşıdı…
- Yani, siz… Bu çocuğun annesini öldürebileceğinden bahsediyorsunuz? diye karıştı lafa.
- Siz söyleyin: Alkolikti, işsizdi ve annesi sürekli hayatına karışıyordu? Çıldırmaz mısınız?
Dedektifler cevap vermeyip başlarını salladılar. Aynalı kısma doğru onaylayıcı bir bakış attı baş dedektif Tahsin.
- Teşekkür ederim, bu zor gününüzde buraya kadar gelip ifadenizi tekrarladığınız için…
Gülümseyerek kapıyı açıp kadına yol verdi… Kadın da buruk bir tebessümle karşılık verip, diğer dedektif Necmi’ye de başıyla selam verip gitti…
- Çocuk suçlu ha? diye homurdandı Necmi.
- O kadar da emin olma… diye karşılık verdi Tahsin. Evinin önüne bir polis koyalım ve bekleyelim… deyip odadan çıktı…
Necmi arkasından bakıp düşünmeye başladı, sonra raporu tamamlamak için daha hızlı yazmaya başladı…
*
- Demek o gün bir gürültü duydunuz? diye tekrarladı dedektif Tahsin.
Kadın ürkek bakışlarıyla çevreye baktıktan sonra onayladı, eğildi, “İsterseniz size bir çay koyayım içeride konuşalım?”. Dedektif gülümseyerek kapıyı işaret etti, kadının telaşlanmasını anlayabiliyordu… İçeri girdiler, kısa bir holden geçtikten sonra ufaktan hallice bir mutfağa girdiler. Çay yeni demlenmiş olmalıydı ki, demlikten buhar tütüyordu hâlâ…
Radyonun sesini kıstıktan sonra bir sandalye daha çekip oturdu kadın, çayını karıştırmaya başladı… Kısa bir sessizlik olmuştu, ikisi de bir tarafın lafa girmesini bekliyordu… Dedektif Tahsin kalemi ve not defterini çıkartıp yeni bir sayfa açtı… Kadına baktı, “Ayça Hanım, o gün sabahtan akşama dek neler duyduysanız, neler gördüyseniz bana anlatmanızı istiyorum…”
Kadın camdan dışarı baktı, derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı…
*
Kapı açıldı, dedektif dışarı adımını attı; döndü, kadına gülümsedi…
- Eğer bir gelişme olur da iş resmiyete binerse ifadeniz için merkeze çağırabilirim sizi… dedikten sonra yürümeye başladı.
Yan evin önünde birisi dikkatini çekti; evet bu cinayetin baş şüphelisi olan çocuktu… Bir sigara yakmaya çalışıyor ancak rüzgar yüzünden bunu başaramıyordu. En sonunda sinirlenip çakmağı yere fırlattı… Derin bir nefes aldığını görebiliyordu dedektif. Dikkatle incelemeye başladı çocuğu… Bir süre önüne doğru baktı, muhtemelen çakmağın hâlâ çalışıp çalışmayacağını düşünüyor olmalıydı. Başını kaldırdı, dedektifle göz göze geldi; gözleri kan çanağı gibiydi! Bir an ürktü dedektif…
Çocuk doğruldu, aceleyle yaklaşıyordu dedektife… Ağzını açtı, kapadı… Bir an duraksadı, dedektif de bir kaç adım attı çocuğa doğru…
- Çok acı çekiyorum… diye fısıldadı
- Pişmanlık mı? diye sordu dedektif
Şaşırdı, “Neyin pişmanlığı?” diye sordu.
- Yok bir şey… diye kestirip attı dedektif.
Başını salladı çocuk, ya anlamamıştı ya da anlamamazlıktan geliyordu.
- İtiraf edersen suçun azalacak… Şu an elimde delil yok ama ufacık bir izde acımam… Hapiste annesini öldürenlere de iyi gözle bakmazlar ama dediğim gibi, itiraf edersen senin için bir kolaylık…
- Ne? Annesini öldürenler mi? diye dedektifin lafını kesti çocuk
Bir an duraksadı dedektif. Çocuk gerçekten masum olabilir miydi?
