Sinan Yılmaz ile Röportaj
extensor, bilhassa Anadolu kulüplerine ağırlık verebilen ender futbol bloglarından biri. Süper Lig’deki takımlara dair yaptığı ve sık sık güncellediği “incelemeler”iyle de farkını ortaya koyuyor zaten… Ben de futbolla ve röportajla ilgilenen biri olup, üstüne bir de aynı ortamda(blogger) yazınca ikimiz, bu röportaj kaçınılmaz oldu…

Alper Kaya – Merhaba, öncelikle kimdir bu “extensor”, neden girmiştir blog işlerine ve nasıl bu kadar duyulmuştur blogu? Yani, işin ustasından “mutfak sırrı”nı öğrenebilir miyiz?
extensor * extensor, bir kas ismi. Ben uzun yıllardır vücut geliştirme sporuyla da ilgilenen biriyim. Ve extensor da ilk öğrendiğim kas ismidir. Sonra iyi bir karizması olduğuna inanıp nick yaptım kendime… Blog işine girişim ise, çakır keyif olduğum bir gecenin ardındandı. Geçen yıl temmuz ayında tanışmıştım futbol bloglarıyla. Daha doğrusu Aceto Balsamico ile. Kendisini 3-4 ay kadar takip ettikten sonra, alkolün de verdiği cesaret etkisiyle açmıştım blogu. Hatta başında www olması da biraz alkoldendir (gülüyor) Ben www’.’extensor… Şeklinde alabileceğimi düşünürken… Sanırım İngilizce ‘o olmaz bunu verelim’ gibi bir ibare geldi önüme. Ben de anlamadan kabul ettim. Blogun ismi de böylelikle wwwextensor olarak kaldı… Blogu duyurmak konusu ise önemlidir. İlk 3-4 ay benim bloguma giren çıkan yoktu sanırım. Öyle, kendim yazıp kendim okuyordum. Sonra Blogidmanyurdu ağına katılmam okuyucu kitlesiyle tanışmamı sağladı. Fakat hep şuna inanırım… Ama 3 ay sonra, ama 5 ay sonra… Blog kaliteliyse, mutlaka kendisini tanıtır. Yazarın yapacağı reklam sadece bu süreyi hızlandırmaya yarayabilir. Ha bu arada işin ustası falan olduğumuz yok. Daha yeni, genç bir yazarız. Belki seneler sonra.
- Anadolu takımlarını iyi takip ettiğiniz aşikar. “İncelemeler”iniz de cabası… Nasıl bu kadar yakından takip ediyorsunuz Anadolu futbolunu?
* Yıllardır süre gelen bir hobi bu. Türkiye liglerini, Avrupa liglerinden daha çok sever ve seyrederim. Arada bir yazıyorum incelemelerde de bu hikayeyi… Daha çocukken, İnternet erişimi bu kadar kolay değilken… Ligin başladığı gün gazeteler, 18 takımın kadrolarını verirlerdi. Ben de sırf o kadrolara ulaşabilmek için, bakkalda ne kadar gazete varsa toplardım. Birçok takımın birçok oyuncusunu defalarca seyretmişimdir. 4 büyük takımın maçlarını da yorumlarken hep çift taraflı yorumlarım. Sanırım bu işi bu şekilde yapabilen bir spor yazarı yok bu ülkede… Atıyorum, Galatasaray – Gaziantepspor’la oynarken, maça Gaziantepspor’un da gözünden bakabilecek bir yazar yok! Benim bunu yapabiliyor olmam, Anadolu takımlarını takip etmem için daha da cezp ediyor beni.
- Stattan izleyip de en çok etkilendiğiniz maç neydi? Neden?
* Çok eski bir maç… Belki 1998-99 sezonu falan. Bir üçüncü lig maçı… Çocuğum o zamanlar. Lüleburgaz dışında bir yer görmemişim. Ve Lüleburgazspor, adını şuan hatırlayamadığım bir takımla maç yapıyordu. Kendi sahamızda ve kazanamazsak küme düşeceğiz, amatör lige. Son hafta… Durum 0-0’dı. 90. dakika da Lüleburgazspor da 8 numaralı oyuncu, ceza sahası dışından şutu çıkarmıştı. Gol oldu! Son saniye golüyle ligde kaldık. Stat yıkılıyor sandım. 3-4 bin kişi herkes birbirine sarılıyor, hayatımda öyle bir sevinç görmemiştim. Futbolun büyüklüğünü ve güzelliğini o gün anladım sanırım. Ve o gün bu gündür esiriyim bu oyunun.
- Sizce Anadolu takımlarının bir türlü şampiyon çıkartamamasının sebebi nedir? İleride çıkar mı bir şampiyon, çıkar diyorsanız kim daha yakındır?
* Bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım, Sivasspor şampiyonluğa giderken. Neden şampiyon olamayacaklarını anlatan bir yazıydı. Linki de şurada hatta http://wwwextensor.blogspot.com/2009/03/sivasspor-neden-sampiyon-olamaz-arz.html ben iktisatta ki arz talep dengesine, yani biraz ‘tamamen duygusal’ faktörlere bağlamıştım bu durumu. İleride çıkar mı derseniz, bilemem. Zaten bu yüzden seviyorum bu oyunu, çoğu zaman ne olacağını tahmin edemiyorum.