- Benimle merkeze kadar geliyorsun… diye kolundan tuttu çocuğun ve arabaya yöneldi dedektif
- Kim demiş? diyerek kolunu çekti ve kollarını kavuşturup kaldırımda durdu
Dedektif kimliğini gösterip arabaya doğru yöneldi: “Ben emrediyorum…”
Oflaya puflaya arabaya bindi çocuk…
*
- Size söyledim! Eve gelir gelmez yatmıştım, hatırlamıyorum o geceyi!
-Yaaa demek öyle, peki anneni kimin merdivenlerden yuvarladığına dair bir fikrin de mi yok küçük bey? diye sinirlenmeye başladığını belli ederek sordu Necmi
Ellerini yumruk yapıp masaya vurmuştu, çocuk titredi.
- Bütün hatırladığım o gece çok içtiğimdi… dedi çocuk, çaresizce bakıyordu.
- Ama teyzenin tek hatırladığı o değil… diye lafa girdi dedektif Tahsin. O gece hakkında farklı iddiaları var…
- Ne gibi? diye sordu çocuk
Dedektiflerin kafası karışmaya başlamıştı…
Masanın kenarında duran dosyanın içinde bir kağıt ve cebinden de bir kalem çıkartıp çocuğa uzattı dedektif Tahsin. “O günü, sabahtan itibaren olmak üzere yaz! Neleri hatırlıyorsan!”
Odadan dışarı çıktıklarında durdu, döndü. “Bugün…” diye lafa girdi; “..bana ‘Çok acı çekiyorum’ derken neyi kastetmiştin?”
- Ah, dedi çocuk. Sizi Ayça Hanımın uyuşturucu satıcısı sevgilisi sanmıştım…
Sonra önüne dönüp yazmaya devam etti…
*
- Çocuk hem esrarkeş, hem ayyaş… dedi Necmi
- Eee? diye bilmezlikten geldi Tahsin
Bunu hep yaparlardı. Bir vakayı araştırırken birbirlerinin fikirlerini sorgularlardı…
- Eee’si, ideal ikili işte… Cinayet işle, unut gitsin! Nasılsa sarhoşsun?
- Bu kadar kolay değil Necmi…
Tahsin’in kafasına takılan bir şey varsa, haklı çıkana kadar mücadele ederdi. Necmi ise genelde O’na ayak uydurmaya çalışırdı… Şimdi bir çok fikir ortaya sürüyor, bir şeyler karalayıp duruyordu ama gene haklı çıkanan Tahsin olacağını biliyordu; bir insanı boşuna baş dedektif yapmazlardı…
- Necmi… Bu işi iki haftadır çözemiyoruz… Şu resmi ifadeleri bir daha inceleyelim mi? dedikten sonra masasının gözünden üç dosya çıkarıp masaya dizdi. Son anda aklına geldiğini gösteren bir yüz ifadesiyle de çantasından not defterini çıkarıp bir yaprak kopardı; bu komşunun resmi olmayan ifadesiydi…
Bütün dosyaları açıp aynı anda dört ifadeyi de incelemeye başladılar…
*
- Ne, saatime mi bakmak istiyorsunuz? diye sordu şaşkınlıkla kadın
- Bakmakla kalmayıp küçük bir inceleme yapacağız… diye soğukkanlılıkla cevap verdi Necmi
- Ne yani, siz benim katil olduğumu mu düşünüyorsunuz? dedikten sonra ukalaca bir kahkaha koyverdi
- Aksini ispatlamak sizin elinizde, bayan… diye lafa girdi bu manasız sohbetten sıkılan dedektif Tahsin
Duraksadı kadın, yanındaki koltukta oturan maktulün kocasıyla göz göze geldi. Adam gözlerini kaçırmıştı. En sonunda derin bir nefes koyverip saatini çıkarıp uzattı…
Yanlarında getirdikleri laboratuvar çantasına uzanırken, dedektif Tahsin söze girdi:
- Çok ilginç bir durum var, biliyor musunuz?
Cevap vermediler.
- Merdivenlerden düşen kadının bacaklarında morluk var. Bu ifadenizin bir kısmını doğruladı… Ancak dört ifadeyi de kıyas ettiğimizde…
- Dört mü? diye lafı kesti maktülün kocası
- Evet, komşuyla ve oğlunuzla beraber dört… Neyse… Çelişen tek nokta neydi biliyor musunuz?
Gene bir cevap gelmemişti…
- Cinayetin saati… Üç ifadede de saatler tutarken, bir ifadede 20 dakikalık bir sapma vardı… Başta bu önemli değildi.. Immm…
Çantayı açıp aletleri çıkartırkan bir keskiyle parmağını çizmişti… Kan kravatına damladıktan sonra parmağını emip akışı durdurdu, cebinden bir mendil çıkarıp kravatını sildikten sonra sözlerine devam etti dedektif Tahsin.
- Ancak aklıma gelen şeyi pratikte düşündüm. Morga bir kez daha girdim… Kesikler çoktu. Çok ve seri kesiklerdi… Ve bunlar kesinlikle uyuşturucu kullanan ve cinayet esnasında sarhoş olan birinin atabileceği bıçak darbeleri değildi… Üstelik her yanı da kana bulardı böylesi…
Duraksadı; bir fısfıs çıkarıp saate sıktı… Bir fıs da kıravatına sıktı…
- Daha sonra ifadeleri tekrar gözden geçirdim. Sonuçta ifade alınırken olay anındaki duygular direk yansır kağıtlara… Tek sapma sizinkindeydi… dedikten sonra bir dosyadan kağıt çıkartıp uzattı kadına
Bir fener benzeri ışığı kravatına tuttu, ufacık bir mavi damla gözüküyordu… Işığı kapattı, hiçbir şey yoktu… Karşısındaki ikiliye bakıp gülümsedikten sonra sözlerine devam etti:
- Kanı sildikten sonra eğer çamaşır suyuyla temizlemezseniz, sonsuza kadar orada kalır ve sadece bu ışıkta mavi bir renk verir… dedikten sonra ışığa bastı ve saate doğrulttu…
Camından kayışına kadar her yer maviydi. Kadın ağlamaya başladı…
- Evet, dediğim gibi, kesikler çok fazla ve seri haldeydi… Yani bu kesikleri yapan kişinin kolu kan içinde kalabilirdi… Bu da saati tam görmesine engel olurdu… Küçük ama önemli bir nokta, değil mi? Ama bir insan neden kardeşini öldürüp suçu yeğenine atar ki?
Kadın daha yüksek sesle ağlamaya başladı, adam onu teselli etmek için omzuna sarılmıştı…
- Çünkü bir yasak ilişki vardı değil mi? Komşunun ifadesine göre, çok fazla gürültü ve çığlık koptuktan yarım saat sonra bir adam – ki sokağın lambası yanmadığı için tam görememiş – elinde bir çöp torbasıyla dışarı çıkmış ve çöp bidonuna o torbayı koymuş…
Bu sefer adam da çökmüştü…
- Evet, ilginç değil mi? Bir insanın, aşkı uğruna hem karısını öldürtüp oğlunu da hapse sokabilecek kadar gözü dönebiliyor… Nasıl bir hayat bu?
Gene cevap gelmemişti, iki katil birbirlerine sarılıp ağlamaya başlamışlardı ki, daha fazla buna katlanamayacak ve karnı da acıkmış olan dedektif Tahsin kelepçeleri çıkartıp bileklerine taktı… Bir yandan da fast foodçuların hala açık olup olmadığını düşünüyordu…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Alper Kaya nokta org © 2012, Alper KAYA