- Galatasaray ve Fenerbahçe’nin geçen sezonun aksine bomba gibi başlamaları ve 7 maçlık maratonda atılan ve yenilen goller de dahil olmak üzere ciddi manada müthiş bir performans göstermeleri, 10. haftadaki derbiyi daha bir önemli kılıyor. Sizce derbiye kadar namağlup unvanlarını kaybederler mi? Derbide Galatasaray şanssızlığını kırar mı?
* Galatasaray uzun süredir, hiç olmadığı kadar güçlü çıkacaktır Fenerbahçe karşısına, bu şüphesiz. Ama Fenerbahçe’nin Kadıköy de her halükarda % 70 şansı vardır gözümde. Bu maç, içerisinde çok farklı dinamikleri barındıran bir maç… Galatasaraylı oyuncular bir gol yese, ‘yine mi yeniliyoruz’ psikolojisine girmekten alı koyamıyorlar kendilerini. Sonrası da çorap söküğü gibi geliyor. 10. haftaya kadar Fenerbahçe’nin puan kaybedeceğini düşünüyorum bu arada. Ama derbi de bence ibre Fenerbahçe’den yana.
- Güney Amerikalı spikerin bile CSKA maçında “2 kupayı nasıl almışlar?” dediği Beşiktaş’ta neden işler rast gitmiyor?
* Birçok unsur var birbirini etkileyen. Mesela takımda bir tane saf kanat oyuncusu yokken sürekli kanada ağırlık veren bir sistemle oynanmaya çalışılması. Nobre Bobo ve Batuhan’ın küstürülmesi, Nihat’ın hazır olamaması takımı gol yollarında etkisiz kıldı. Bir türlü yetiştirilemeyen transferler. Ayrıca sakatlıklar, kadro içerinde ki ücret dağılımda eşitsizlikler… Belini bir türlü doğrultamadı takım. Ligin 10. haftalarından sonra kendilerine geleceklerdir. Ama tam o süreçte yapılacak bir teknik adam değişikliği her şeyi daha da beter edebilir. Teknik adam değişikliği gelecekse hemen şimdi gelmeli yâda hiç gerçekleşmemeli.
- Milli takımda işler iyi değil… Bir “Ersun Yanal laneti” mi, nedir hata? Neden olduramıyoruz basit maçları da bütün maçları ‘final maçı’ olarak nitelendirerek 70 milyonca strese giriyoruz?
* Öncelikle başarılı olduğumuzda bu hususu eleştiremedik bizler. Ben geçen sene ki oyundan ve yarı finalden zerre zevk alamadım mesela. Eminim benim gibi zevk alamayan, oyundan tatmin olmayan birçok insan vardır bu ülkede. Peki, kim söyleyebildi bunu? Hangi yazarımız dillendirebildi? Bizim oyun karakterimiz bu yaftalaması yaptılar çıktılar. Bir de şimdi, ‘biz kontrollü oyun oynayamayız’ zırvalıkları çıkardılar. Öncelikle bu mantalitenin değişmesi lazım. Ve ben doğru yolu yabancı bir teknik direktörün getirilmesi olarak görüyorum. Mesela Neskens’e rica edelim, Rijkaard Galatasaray’a fazlasıyla yeter o da milli takımımızla ilgilensin.
- Türkiye’de futbolcular, futbol dışında adeta birer “vasıfsız işçi”. Halbuki yurt dışında kitap yazanı, müzik albümü çıkaranına kadar bin çeşit topçu var… Ha, gerçi Muhammed Hanefi gibi tıp mezunu topçularımız olsa bile çok ama çok azınlıkta. Sizce bunun temel sebebi nedir?
* Futbol fakir sporu… Ve büyük emek isteyen bir spor… Hem okul hayatınıza devam edip, hem bu sporu yapmak çok kolay değil mutlaka. Ha Avrupa da nasıl yapıyorlar diyorsanız, orada oturmuş bir sistem var ve nüfusun genelinin kültür seviyesi yüksek. Mesela Mehmet Topuz’un anne babası okuma yazma biliyor mudur? Peki ya İngiltere de her hangi bir oyuncunun anne babası? Çevresi? Belki 50 sene sonra, ülkemizle doğru orantılı olarak oyuncularımızın da kültür seviyesi artacaktır.
- Futbola dair veya ucundan kıyısından futbolu işleyen filmler var, sizin yeşil sahalardan kopup gelen favori filminiz hangisidir?
* Hooligans. Bu film çok etkilemişti beni.
- Türkiye’de oynamış ve oynayan oyuncular arasından bir ilk 11 belirleseniz kimleri alırsınız ve teknik direktörü de kim olur?
* Benim en sevdiklerimi yazayım o halde.
Kale: Mondragon
Savunma: Perez – Popescu – Uche – Ergün
Orta saha: Hami – Hagi – Samuel Johnson – Prekazi
Forvet: Hooijdonk – Jardel
Teknik Direktör: Karl Heinz Feldkamp
- Çok teşekkürler, nice bloglamalara…
* Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin
